1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. İİT, Arap Rejimleri ve Filistin Sorunu
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

İİT, Arap Rejimleri ve Filistin Sorunu

A+A-

 

 

 

13 Aralık 2017’de İstanbul’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Kudüs ile ilgili olağanüstü toplantısının kuvvet noktaları ümitli olmayı, zaaf noktaları tedbir almayı gerektiriyor.

 

Toplantıyla ilgili değerlendirmeyi eksiden artıya doğru yapmayı tercih edeceğim. 57 İslam ülkesinden 30 ülke birinci dereceden temsille katılmadı. Bunun bir diğer anlamı, otuz İslam ülkesi, Filistin ve Kudüs sorununu kendisi için birinci derecede öncelikli görmüyor demektir.

22 Arap ülkesinden Filistin de dahil, dokuz ülke toplantıya birinci dereceden katıldı. Demek ki 13 Arap ülkesi de Filistin ve Kudüs sorununu hakkettiği oranda önemsemiyordur.

Dokuz İslam ülkesi ise, temsilci dahi göndermedi. Bu dokuz İslam ülkesi için Filistin ve Kudüs diye bir mesele yok muhtemelen. Bu dokuz ülke arasında en dikkat çeken iki ülke Tunus ve Türkmenistan.

Kendini Araplar’ın hatta İslam dünyasının lideri gören Arabistan, toplantıya dışişleri bakanı düzeyinde bile katılmadı. Din işleri başkanını göndererek Filistin ile ilgili siyasi kararların alınmasına karşı olduğunu bildirmek istedi bir bakıma.

Yine Araplar’ın liderliğine oynayan Mısır da liderlik düzeyinde katılım göstermedi. Arap liderliğine aday olan bu iki ülke, aynı zamanda Filistin konusunda Amerika ve Siyonist rejim’in birinci derecede doğrudan (Mısır) ve dolaylı (Arabistan) müttefikleri rolünü üstlenmiş bulunmaktadırlar. Arap dünyasının iki temel aktörü, Filistin meselesini İslam’ın sorunu olarak görmedikleri gibi artık Arap sorunu olarak da görmüyor. Hatta bir an önce Siyonist rejimin, Filistin toprakları üzerinde tam hakimiyet sağlayarak Filistin sorununun ayaklarına dolanmasından kurtulmak istiyorlar.

Arabistan ve Mısır’ın peşinden giden Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn de liderlik yerine bakanlık düzeyindeki temsille yetindiler.

Toplantıya katılan birçok İslam ülkesi henüz Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanımıyor. Bazı İslam ülkelerinde Filistinliler temsilcilik düzeyinde bile varlık gösteremiyor.

Türkiye’nin ‘söylem’, İran’ın ‘eylem’ düzeyinde gösterdiği ciddi tepkileri hiç bir İslam ülkesi göstermedi. Yani 57 ülkeden sadece iki ülke doğrudan ve açıkça Trump’ı, Amerika’yı ve Siyonist rejimi hedef alabiliyor.

Toplantının olumlu yanlarına gelince.

Bir hafta gibi kısa bir sürede kahir çoğunluğun katılımıyla böyle bir toplantının gerçekleştirilmesi bir başarıydı. Eğer İİT’nin dönem başkanı, en sert ve en net söylemleriyle öne çıkan Recep Tayyip Erdoğan olmasaydı, bir hafta içinde böyle bir toplantı gerçekleşemezdi.

Toplantıda ümit verici ama yeterince caydırıcı olmayan kararlar alınabildi. Bunların en önemlileri, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin tanınması, İsrail’in işgalci güç olarak tanımlanması, Trump’ın kararının hukuken hükümsüz ve meşruiyetten uzak sayılması, dünya devletlerine elçiliklerini Kudüs’e taşımama yönünde çağrı yapılması, Amerika’nın Filistin sorununda bundan böyle arabulucu olarak kabul edilmemesi ve İslami Kalkınma Bankası ile İslami Dayanışma Fonu’nun Filistin’e desteğini arttırması yönündeki kararlar önemliydi ve sürece olumlu etkide

bulunacaktır muhakkak ama Amerika ve Siyonist rejimi frenleyebilecek nitelikte değildir.

