1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. İKİ ÖRGÜT TEK HEDEF
İKİ ÖRGÜT TEK HEDEF

İKİ ÖRGÜT TEK HEDEF

A+A-

Ergenekon davasıyla birlikte Türkiye’nin kirli geçmişiyle yüzleşmesi için çok önemli bir fırsat doğdu. Bu davanın sonucu ne olursa olsun artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu süreçte PKK-Ergenekon bağlantısı da ortaya çıktı.

Aşırı vatanseverlik vurgusu yapan kişilerin, PKK terör örgütüyle olan ilişkleri özellikle üzerinde durulması gereken bir konu.

Dağlıca baskınındaki soru işaretleri bitmeden Aktütün baskını gerçekleşti. Aktütün baskını bardağı taşıran son damla oldu. 17 vatan evladının göz göre göre, 3’lü istihbarata rağmen şehit edilmesi Türk kamuoyunda büyük bir travma yarattı.

Bütün medya grupları ‘birliktelik’ içerisinde, Türkiye tarihinde görülmemiş bir şekilde bu olayın üzerine gitti. Şüphesiz bunda Ergenekon’da ortaya çıkan bilgi ve belgelerin katkısı oldukça büyük.

Biz de Ergenekon-PKK ilişkisini, Aktütün baskınını; 28 Şubat sürecinde sıcak darbeyi deşifre eden ve yine o süreçte bazı Askeri yetkililerle Öcalan ilişkisini tespit eden Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu’yla konuştuk…          

 

RÖPORTAJ: EROL METİN/AKTİFHABER   

                         *** ***

Röportajın Birinci Bölümü

Ergenekon&PKK bağlantısı ile ilgili dehşet bilgiler ortaya çıktı. Bu bağlantı aynı zamanda Ergenekon iddianamesinde de yer alıyor. Sizin de bu konuyla ilgili kitaplarınız var, verdiğiniz demeçler var. Bu noktada şunu sormak istiyorum: Son dönemdeki PKK saldırılarının artmasında iki örgüt arasındaki eylem birlikteliğinin etkisi var mı?

28 Şubat süreci içinde Türkiye, Susurluk skandalının üzerine gidebilseydi Ergenekon terör örgütünün izlerini 12 yıl önce yakalayacak, belki de 1997’den günümüze kadar işlenmiş birçok siyasi cinayetlerin önü de kesilmiş olacaktı. En önemlisi de demokratik ve yasal bir seçimle iktidara gelmiş bir siyasi parti antidemokratik yollarla iktidardan uzaklaştırılamayacaktı.

28 Şubat Sürecinde PKK Tehlikesi İkinci Plana İtildi…

28 Şubat sürecinde ülkenin yaklaşık 30 ila 50 milyar dolarının hortumlanması ile Türkiye’nin ekonomik kaosa itilmesi, yargının bağımsızlığına gölge düşürecek faaliyetler, iç ve dış savunma mekanizmalarımızın sekteye uğratılması, MGK’da alınan karar ile irticai tehlikenin bölücü örgütten öncelikli tehdit olarak kabul edilmesi bu sürece damgasını vurmuştu. En önemlisi ise bu  süreçte PKK terör örgütünün sözde Avrupa sorumlusu ile bazı rütbeli askerlerin, siyasi iradenin ve TSK’nın kurumsal iradesinin dışında yaptığı yasal olmayan görüşmelerin Emniyet İstihbarat Dairesi tarafından ortaya çıkarılmasıydı.

PKK örgütünün elebaşısı Abdullah Öcalan, yargılandığı mahkemede bu görüşmeleri ayrıntısıyla anlatmıştı.

Bu ve buna benzer iddialar ve bu iddiaları destekleyecek açıklamalar günümüze kadar birçok basın yayın kuruluşlarında yer aldı. En önemlisi ise yaklaşık iki yıl önce başlayan Ergenekon terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlar sonucunda Cumhuriyet Savcılarınca hazırlanan iddianamede; Ergenekon terör örgütünün PKK, Hizbullah, Dev-Sol, Hizbuttahrir örgütleri ile ilişkileri ve bu örgütleri kullandığı açıkça iddia edildi.

 Dağlıca ve  Aktütün Karakollarına yapılan saldırılar ile Balıkesir Altınova ve Adana’da meydana gelen etnik kışkırtmaların arkasında PKK- Ergenekon eylem işbirliğinin olup olmadığının anlaşılabilmesi için, öncelikle bu iki örgütün eylem stratejileri ve uzun vadedeki amaçlarını ortaya koymamız gerekir diye düşünüyorum.

