1. YAZARLAR

  2. Doğu ERGİL

  3. İki Kışla Arasında
Doğu ERGİL

Doğu ERGİL

Doğu ERGİL
Yazarın Tüm Yazıları >

İki Kışla Arasında

A+A-

     AK Parti'ye askeri vesayeti bitirdiği için minnettarız. Bu gergin süreçte AK Parti'nin siyasetini "kışla ile cami" arasındaki mücadele olarak görmek isteyen insanlar oldu.

     Onlar dünyayı kutuplaşmış bir toplumsal mercekten okuyorlar ve siyaseti, ancak diğerini yok ederek var olabilecek kampların savaşı olarak görüyorlardı. Egemen oldukları devlet aygıtını bu mücadelenin tarafı yapmışlar, toplumu kucaklayan ve ona hizmet eden bir kurum olmaktan çıkarmışlardı.

     AK Parti devleti değil, sivil toplumu temsilen iktidara geldi. Başarısının arkasında vesayetçi ve buyrukçu sisteme itiraz eden çok farklı kesimlerin desteği vardı. Bu kesimler hak ve özgürlüklerin genişlemesi yanında sisteme katılmak istiyorlardı.

     Siyasetin (devletin) toplumdaki çoğulluğu/farklılıkları benimsemesini ve bastırmak yerine onların taleplerini karşılamasını beliyorlardı. AK Parti bu isteklere yanıt verir biçimde bir dizi reformun öncülüğünü yaptı ve Türkiye'ye Avrupa Birliği aday statüsünü kazandırdı.

     Sonra?

     Sonra AK Parti (ikinci seçim zaferinden sonra) siyaseti, örgütlü toplum üzerinden değil, devlet üzerinden, çoğulluk değil çoğunluk üzerinden yapmayı seçerek değişimci niteliğini, yeni düzenin korunması çabasına feda etti. Bunu bilinçsizce değil, isteyerek yaptı.

    Toplumu sürekli motive etmek, örgütlülüğünü diri tutmak ve çoğulluğu yönetmek kolay değildir. Oysa devletin gücü (kurumları, kadroları ve kanunları) ile toplumu yönetmek ve yönlendirmek daha kolaydır.

     Demokrasisi yeterince olgunlaşmamış bir toplumda devlet ile toplum arasında işlevsel (göreve dönük) bir ilişkiden çok hiyerarşik (eşitsiz ve buyurgan) bir ilişki vardır. Bu ilişki dönüştürülmeden devlet gücünü kullanan bütün iktidarlar, var olan vesayet düzeninin yeni aktörü/egemeni olurlar. Halkla temasları azalır. Ana gayeleri ellerindeki gücü ve üstün konumu sürdürmek olur. Bu evrensel bir olgudur.

     Galiba bizde de bu oldu. AK Parti, varlığı süren vesayet kurum ve kanunlarından yararlanarak yeni (kendi kurduğu) düzenin egemen gücü oldu ve bu durumu devlet aygıtı üzerinden sürdürmeyi seçti. Ne var ki devletin topluma kıyasla asimetrik gücü, iktidarı gücü açısından orantısız, yanlışları konusunda sorgulanamaz hale getiriyor. Bunu,"adalet" açısından sakıncalı görmemek demokrasinin özünden uzaklaşmak demek.

     Siyaset dışına çıkarılan ordu yerine toplumu zapturapt altına almak için polisi güçlendirmek (son haftanın resmi söylemi böyle) devletçi reflekslere ve güvenlik merkezli bir siyasete dönmek demek.

     Sivil mimari örneği olarak bir Osmanlı kışlasını yeniden inşa etmenin sembolik çelişkisi anlaşılmıyor. Oysa AK Parti'yi iktidar ve Türkiye'yi kendine güvenir hale getiren ve son on yılda büyük ilerleme sağlayan hükümetin özgürlükçü ve geniş kesimleri kavrayan tavrı idi.

     Ahlakçılık

     Görünen o ki iktidar, dindarlıktan da gelen ahlak anlayışıyla toplumun geri kalanına göre ahlaki üstünlüğe sahip olduğuna inanıyor. Ahlakçı duruşunu topluma yaymak istiyor. Bu nedenle neyin 'iyi', neyin 'kötü' olduğunu belirlemeyi; neyin sanat eseri olduğuna, neyin içileceğine, kaç çocuk ve hangi yöntemle yapılacağına, gençliğin nasıl olması gerektiğine karışmayı bir hak ve görev biliyor.

     Bütün bunları oy çokluğuna dayandırmak, iktidar olarak meşruluğu sağlar ama icraatta kültürel tekelciliğe yol açtığı için eski (dayatmacı) hükümet etme yöntemine dönüş demektir. Acaba duran adam / kadın bunu mu söylemeye çalışıyor?

     BUGÜN
Önceki ve Sonraki Yazılar