1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. İki kara: Boykot ve Deniz Feneri…
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

İki kara: Boykot ve Deniz Feneri…

A+A-

Bir anda herşey ters yüz olabilir. Ani patlayan fırtınayla alabora olan gemilere, akıntıya karşı kürek çeken kaptanlara sık rastlanır.

Türkiye'de hava bir anda döndü…

Rüzgar siyasi iktidara doğru cepheden esmeye başladı.

Ama sorun rüzgardan çok, rüzgar karşısında yönünü ayarlayamayan iktidar teknesinde, teknenin yönetiminde…

Ani dönüş Başbakan'ın boykot hamlesiyle başlamıştır.

Tayyip Erdoğan'ın Doğan Grubu gazetelerine yaptığı boykot çağrısı ilkesel açıdan ise kabul edilmez bir adım, politik ve mantıksal olarak izaha muhtaç bir hamledir.

Açıktır ki Başbakan demokrasinin özüne dokunan bir çağrıda bulunmuştur.

Niyeti ne olursa olsun, bir başbakandan gelen "bazı gazeteleri boykot edin" çağrısı hem "basın özgürlüğü"nün hem "demokratik etik"in açık bir şekilde ihlalidir. Bir başbakanın fiili ve sembolik gücü, bir siyasi parti lideri olarak kitleleri yönledirme imkanları dikkate alınırsa boykot çağırısı, "yasak" ve "yasak koymak" ile eşdeğer bir girişimdir.

Tayyip Erdoğan'ın bu açıklaması ne bahane kaldırır ne de gerekçe…

Bir generalin sırtında üniformasıyla orduyu doğrudan ya da dolaylı simgelediği düşünülürse, nasıl bazı siyasi konulara kamu önünde giremezse, bir başbakan da demokrasilerde böyle bir durumda vatandaş şapkası giyemez, vatandaş şapkası altında olsa bile böyle bir çağrıda bulunamaz, bu şapka onun başbakanlığını görünmez hale getiremez.

İlkesel olarak olayın bir yüzü budur.

Diğer yüzü ise şudur:

Basın ya da düşünce ne denli spekülatif olursa olsun, çeşitli olduğu oranda çoğulcudur. Çoğulculuk ise demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur.

İşin siyasi yönüne gelince…

Başbakan bu açıklamayı yaparken, kimilerinin iddia ettiği gibi yerel yönetim seçimlerine yönelik bir çatışma startejisi içinde miydi, bilemeyiz…

Ancak böyle olsa bile bu stratejinin faydacılık açısından anlamsız olduğu ortadadır.

Başbakan bu hamlesiyle Doğan Medya Grubu'nu mağdur ettiği oranda, basın özgürlüğünün temsilcisi haline getirmiş, bu açıdan en ilkel kalemlerin ve seslerin bile kendilerini kahraman olarak görmelerine yol açmıştır.

Basına yönelik tartışma adeta bir anda ortadan kalkmış, iktidar kendi başına bir soruna, sorun yaratan bir görünüme kavuşmuştur…

Fırtınada ikinci meselese Almanya'da mahkeme süreci sonuçlanan Deniz Feneri meselesidir.

Deniz Feneri meselesinde artık çıplak bir gerçek haline gelen Türkiye boyutunun üzerine hükümetin ve Başbakan'ın niçin ve neden gitmediğini anlamak mümkün değildir..

Siyasi iktidarın işi bunların üzerine gitmek, varsa kendi içindeki karanlık noktaları, pislikleri temizlemek, şaibeli ve tartışmalı olanları açığa almak değil midir?

Hükümet ve Başbakan bunun yapmadıkça kendisine yönelik soruların artacağının farkında değil midir?

The Economist dergisinin, Deniz Feneri davasıyla ilgili olarak "Artık AK Parti ak değil mi?" başlığıyla bir haber yayımlamasının nedeni ve anlamının farkında değil midir?

Almanya'daki mahkeme kararından sonra Deniz Feneri meselesi siyasi çatışmaların bir manivelası olmaktan çıkmıştır…

Alman mahkemesi "bu rastladığımız en büyük dolandırıcılık olayıdır ve asıl failleri Türkiye'dedir, milyonlarca avro Türkiye'ye akmıştır" dedi ve mahkumiyet kararları verdi.

Suçlular suçlarını mahkeme önünde ikrar ettiler…

AK Parti'nin ilk ve temel işi bu asil faillerin ve kara paranın peşine düşmek olmalıdır…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.