İki Kardeş Örgütün Ortak Stratejisi…

PKK terör örgütü Marksist leninist bir ideolojiyle Irak, İran, Suriye ve Türkiye’den koparacağı topraklarda sözde Birleşik Kürdistan Devleti kurma amacıyla örgütsel faaliyetlerine başladı. Öcalan’ın Türkiye’ye bir psikolojik harekât sonucunda kendisini kuran güçler tarafından teslim edilmesinden sonra örgüt, sözde Kürdistan devleti projesinden vazgeçerek Türkiye’de huzur ve istikrarın, birlik ve beraberliğin bozulması amacıyla etnik bir ayrışma ve çatışma yaratacak eylemlere imza atmaya başladı. Örgüt, bu provokatif eylemleri ile Türkiye içinde bir Türk-Kürt ayrışmasının tohumlarını dış ve iç güçlerin bir taşeronu olarak atmaya devam ediyor.

Yeni Ergenekon Terör örgütü de Türkiye’de demokratik bir biçimde seçimle gelmiş hükümeti, iktidardan antidemokratik bir şekilde uzaklaştırmak için ülkenin huzur ve istikrarının bozularak kaos ortamlarının yaratılması adına Türk-Kürt, Laik-Antilaik vs. etnik ve dinsel ayrışma ve çatışma ortamlarının yaratılması provokasyonlarını ve eylemlerini organize ediyor.

Gerek PKK, gerekse Ergenekon amaç birliği içinde hükümeti hedef almış bir durumda. Zira Türkiye’de geçmiş yıllarda yaşandığı gibi seçimle gelmiş iktidarlar terör yaratılarak, terörle mücadelede başarılı olmadıkları yönündeki stratejilerle yıpratılarak iktidardan antidemokratik bir biçimde uzaklaştırılmışlardır.

PKK’yı Ergenekon Korkusu Sardı…

PKK, yerel seçimler, DTP’nin kapatılma davası, Irak’ta muhatap alınma, Ergenekon terör örgütü ile ilişkilerinin ortaya çıkması gibi kaygılarla kendisini kuran ve kullanan iradelerin kontrolünde ve desteğinde eylemlerini hem kırsalda hem de metropollerde artırarak devam ettirmek isteyecektir. Bu şekilde örgüt içindeki farklı düşünceleri bastırmak ve tabanına güçlü olduğu mesajını vermiş olacaktır. Ayrıca yapacağı sansasyonel ve kanlı eylemlerle de  Emperyalist güçlerin, Türkiye’nin içine kapatılması, bölgesinde inisiyatif almaması, bölgesel bir güç olmasının önlenmesi amaçlarına da hizmet etmiş olacaktır.

Ergenekon yapılanması ile ilgili olarak toplumun bazı kesimleri şüphe içindedir. Bu yapının illegal faaliyetleri ülkede kaos, istikrarsızlık yaratma gayretleri; naylon terör örgütlerini kurdurup kullanma ve dış bağlantıları Türk toplumuna tam olarak anlatılamamıştır.

İki örgüt ortak strateji doğrultusunda harekete mi geçtiler?

İhanet Çemberi isimli kitapta bunları açıkça yazdım. Dikkat ederseniz böyle birtakım düşünce üreten kuruluşlar da mesela Sedat Laçiner, bu son Aktütün saldırısına “Ergenekon-PKK birlikteliği” dedi. Bu medyada yer aldı.

 

Dirik Dağlıca Bilgilerini Niçin Ergenekoncuya Verdi Ve Orası Bir Yıl Sonra Basıldı? 

 

Sizin dediğiniz gibi…

Evet biz bunları çok önceden söyledik. Yavaş yavaş herkes bizim dediğimize geldi. O zamanlar PKK’yla Ergenekon işbirliği iddiamızı görmezden gelmeye çalıştılar. Sanki biz bir hayal mahsulü yaratmışız gibi. Kesinlikle böyle bir şey yok. Emniyet’te İstihbarat Daire Başkanlığı’nı yapmış bir kişi olarak böylece bu işin sorgulanmasının önünü açtık. Dikkat ederseniz çok ciddi anlamda da sorgulanıyor. Aktütün Karakolu’ndan önce Dağlıca’ya gelelim. Şimdi Dağlıca’da ne vardı? Dağlıca da hatırlarsanız gene aynı şekilde PKK tarafından basıldı. 13 askerimiz şehit edildi burada. Fakat Dağlıca’da daha sonra birtakım gelişmeler oldu. İçerden PKK ile işbirliği yapan askerler olduğu iddiası falan birçok iddia ortaya atıldı.

