1. YAZARLAR

  2. Oral Çalışlar

  3. 'İki Türkiye'den 'öteki'ne manzaralar...
Oral Çalışlar

Oral Çalışlar

Radikal
Yazarın Tüm Yazıları >

'İki Türkiye'den 'öteki'ne manzaralar...

A+A-

Almanya'da Erdoğan'ın mitingi nedeniyle ortaya çıkan ikili tablo da bir kez daha gösterdi ki, kutuplar sivrileşiyor.

'Polis göstericiyi öldürürse’ başlıklı yazım nedeniyle, her zamanki gibi değişik tepkiler aldım. Bu yazıda; Okmeydanı Cemevi’nde cenazeye gelen Uğur Kurt’un bir polis kurşunuyla yaşamını yitirdiği olaydaki polis şiddetini eleştirmeyi denedim. Türkiye’deki kamplaşmayı, Başbakan Erdoğan’ın ve muhalif kesimlerin ruh halinin arka planını, nedenlerini; anlamaya çalışan değerlendirmeler yaptım. 

Yazıya değişik tepkiler gelebileceğini biliyordum. Daha önceki birçok yazımda da söz ettiğim gibi; ülkemizdeki her gelişme, her yeni olay, “iki Türkiye” tablosunu, daha da sert kutuplar halinde gözler önüne seriyor. Türkiye, ilk kez iki kutup haline gelmiyor. Bu kamplaşmanın kökleri; Cumhuriyet’in kuruluşuna, hatta daha eski dönemlere kadar uzanıyor. 

“Dindarlar-laikler”, “İslamcılar-Atatürkçüler” diye ifade edilebilecek kültürel çatışma ve sosyolojik kamplaşmada; düne kadar ve yüz yıl boyunca, asıl olarak, “laik modernistler”, “merkez”i temsil ettiler. Güçlerini; büyük burjuvaziden, bürokrasiden ve askerden aldılar. Ancak alttan alta, çok partili rejim döneminin başlangıcından itibaren; onların iktidarını tehdit eden, “merkeze karşı çevre” diyebileceğimiz (daha çok muhafazakar yönelimli) bir siyasi direniş de, varlığını, yoğun olarak hissettirdi. 

Refahyol şoku 

Refahyol hükümeti ile, İslamcılar ilk kez iktidara ortak olduklarında; “merkez”, bir şok yaşadı. 28 Şubat post modern darbesiyle; bu “tehlike”, “bertaraf” edilebildi. Ancak, 2002 seçimleriyle birlikte yeni bir koridor açıldı. Çevreden gelenler; değişik darbe girişimlerini, müdahaleleri bertaraf ederek; merkeze yürüyüşü sürdürüyorlar. 

Çevreden gelip merkeze egemen olanların siyaset kültürü de, otoriterlikten bağımsız bir gelişim göstermiyor. Politika dünyamıza egemen olan tek adam zihniyetini, uzun uzun anlatmaya gerek yok… 

Bu kadar çok seçim kazanan ve bürokratik eliti iktidardan uzaklaştırabilen bir siyasi başarı; kendi içinde taşıdığı zaaflarla, toplumsal ayrışmayı daha da derinleştirici hatalar yaptıkça; kutuplaşma, giderek tehlikeli bir tırmanış gösterdi. 

Almanya’da Erdoğan’ın mitingi nedeniyle ortaya çıkan ikili tablo da bir kez daha gösterdi ki, kutuplar sivrileşiyor. 

Kutupların sert uçları içinde yer almak kolay ve bir anlamda rahatlatıcı. “Üçüncü bir ses”e, her zamankinden daha fazla gerek bulunuyor. Kutuplaştırmayan, ötekileştirmeyen, karşıdakini anlamaya çalışan, başarı ve başarısızlıkları, vizyonları ve vizyonsuzlukları gerçekten ifade edebilen bir “üçüncü ses”… Söylemesi kolay olsa da; yeni bir ses ortaya koyabilmek, çok basit birşey değil. 

Bunları belirttiğimde; bir kesim, “Sen asıl Başbakan’a bak. Onu eleştir” diyor. Sorunun, Başbakan’ın “ötekileştirici” tutumundan kaynaklandığına vurgu yapıyorlar. Başbakan’ı destekleyenler ise; asıl sorunun, seçim yenilgileriyle iktidarlarını yitiren ve bu nedenle “kaybeden” psikolojisine giren kesimlerin, meşruiyet dışında çözüm aramalarından kaynaklandığını iddia ederek; nerdeyse her konuya bu şablonla yaklaşabiliyorlar. 

Tabloyu kendimce böyle okumaya çalışıyorum… Şimdi, sizi, okurlardan gelen farklı tepkilerle baş başa bırakıyorum. 

Mektuplar 

1. “Memleket ne duruma gelmiş. Hala yazılarınız kalın harflerle yazılmış ‘darbe tehlikesi yok’ diye başlıyor. Yazılarınızdan çıkan algı çok net: Erdoğan darbeleri ortadan kaldırdı ya, ne yaparsa yapsın haklıdır.” 

2. “Ne şiş yansın neden kebap. Siz var ya siz! RTE hayranlığınız, onun Büyükada ziyaretinde sizinle karşılaşıp ve sizinle sohbet etmesinden mi?” 

3. “Memleketin bu hale gelmesinin asıl sorumlusu, maalesef özünde demokrasiyi sindiremeyen ve bulunduğu konumun gerektirdiği hassas düşünme yeteneğinden yoksun birisinin gereğinden fazla gücü elinde toplamasıdır. Sizin gibiler, yani bu ortamın çanak ortakları, gereken fazileti gösterip, eleştirmeyip, aksine pohpohladığınız için, sonunu göremediğimiz bir karanlığa gidiyoruz. Maalesef ileride bunun sorumluluğundan kurtulamayacaksınız.” 

4. “Oral Abi! Adamlar polisi canlı canlı yakmaya çalışıyor, bomba atıyor, molotof atıyor. Polis ne yapsın abi! 20 yıldır Berlin de yaşıyorum abi! Sıkıysa Berlin’de yapsınlar bunları, adamı hemen vururlar. Polisi de eleştirelim, ama onlar da insan abi! Lütfen biraz insaf.”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.