1. YAZARLAR

  2. Müfid YÜKSEL

  3. İdeolojik İslamcılık/Selefilik ve dindar Müslümanlık
Müfid YÜKSEL

Müfid YÜKSEL

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

İdeolojik İslamcılık/Selefilik ve dindar Müslümanlık

A+A-

19. Yüzyıl Batı'da, İdeoloji Çağı olarak nitelendirilmiştir. Klasik Batı düşüncesi, Aristo'nun kategorilerine dayanan bir anlayış çerçevesinde tarihi ve düşünce tarihini kalsifikasyonlara tabi tutar. Ortaçağ olarak nitelendirdikleri dönemi inanç/iman çağı (The Age Of Blief), Rönesansı, Serüven Çağı (The Age Of Adventure), 17. Yüzyılı, Rasyonel Akıl Çağı (The Age Of Reason), 18. Yüzyılı Aydınlanma Çağı (The Age Of Enlightenment), 19. Yüzyılı İdeoloji Çağı (The Age Of İdeology), 20. Yüzyılı ise Analiz Çağı (The Age Of Analysis) olarak nitelendirmişlerdir. Ethnocentric bir yaklaşımla yapılan bu kategorizasyona göre 19. Yüzyılda İdeolojilerin, İdeolojik sistem teorilerinin zirve yaptığı bir dönemdir. Aydınlanmacı düşünce akımlarının ve Batı Avrupa'daki ekonomik ve siyasal-toplumsal değişimlerin , bahusus 1789 Fransız Devrimi, sonucu olarak ideolojilerin yükselişi söz konusu olmuştur.

Batı Avrupa'nın Cartesian düşünce ile paralel olarak, coğrafi keşifler, sömürgeciliğin yükselişi sonrasında güç kazanması, uzak denizlerde hakimiyet tesis etmesi bütün uzanımlarıyla dünya üzerinde sürekli artan bir nüfuz sağlaması, Müslüman Dünya'yı da etkisi altına almış, zamanla âlem-i İslâm'ın askeri yenilgiler ve toprak kaybıyla başlayan çöküşünü hızlandırmıştır. Özellikle, Batı Avrupa ile coğrafi ve güç anlamında âlem-i İslâm nâmına karşı karşıya olan Osmanlı Devletinin, yenilgi ve Avrupa'daki toprak kayıpları ile başlayan zevâli aynı zamanda batılılaşmanın başlangıcını da teşkil etti.

19. Yüzyıl başlarında, Mısır, İstanbul, Beyrut, Selânik gibi merkezlerde batılılaşmanın ideolojik etkileri de görülmeye başlandı, Mısır'da Vali/Hidiv Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın askeri alan başta olmak üzere reformları, İstanbul'da II. Mahmud dönemi reformları bu yönde bir çığırın açılmasına neden oldu. Asıl itibarıyla, 'neden güç kaybedip, neden yenildik' sorularına cevap aranmasıydı. Osmanlı- İslam dünyasında bu doğrultuda yeni modernleşmeci düşünce hareketleri oluşup gelişti. Müslüman dünyanın kendi iç dinamiklerini zaman içinde büyük oranda tüketip/kaybedip çıkmaza girmesi, yükselen Batı'dan gelen akım ve etkilere olabildiğince açık hale geldi. Gerek Mısır'da gerekse İstanbul 'da ve gerekse İngiliz işgaline maruz kalmış Hint Alt kıtasında modernleşmeci/reformcu akımların oluşup serpilmesine yol açtı.

20. Yüzyıl ise, özellikle Birinci Cihan Harbi akabinde daha da kesif bir etkinin gelişmesi ile sonuçlandı. İslam coğrafyasının bir bir sömürgeleştirilmesi, işgallere uğraması bu yöndeki travmayı zirveye çıkarır. Müslüman dünyada bunun ardından oluşan siyasi İslami hareket ve cereyanlar gelenekten/maziden olabildiğince kopuk şekilde gelişme gösterdi. Osmanlı devletinin dağılıp ortadan kalkması ve Anadolu coğrafyası üzerinde kurulan yeni cumhuriyet yenilgi ideolojisinin tescili gibi oldu. Müslümanlık karşısında konuşlanan yeni bir rejim olarak Osmanlı'dan tevarüs eden tüm dini kurumlar, müesseseler bir bir acımasızca tasfiye edilerek dindar halk dini bir şemsiyeden yoksun bırakılıp sekülerizme/ateizme zorlandı.

İkinci Dünya Savaşı akabinde, Arap-İslam âleminde, Mısır'da Cemal Abdünnâsır'dan başlayarak askeri diktatörlüklerin yükselişe geçtiği bir dönem oldu. Soğuk savaş dönemi ideolojilerinin de etkisi ile Siyasal İslami hareket olabildiğince modern ideolojik yüklü akımlar şeklinde neşv ü nüma buldu. Siyasal/Radikal İslamcılık olarak nitelendirilen bu akımlar, aynı zamanda gelenekten gelen dindar halkın bütün değerlerinden kopuk ve bunlara acımasızca savaş açan birimler haline geldiler. Açıkça ideoloji yüklü radikal/siyasal İslamcı akım ve hareketler; Modernleşmeci ve Soğuk Savaş dönemi ideolojilerinin de etkisi ile asırlardan beri var olan Sahih Sünni geleneğin, Batı ve Modernizmin bütün yıkıcı etkilerine rağmen varlığını sürdürebilen unsur ve bakiyelerini tasfiye etti. 'Halk İslam'ı, Hurafeler Yığını, Şirk-Câhiliye Bakiyeleri' denilerek/yaftalanarak tüm direnme araçlarını modernizm lehine ortadan kaldırdı. Bu süreç aynı zamanda bu akımların, geçmişe yönelik referanslarında Selefî/Vahhâbi; Hârici/Tekfirci ekollere referans ve atıfta bulunularak bunların yıkıcı/taripkar etkisini kullanmalarını orta yere getirdi. Dindar Müslümanlığı teşkil eden halk yığınlarının/kitlelerin asırlardır yaşanan yıkılış/dağılma//tasfiye süreçlerinde, organize kurum ve müesseselerden yoksun kalmış olmaları bu geleneği sunabilme, daha sağlam bir zeminde temsil edebilme imkanlarını neredeyse sıfırladı. Sünni/Müslüman dünyanın Türkiye başta olmak üzere müesseselerinin tasfiye edilmesi ile ulema vs. şemsiyelerden mahrum hale gelmesi savrulmanın daha da artmasına yol açtı. Müesseselerinin tasfiyesi, zeminin kaybedilmesi ile dindar kitlelerin şu veya bu şekilde temsil etmeye çalıştığı maziden gelen dindar Müslümanlığın kalan bakiyeleri her türlü saldırı/suçlamalara ve yağmaya açık hale geldi. Modern-İdeolojik İslamcılık/Selefilik ise, âlem-i İslâm'da inşâ/ihyâ edici hiçbir özelliğe sahip olmayıp, bu yönde hiçbir katkısı olmadı. Modern-İdeolojik İslamcılık Hârici/Selefi anlayışı da kullanarak, âdeta Dindar Müslümanlık karşısında konuşlanmış oldu. Maziden gelen sahih İslami damarı günümüze ve geleceğe taşıyabilecek kurucu şahsiyetlerin önemi bir bölümü, önce İslam Ülkelerindeki acımasız rejimler, sonra da Harici/Tekfirci radikal akımlarca budandı. Diğer bir bölümünün takipçileri ise onların mirasını geleceğe taşımada son derece yetersiz kaldı.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.