Ama orada şu önemliydi: Oranın yarbayı olan Onur Dirik’in Ergenekon zanlılarından bir bayana, bu Dağlıca baskınından bir yıl önce bütün bu bölüğün stratejik bilgilerini verdiği; yani nerede konuşlanmış, nerde nöbet tutuluyor… Bunların hepsini verdiği Ergenekon iddianamesinde yer aldı. Bakın bu çok önemli. Şimdi buna baktığınız zaman birde işte Dağlıca öncesinde ve sonrasında, günümüzde birtakım açıklamalar var. Mesela nasıl açıklamalar var? PKK lideri Öcalan diyor ki; Levent Ersöz’ün yani eski Jandarma İstihbarat Başkanı’nın, kaçak olan başkanın, şu anda cezaevinde olan yardımcısı olduğu iddia edilen bir albayın kendisiyle görüştüğünü söylüyor. PKK lideri Öcalan söylüyor bunu. Ondan sonra bakıyorsunuz Şükrü Gülmüş, esas tabii bunlar Tuncay Güney’in de ifadelerinde var. Gülmüş  Tuncay Güney’in ifadelerini doğrulayarak diyor ki: “Evet PKK’yla Ergenekon arasında çok ciddi bağlar var. Bunu da Duran Kalkan sağlıyordu” diyor. Şimdi baktığınız zaman birçok PKK’lının böyle bir açıklama yaptığını görüyorsunuz. Medyaya düştü Şemdin Sakık…

Şamil Tayyar’a mektup göndermiş…

Evet Sakık, Şamil Tayyar’a yazdığı mektupta bu konuları doğrulayan çok önemli iddialar ortaya atıyor. En önemlisi şu; biraz önce benim söylediğim, buna nasıl vardınız diye söylediğiniz zaman bakın bir kere Ergenekon terör örgütünün stratejisi ne, ne yapmak istiyor?  Hani ülkede Amerika’ya karşı çıktığını, yabancı ülkelerin emperyalizmine karşı çıktığını iddia ediyor. Ama bakıyorsunuz mesela şu anda tutuklu bulunan sanıklardan biri, Mersin’de bayrak-Kuran üzerine yemin ediyor ama Türk-Kürt ayrımı ile ilgili çok ciddi bir fişleme yaptığı ortaya çıktı. Bir Türk-Kürt çatışmasına yönelik faaliyette bulunduğu ortaya çıktı. Mersin çok önemli bir şehir. Orası birçok Kürt vatandaşlarımızın yaşadığı bir yer. Orada ülke aleyhine hain listeleri hazırlanmış. Bu ortaya çıktı. Şimdi PKK’ya bakıyorsunuz PKK’nın ilk kuruluş amacı Suriye, Türkiye, İran ve Irak üzerinde Birleşik Bir Kürdistan Devleti kurmak gibi bir şey ama tabii uzun vadeye yaydılar tahmin ediyorum. Şu anda PKK’nın böyle bir iddiası yok. Bilhassa Öcalan 99’da yakalandığında. Şimdi PKK ne yapıyor? PKK bizim Güneydoğu’da yaşayan veya Türkiye’de yaşayan Kürt vatandaşlarımızı temsil ettiği iddiasıyla hareket ediyor. PKK’nın genel stratejisi şu anda bir Kürt-Türk savaşı çıkarmak; Ergenekon’a da bakıyorsunuz aynı noktada birleşiyorlar.

Bu noktada eylem birliktelikleri var…

İki örgütün de hem genel stratejileri böyle hem eylem birliktelikleri böyle.

Son dönemdeki saldırılar bundan dolayı mı arttı?