İİT’nin Filistin ve Kudüs bağlamındaki en önemli açmazlarından biri Arap ülkeleridir. Zira Arap yöneticilerinin, Arap medya yöneticilerinin ve Arap sermayedarlarının baskın çoğunluğu Filistin meselesinden hazzetmez. Dolayısıyla bu sorunu önceleyenlerden de hazzetmezler. Aynı nedenle İran ve Erdoğan’ın başında olduğu Türkiye’yi de sevmezler. İran ve Türkiye’nin Filistin politikaları, Arap siyasi-sermaye-medya patronlarının konforunu bozuyor. Bu tür toplantılara kerhen katılıyorlar, kerhen imza atıyorlar ama arkasından süreci sulandırıyor, bulandırıyor ve dolandırıyorlar.

Söz konusu Arap güçleri, Arap halklarının da sahada Filistin’e etkin destek vermesine imkan tanımıyor. Bu nedenle Arap halklarının sahadaki etkinlikleri de cılız kalıyor. Trump’ın kararından sonraki haftaya bakınız. Filistin’de iki bin yaralı var ama 22 Arap ülkesinin sokaklarında bu zulme karşı olması gereken tepki, Filistin halkıyla gerekli dayanışma yok. Esasen bütün İslam ülkeleri de öyledir. Türkiye ve İran’da da devlet politikaları Arap devletlerinki gibi olsa, bu iki ülkedeki halklar da Arap halklarından farklı bir şey ortaya koyamaz. Geçmiş, bunun kanıtıdır. İslam ülkelerindeki

halkların Filistin meselesiyle ilgili duyarlılığı var. Eğer yöneticiler bu duyarlılığın açığa çıkmasına izin verip teşvik ederse, duyarlılık açığa çıkıyor, izin verip bastırırsa müslüman halklar sessiz protestoyu tercih ediyor.

1917’den beri Siyonistlerin işgaline karşı direnen ve en ağır bedeli ödeyen Filistin halkıdır. Yüz yıldır bu halk bedel ödüyor, öldürülüyor, sürgün ediliyor, zindanlarda çürütülüyor. Hangimiz bir asırlık direnişte şehit edilen, yaralanan ve sürgün edilen Filistinlilerin gerçek sayısını biliyoruz? Bütün İslam dünyasının Kudüs için ödediği bedel, Filistin halkının ödediği bedelin yanında bir hiç kalır.

Arap yöneticileri ve Arap halkları, Filistin meselesinin ve Filistin halkının yanında durmadığı müddetçe diğer müslüman ülkelerin ve halklarının etkin ve caydırıcı bir şekilde Filistin sorununa müdahil olması uzak bir ihtimaldir. Çünkü Arapların Filistin’e sahip çıkmaması, kaçınılmaz olarak diğer İslam ülkelerinin yöneticilerini ve halklarını olumsuz etkiliyor. Müslüman Arap, mazlum müslüman Arap’a sahip çıkmayınca diğerleri de bu yaklaşımdan negatif etkileniyor. Arap olmayan ülkeler Filistin’e yardım etmek isteseler bile, Siyonistlerden önce Arap engeliyle karşılaşıyorlar. Örneğin İran, devrimden sonra her türlü silahı

Filistin direniş örgütlerine ulaştırmak istiyordu ama Filistin’i kuşatan Arap rejimlerini aşamadı. Sadece Mısır tek başına İran silahlarının Gazze’ye girmesine izin verseydi, bugün durum çok farklı olurdu. Türkiye insani yardımı bile Mısır üzerinden Gazze’ye ulaştıramadı ve mecburen işgalci güç üzerinden göndermek zorunda kaldı.

Dünkü toplantıda Erdoğan’ın, İsrail için kullandığı işgalci, terörist ve çocuk katili kavramlarını ve Trump’a karşı sarfettiği sözlerini hiç bir Arap ülkesi yöneticisi kullanamadı. Aynı şekilde Ruhani’nin, Kudüs için her türlü yardıma ve bütün islam ülkeleriyle işbirliğine hazırız yaklaşımını da hiç bir Arap ülkesi gösteremedi. Arap ülkeleri Filistin için elini taşın altına koysa, diğer müslüman ülkeler Filistin için çok şey yapabilir.

Filistin işgalinin bir asırdır Siyonist rejimin lehine işlemesinin ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın işlevselsizliğinin ana nedeni Arap rejimlerinin yöneticileridir. Bu yöneticilere ilk elden en iyi dersi vermesi gereken de Arap halklarıdır. İlk tepkinin de Amerika ve Siyonist rejimin öncü gücü rolünü üstlenmiş olan Suud prensi Muhammed bin Selman ve BEA prensi Muhammed bin Zaid’e karşı gösterilmelidir. Aksi halde bu hainlerin yaptıklarının bedelini de ilk elden Arap halkları ödeyecektir.

 

 

           

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.