1. YAZARLAR

  2. Mehmet Arı

  3. İki Günü Bir Olmak
Mehmet Arı

Mehmet Arı

Yazarın Tüm Yazıları >

İki Günü Bir Olmak

A+A-

     İki günü bir olan ziyandadır, hadisi yıllarca kafamı kurcalamış bir hadistir. Gençlik yıllarımda sayısalcı olmanın verdiği etkiyle, her gün yaptığım işlerin üstüne diğer gün bir şeyler  eklediğimde belli bir süre  sonra iş yükünün  insan ve zaman gücünün üstüne çıktığını fark ederdim. Her gün bir sayfa kitap ile başlayıp belli bir süre sonra kitap okumayı bırakıp, tekrar başa dönerdim. Hayat bir kısır döngü gibiydi bizim için.

     Sonra düzenli çalışmanın insanları başarıya hedefe doğru götürdüğünü söylediler. Düzenli çalışmak için çok çabaladık. Yıllar sonra düzenli çalışma noktasında aynı başarısızlığı sergiler bulduk kendimizi. Bulunduğumuz mevkimizi daha yükseklere taşıyamadığımız için her zaman kendimizi suçlar olduk. Vel hasılı kelam hala makam ve mevki noktasında aynı yerde bulunmaktayız. Bizim kendimize yaptığımız baskının iki-üç mislini toplum bize yaptı. Daha başarılı olduğunun ispatı; makamını yükseltmekten geçiyordu. 

     Bir de katıldığımız sohbetler vardı. Daha başarılı olmanın yolunu daha fazla bilgi sahibi olmaya yordular. Daha fazla okuyan takdir edildi. İlim çoğu kapıyı açıyordu. Beşikten ölünceye kadar ilim tahsil etmemiz lazımdı. Durmadan önde olmak için ilim. Bu tabi ki Allah'a yakın olmayı sağlıyor muydu bilmiyorduk, lakin daha fazla itibar görüyorduk.  Her şeyin anahtarı ve itibarı daha yüksek makam ve daha yüksek bilgi sahibi olmaktan geçiyordu.  Hepimiz konuşmalarımızda kimlerin gelecekte lider olabileceğini konuşurduk.  Bunun için arkadaşlarımız insan üstü çabalar sergiliyor, sonbahar yaprakları döktüğü gibi, bizlerde birer birer enerjimizin tükenmesiyle ağaçtan yaprak düşer gibi hayattan düşüyorduk.

     Cemaatte, devlette bize üstün olmanın yolunu teknik olarak gösteriyordu. Daha fazla makam daha fazla bilgi. Bünyemizdeki daha fazla bilgi, yemek gibi hazımsızlık yaratıyor. Fazla bilgi üretkenlik değil hazımsızlık ve kabızlık getiriyordu.  Daha fazla ilim rekabet ortamı yaratıyordu. Rekabetçi ortamdan dolayı insanlar birbirlerini kırdığının farkında bile değildi. Bu kırgınlıklar yıllar sonra düşmanlıklara kadar dönüşecekti.

     20-30’ lu yaşlarda her şeyimizin mükemmel olduğunu düşündük. Hayatta hiç hata yaptığımızı düşünmedik. En iyi bilen ve kendine haksızlık yapılan bizdik. Teknik ve makamsal olarak yaptığım başarısız denemelerden sonra başarı ve bu hadisin verdiği anlamı sorgulamaya başladım. Başarı neydi, iki günü eşit olamamak neydi. 

     Makam olarak iyi bir yere gelmek, fazla ilim sahibi olmayı başarı olarak kabul edilseydi; iİyi insan olarak yaşayan ilimsiz ve parasız kitleyi ne yapacaktık. Arkadaşının kalbini kırdığını kabul edip bunu düzeltmeye çalışmayı nereye koyacaktık. Eşiyle iyi geçinmeyi  çalışmayı nereye koyacaktık. Sonuçta bunu 3 başlıkta kategorize ettim.

     1. İyilikte başarı kazanlar; fedakarlık yapıp kendinden vazgeçenler makam olarak bir yere gelemediler. İyi insan oldular. Ekonomik sıkıntı içinde hayatlarını devam ediyorlar. Kısmet olursa iyi bir yere gelirler.

     2. Çalışarak başarı kazanlar; kendini düşünen, kendini merkeze koyan insanlar kendisi için çalıştı, makam olarak epey yükseldiler. Bunlar zor günlerde arkadaşlarının yanında olmaktan ziyade, arkadaşlarının sürekli onlarla ilgilenmesini istiyordu.  Başarılı oldular teknik olarak. 

     3. Bazı insanlar ise Allahın verdiği lütuf ile hem iyi insan oldular hem de teknik olarak bir yere geldiler.  Hem çalıştılar hem de insanlara iyilik yapmaktan, fedakarlıktan geri durmadılar.

     Sonuçta bu hadisin verdiği anlamın sadece teknik ve makam olarak değil esasen bunu erdem ve davranışlarımız için kullanmamız gerektiği kanaatine vardım. Bir insanın annesine hürmet etmesi, eşiyle iyi geçinmeye çalışması, çocuğuyla doğru şekilde iletişime geçmesi, hatalarının farkına varması ve düzeltmeye çalışması, kendi ihtiyacı olduğu halde kardeşinin ihtiyacını öncelemesi gerçek başarı olarak görmem gerektiği kanaatine vardım. Kişi eğer annesiyle, dostlarıyla, eşiyle çocuklarıyla iki gün üst üste incitmeden diyaloga geçebiliyorsa o kişi ziyanda değil kardadır. Hayatı sadece ilmi ve makam olarak yükselmek olarak görenler toplumu ve aileyi birbirine çatıştırmaktan ve savaş çıkartmaktan başka işe yaramadılar. Aslında bu kapitalizm kaynağı olan pragmatist(faydacı) yaşamın da esas temelini oluşturmaktadır.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.