Dağlıca’yı söyledik. Dağlıca da basıldı. Kimseyi itham etmiyoruz ama bunun sorgulanması gerekir. Bunu başta Türk Silahlı Kuvvetleri sorgulamalı. Dağlıca’daki stratejik noktalar, nöbet noktaları falan niçin bu Yarbay Dirik tarafından o Ergenekon zanlısına verildi ve bir sene sonra orası niçin basıldı? Bu bir. İkincisi ise yine bakın son günlerde ortaya çıktı. Birtakım PKK’lıların geçişleri var Türkiye’ye. Yani sınırdan geçiyorlar. Dağlıca’da şehit olan bir asker not defterinde diyor ki; PKK’lılar önümüzden geçiyor. 15 kişi, 20 kişi neyse hepsini vurabiliriz ama emir gelmiyor diyor. Bugüne kadar PKK’ya karşı Güneydoğu’da mücadele etmiş birçok komutan örneğin Pamukoğlu paşa başta olmak üzere, PKK’ya ağır zayiat verilecekken operasyon emri verilmediğini büyük kanallarda açıklıyor. PKK terör örgütü Türkiye’de özellikle kurduruldu. Örgütün gayesi birlik ve bütünlüğümüzü bozarak Türkiye’de ayrışmayı sağlamak. Kürt vatandaşlarımızla Çanakkale’de birlikte savaşmışız, Balkanlar’da savaşmışız. Yıllardır emniyet müdürlüğü yaptım. Kürt-Türk ayrımı yapıldığını hiç bilmiyordum. Bizim gençlik dönemlerimizden söylüyorum. Öyle bir şey aklımıza da gelmiyordu. Bakın şimdi bu iş kaşınılmaya çalışılıyor.

 

Ergenekoncu Askerlerin 28 Şubat’ta Öcalan’la Derin Teması

 

İhanet Çemberi adlı kitabınızda, “28 Şubat sürecinde Emniyet İstihbarat Dairesi’nin üzerine Öcalan’ın askeri bağlantılarını tespit ettiğimiz için gelindi” dediniz. Ergenekon’da çıkan belgeler ışığında bugün tespit edilen o bağlantı için neler söyleyeceksiniz?

Türkiye’de her olayı Ergenekon’un yaptığını iddia etmek yanlış olur. Çünkü ispat etmemiz gerekir hukuk devletlerinde. Ama saydığımız gerçekler söylenmezse insanların kafasında soru işareti kalır. 28 Şubat süreci içerisinde Emniyet İstihbarat Dairesi’nden biz, Abdullah Öcalan’la görüşen birtakım askerler tespit ettik. Öcalan’la telefonla görüşen... Kitapta açıkça yazdım. Hem İhanet Çemberi’nde hem Deşifre’de var.

Bizzat Öcalan’la görüşenleri tespit ettiniz değil mi?

Öcalan’la irtibat kuran, öyle söyleyelim. O zaman PKK’nın sözde Türkiye’deki bütün cezaevlerinden sorumlusu olan Sabri Ok vardı. Bursa Cezaevi’nde yatıyordu. Biz onu izlemeye almıştık. Çünkü cezaevi içerisinde örgütü idare etmeye çalışıyordu. Bunun konuşmalarından DEHAP’ın yönetim kurulundaki bir kişinin, birtakım komutanlar tarafından devreye sokulduğunu ve siyasilerin atlanarak,  Milli Güvenlik Kurulu’ndan bir karar alınmadan bunların Brüksel’e giderek birtakım konuları PKK’lılarla görüştüğünü tespit ettik.

Genelkurmay’dan da mı bağımsız?...

Bunlar o dönemdeki MGK içerisindeki bir birimin sorumluları. Bir albay, daha sonra birkaç albay yine görüştüler… Türkiye’de MGK mesela böyle birtakım kararlar alabiliyor. Nasıl alabiliyor, diyelim ki; gözükmeyen yani örtülü operasyonların kararlarını MGK alabiliyor. Hatırlarsanız Can Dündar’ın sunduğu bir programda, duayen denilen eski bir MİT’çi çıktı dedi ki: “ASALA’yla ilgili MGK’da gizli karar alındı” dedi. ASALA örgütünün bitirilmesi ile ilgili. Milli Güvenlik Kurulu içerisinde TİP Başkanlığı vardı. Psikolojik harekata karşı, yabancı ülkelerin uygulayacağı psikolojik harekatlara karşı durabilecek bir birimdi bu. TİP Başkanı’nın Brüksel’e giderek PKK’nın Avrupa sorumlusuyla görüştüğünü biz tespit etmiştik. Şimdi daha başka birtakım albaylar da vardı. Orduda emir komuta zinciri esas olduğu için bunların bu görüşmeye kendi kendilerine gitmedikleri muhakkak. Bunların arkasında daha üst düzey bir komutan vardır.

