1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. İdeal ve Reel Politiğimiz
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

İdeal ve Reel Politiğimiz

A+A-

     İç ve dış siyasete yön verecek sağlam bir üst referans olmadığı zaman hata yapma katsayısı artar. Koruyucu olan değerlerdir.

     Değerlerin kaynağı ilahi/aşkın olduğu zaman hak ve hakkaniyete ulaşmak mümkün olur. Ahlaki meşruiyeti olmayan ideal politiğin reel politiği mümkün değildir. Bu ilkeyi Türkiye’nin bölgede takip ettiği reel politika üzerinde test etmeye çalışalım: Türkiye ekonomik, askeri ve sosyo-kültürel özgül ağırlığı itibarıyla bölgenin önemli ülkelerinden biridir, bazı bakımlardan hepsinden öndedir, ama kendi özgül ağırlığı itibarıyla “kendi başına”, tam bağımsız bir bölge politikası takip edebilecek maddi donanım ve formasyondan uzaktır. Bizim teorik varsayımımıza göre önümüzde üç seçenek var: “Kendi başına; Batı ile beraber; bölge ülkeleriyle beraber.” Hem İslami ideal politik açıdan meşru olmadığına, hem maddi potansiyelimiz zaten yeterli olmadığına göre, salt kendi ulusal çıkarımız adına hareket etmeye kalkışmak mümkün olmadığından, birtakım çıkar beklentilerimize başkalarını ortak etmek zorunda kalacağız demektir. “Başka partnerler” bölge içinden birileri olabileceği gibi hariçten, mesela küresel güçlerden birileri de olabilir. Hangisini, niçin partner seçmek gerektiğine çok yönlü hesaplar sonucunda karar vereceğiz. Ama her halükarda kendi başımıza hareket edemeyeceğimiz açık. Bu o kadar açık ki sadece bizim gibi özgül ağırlığı belli ülkeler için değil, küresel güçler, söz gelimi ABD ve Rusya için dahi geçerlidir. Nihayet salt “kendi başına” dünyaya nizam vermek mümkün olsaydı, çeyrek asırdır önü açık gibi görünen ABD, 1990’larda ortaya attığı “tek kutuplu yeni dünya düzeni”ni çoktan kurmuş olması beklenirdi, Amerika başaramadı; ağır zayiatlar verdirdiği halde Afganistan ve Irak’ta geri adım atmak zorunda kaldı; Suriye olayında Rusya, Çin ve İran’ı hesaba katmadan daha öteye gitmeye cesaret edemiyor. Bu seçeneğin test edildiği iki ülke pratiğine baktığımızda iki pratiğin de benzer sonuçlar verme potansiyeline sahip olduğunu görebiliriz.  

      İlk pratiğimiz Türkiye’nin bölgeye verilecek yeni düzende rolünü bölge ülkelerinden Suudi Arabistan ve Katar; küresel güçlerden ABD ile -ve elbette İsrail’le- işbirliği yaparak oynamaya karar vermiş olmasıdır. Bölge partnerleri Ortadoğu’daki inficarın sebepleri arasında yer almaktadır. Petrol zenginliğini sorumsuzca kullanmaları, bölgeye tepeden bakmaları, sonradan görme bir kent ve hayat biçimini empoze etmeleri, Müslümanların kitlesel yoksulluklarına ve sefaletlerine karşı duyarsız olmaları, topraklarını yabancıların askeri işgaline açmaları vs. Oysa, bölgenin gelecekte kaderini tayin edecek olan ahlaki üstünlük, yani dünyanın yeniden hak ve adalet zemininde kurulması olacaktır. Bu kombinezonda bizim partnerlerimiz, ABD ve İsrail sorunun sebebi ve parçasıdırlar. Şu halde Türkiye’nin seçtiği partnerleri yanlıştır, Türkiye’yi de kendileri gibi yanlışa sürükleyeceklerdir. Suriye tecrübesi bunun trajik örneği oldu. İkinci pratik İran’dır. İran tabii ki sisteme itiraz ediyor, İslam devrimiyle ölü bedenlere ruh üfürdü. Ama şu veya bu zorlayıcı sebeplerle giderek mezhepçi ve millici çizgiye itiliyor. Bölgede etkisini sürdürmek, özellikle Suriye’deki istihkâmını kaybetmemek için Rusya ve Çin’le beraber hareket ediyor. ABD bölgemize ne kadar hayırhah bakıyorsa, Rusya ve Çin de -sonuç itibarıyla- o kadar hayırhah bakar. Bu demektir ki, ABD’ye güvenmek ne kadar riskli ve hatalı ise Rusya ve Çin’e güvenmek de o kadar riskli ve hatalıdır. Demek ki -ve yazık ki- İran da kendi başına/bağımsız bir bölge politikası takip edemiyor. Belki bu paragrafı değerli komşum A. Turan Alkan yeterli bulabilir.

     Kendi başına ve salt milli çıkara dayalı dış politika takip etmek mümkün değilse, bu durumda Türkiye ve İran -ve diğer bölge ülkeleri- a) Birbirlerinin aleyhinde olmak üzere mevzii ittifaklar kurmak, b) Bölgede nüfuz sahibi olmak için harici küresel güçlerle işbirliği yapma politikalarını bir kenara bırakıp Mısır’ı da yanlarına alarak işbirliği yapmalıdırlar, bu İttihad-ı İslam’ın temeli olur.

     ZAMAN

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.