Ama ben şunu araştırdım, zaten kitapta da açık yazdım. MGK içerisinde böyle bir gizli karar var mı, yok mu? Olur ya MGK böyle bir karar alınmıştır diye. Çünkü Milli Güvenlik Kurulu içerisinde böyle bir gizli kararın alınması Cumhurbaşkanı, Başbakan yani sivil otoritenin de bu iş içerisinde olduğunu gösteriyor ama ben böyle bir karara ulaşamadım. Yok benim gördüğüm kadarıyla. Bu bir suçtu ve o zaman tabii o süreç içerisinde Ergenekon’la ilgili devletin elinde ciddi bilgi ve belge yoktu. Onu söyleyeyim. Duyuluyordu Ergenekon falan diye ama işin gerçeği buydu. Şimdi anlaşılıyor ki bu görüşmeler yeni Ergenekon terör örgütünün işiydi.

O tespit ettiğiniz görüşme…

Tabii şu anda öyle bir şey ortaya çıkıyor. O görüşmelerin yeni Ergenekon terör örgütüyle bağlantılı bir takım insanlar tarafından yapıldığının çok açık örneği, isim vermek istemiyorum. Ergenekon terör örgütüyle anılan askeri kesimdeki birçok kişinin PKK’yla irtibatları var, görüşmeleri var. Panzehir adlı belgede yalnız PKK değil Dev-Sol’un, muhafazakâr birtakım örgütlerin kullanılmak istendiği de gözüküyor.

 

İmralı’da Abdullah Öcalan’la Kim Görüştü

 

Öcalan ile İmralı’da görüşen dört yıldızlı paşa ile ilgili bir bilginiz var mı?

Öcalan İmralı’da avukatları vasıtasıyla yaptığı açıklamalarda 9 yıl önce İmralı’da iki Türk yetkili ile görüştüğünü söylüyor. Askeri İstihbarat yetkilisi Albay Atilla Uğur ve dönemin MİT Müsteşar Yardımcısı Emre Taner, iddialara göre  sorunu Öcalan ile çözme mesajı iletmişler.

İddialar doğru ise bu iki yetkili 1999 yılı içinde Öcalan’a bu teklifi götürmüşler. Her halde kendi inisiyatifleri ile terör örgütü Elebaşını ziyaret etmediler. Hafızalarımızı iki yıl daha geriye 1997 yılına götürürsek 28 Şubat süreci içinde Emniyet İstihbarat Dairesi, bazı rütbeli askerlerin örgütün üst düzey kadroları ile Avrupa’da  görüşerek; federatif yapı,koruculuk uygulaması gibi çözüm önerilerini ortaya koymalarını tespit etmişti. Bu ilişkiler ile ilgili olarak Deşifre, Ankara’da Gölge Oyunları ve İhanet Çemberi / PKK’yı Yöneten Türkler isimli kitaplarımda çeşitli iddialarımız görmezden gelinmiş ve PKK‘nın üst düzey Avrupa yetkilileri ile görüşen askerler ve onlara bu emri veren üst düzey subaylar ile ilgili  bir işlem yapılmamıştı.

Görüşmeyi Okçuoğlu’nun Sağladığını Tespit Ettik…

Abdullah Öcalan’ın 1999’da yakalanıp İmralı’ya kapatılmasının ardından günümüze kadar bu Terörist Başı ile görüşen sivil ve askeri şahısların artık kamuoyuna açıklanması gerektiği kanaatindeyim.  Unutmadan Öcalan, Türkiye’ye getirilip İmralı’ya kapatıldıktan kısa bir süre sonra savcılar ifadesini almadan eski DEHAP yönetim kurulu üyesi ve avukat Selim Okçuoğlu ile görüştürüldü mü? Görüştürüldüyse kimin emri ile görüştürüldü? Bu şahıs bu görüşmeden sonra yurt dışına çıktı mı? Bizim tespitlerimize göre örgüt ile görüşen askerler arasındaki irtibatı sağlayan kişi Selim Okçuoğlu idi. Selim Okçuoğlu’nun irtibat kurduğu askerler acaba Ergenekon terör örgütü üyesi miydiler?

İhanet Çemberi PKK’yı Yöneten Türkler isimli kitabımda konu ile ilgili olarak bakın neler yazmışım: Türkiye’de bugün PKK terörünün normal bir kişi veya bir yazar tarafından övülmesi bile örgüt propagandasının yapıldığı iddiası ile dava açılmasını gerektirirken, örgütün üst düzey kadroları ile görüşerek ,Türkiye’nin üniter yapısını bozmaya yönelik bir fedaratif yapı ile ilgili çözümden bahsetmek,koruculuk uygulamasının kaldırılacağı sözünü vermek, Güneydoğu’daki sorunun kanlı terör örgütü PKK tarafından çözüleceğini peşinen kabul edip PKK’yı muhatap almak, üstelik bu görüşmeleri Türkiye’deki siyasal iradenin ve Genel Kurmay Başkanlığı’nın kurumsal bilgisi dışında gerçekleştirmek ne anlama gelir? Bu Görüşmelerin MGK’ya bağlı Toplumla İlişkiler Başkanlığı’ndaki görevliler tarafından gerçekleştirilmesi, ülkemiz açısından endişe edilecek bir durumdur ve yabancı ülkelerin hangi birimlerimize kadar sızdığının maalesef üzücü bir delilidir. Çünkü MGK içinde kurulu bulunan TİB Başkanlığının asıl görevi yabancı ülkelerin Türkiye’ye yönelik psikolojik harekâtlarını engellemektir.( MGK İçindeki TİB Başkanlığı 2004 yılında kaldırıldı. )       

 

Bülent Orakoğlu’ndan Golfçü Paşa Yorumu

 

15 şehit haberi geldiğinde Hava Kuvvetleri Komutanı Aydoğan Babaoğlu, golf turnuvasındaydı ve programını iptal etmedi. Emniyet’te çeşitli üst görevlerde bulundunuz. Golf turnuvasında siz olsaydınız 15 polisin şehit olduğu haberi gelseydi ne yapardınız?

Bu göreve bakış açısıyla ilgili bir şey. Göreve insanların nasıl baktığıyla ilgili bir şey. Şöyle söyleyeyim, ben ona  cevap vermeyeyim. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yurt dışı gezilerini iptal ederek geldiler. Bu olay kamuoyunda ciddi bir infial yarattı. 15 tane vatan evladı şehit olmuş orada. Golf turnuvası, mesela AK Parti’li vekilin de meselesi var. Gerçi o da böyle bir şey yok falan diyor. Aktifhaber’de mi, bir yerde okudum. Genelkurmay yetkilisi diyor ki: ‘biz başarılıyız, 15 kişi ölebilir’. Terörle mücadelede hiç şehit vermeden, hiçbir vatandaşımızı kaybetmeden bunları yapmak önemli. Burada Hava Kuvvetleri Komutanı’ndan Türk milletinin beklediği hemen her şeyi keserek, işleri bırakarak derhal görevinin başına dönmesidir değil mi? Tamam hava kuvvetlerini ilgilendiren bir durumdur, değildir… Netice itibariyle bu ülkeyi idare edenler, bu ülkenin şehitlerine en azından çok ciddi saygı duymalıdırlar. Bu olay saygıyla ilgili bir şeydir. Ama şöyle söyleyelim: Bu görev anlayışıyla da ilgilidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı dış gezisini kesip gelebiliyorsa, Başbakanı gelebiliyorsa, çeşitli siyasi partileri hemen herkes görevinin başına geliyorsa… Türkiye’de milletin beklediği budur. Türkiye’nin insanlarına değer veren idarecilere ihtiyacı var.

Havacı-karacı çekişmesinin terörle mücadelede olumsuz etkisi var mı?

Tahmin etmiyorum. Bunu askerlere sormak lazım ama mesela şöyle bir şey var, Büyükanıt Paşa’nın “Biz buranın her dakikasını, her yerini anında gözetliyoruz” dedi. Fakat dünkü Genelkurmay Başkanlığı yetkilisinin “Biz 100 metreyi görüyoruz” demesi çok anlamlı. Yani ne demek istiyor? Onu iyi takip etmemiz gerekiyor. 

(Yarın: TSK’nın üst komutasının gördüğü büyük tehlike, Üst kademe Atütün’ün sorgulanması için medyayı örgütledi, Aktütün baskınında ihanet mi var, İstihbarata neden önem verilmedi…)

aktifhaber

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.