1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. İDAAL CEMAAT ÜSTÜNE BİR KESİT
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

İDAAL CEMAAT ÜSTÜNE BİR KESİT

A+A-

Yeryüzünde bozgunculuğu, fitneyi, anarşiyi, zulmü yaymaya çalışanlara karşı şiddetli; baskıya maruz kalmış olana, yoksula, horlanmışa karşı ise merhametli olma özelliğini hayatın her alanında hem zihnen, hem de kalben taşıyacak cemaatlerin var olması ve varoluşlarını devam ettirmeleri mecburi bir durumdur. Bu esası mihenk taşı olarak kabul etmesi gereken cemaat fertlerinin sahip olması gereken nitelikler ise bir kitap konusu kadar geniş olmasına karşın, burada kısa bir şekilde ifade edilmeye çalışılacaktır.

Tebliğ, bir cemaatin sürekliliğini korumasında ve güçlü, etkin bir ses olarak sosyal ve siyasi zeminlerde yer bulmasında önemli bir unsurdur. Onu sadece dini konularda insanları eğitip belli bir düşünsel seviyeye getirme anlamında ele almamak gerekir. O, aynı zamanda gayr-i dini alanlarda da söz söyleyecek belli bir birikime sahip bireylerin yetiştirilmesi anlamına gelir. Bu işi yerine getirecek olan cemaat fertlerinin hem dini ilimlere(fıkıh, kelam, siyer, tefsir vb.) hem de dini olmayan(tarih, felsefe, ekonomi, antropoloji, sosyoloji, psikoloji vb.) hâkim olması gerekir. Özellikle günümüz dünyasında sadece dini ilimlerle tebliğ görevinin yerine getirilemediğini görmekteyiz. Çünkü günümüz insanının ilgi alanları hem çeşitlenmiştir, hem de farklılaşmıştır. Bu çeşitliliği ve farklılığı karşılayacak birey sayısının fazla olduğu bir cemaat yarınların yıpratamayacağı ve yok edemeyeceği korunaklı bir yapı olma özelliğini muhafaza etmiş demektir. Ayrıca tebliğ doğası gereği zaman üstü ve mekân üstü bir olgu olduğundan dolayı, belli koşullarda kesintiye uğrayabileceği anlayışını kabul etmez ve yaşam var olduğu sürece yerine getirilmesi gereken mecburi bir bildirim olduğunu davetçilerine ilan eder.

İlmi açıdan kendini yetiştirme noktasında ciddi bir problemle karşılaşmayan davetçi bireyin hassasiyet bazında en çok üzerinde durması gereken nokta etik alandır. Özellikle pragmatizmin tüm değerlerin ölçüsü haline geldiği günümüz dünyasının bunalımlı ve sisli atmosferinde vasat bir çizgi yakalayıp, o çizgide sürekliliği sağlamak oldukça güç bir mesele. Açgözlülüğün, kıskançlığın, egoizmin, şöhretin, güvensizliğin, kendini beğenmişliğin bir virüs gibi yayılıp toplumun her kesiminde çatlaklar meydana getirmesi şeytanların yeryüzünde salına salına yürüdüklerinin işaretidir. Karanlık dünyalara bir ışık, bir umut, bir haykırış olmak amacıyla vücuda getirilen cemaatlerin bu hastalıklara gebe olması ise insanlığın engellenemez bir uçurumun eşiğine doğru sürükleneceğinin adeta habercisidir. Bir cemaate kendini nispet eden bir bireyde daimi olması gereken erdemsel vasıfların süreç içerisinde dalgalanmalara maruz kalması ilk aşamada cemaatin, ikinci aşamada ise dinin zarar görmesine neden olur. Bu dramatik duruma, zihinsel ve ruhsal açıdan kendini misyon sahibi bir birey olarak gören cemaat ferdinin yakalanması, kendisinde kendine dair kuşkuların artmasına yol açarak, yalnızlığı bir yaşam tarzı olarak benimsemesine sebep olur. Bu noktadan itibaren soyut bir kimliğe bürünmüş olan bu bireye telkinlerde bulunmak ve onu harekete geçirmeye çalışmak gereksiz yere harcanmış bir çaba olmaktan öte bir anlam ifade etmeyecektir.

Bununla beraber bir yapılanmanın çıktığı yerin özelliklerinden hareket edip, o yerin ihtiyaçlarını göz önüne alarak politik faaliyetlerde bulunması gerekir. İçinden çıktığı coğrafyanın sorunlarını yüzeysel bir şekilde irdeleyip, kendi coğrafyasının dışındaki sorunlara karşı derinlemesine tahlillerde bulunup, çözüm yolları oluşturmaya çalışan bir cemaat daha başlangıç aşamasından itibaren yolunu şaşırmış bir sersem gibi etrafında dolanmaya mahkûm olur. Temsil ettiği halkın sorunlarını üstünkörü cevaplarla geçiştirmeye çalışması, onun halkından kopuk, yabancılaşmış, kimlik karmaşasında bozguna uğramış, ne istediğini ve kiminle istediğini tam olarak kavrayamayacak bir zihni bulanıklığa ve ruhi sarsıntıya duçar olduğuna işarettir. Başka milletlerin iyiliği için sabah akşam didinip, gözü önünde zulme maruz kalan milletine çözüm yolları göstertememek bir cemaat için ne utanç bir durum! Bundan dolayıdır ki herhangi bir toprak parçası üzerinde faaliyet yürüten bir hareketin öncelikle egemenliğini tesis edeceği sınırları belli olan bir coğrafyayı zihninde şekillendirip, o coğrafyada sözü geçecek bir kimliğe sahip olma çabası içinde olmalıdır. Hangi mekânda söz sahibi olmak istediğini belirttikten sonra o yörede bulunan sorunlara çözüm yolları geliştirmeye çalışmalı. Eğer ortada kendi milletinin ekonomik, dini, kültürel(dil, tarih, gelenek vb.) bir sorunu söz konusuysa bu sorunlara iyileştirici faaliyetlerin ve programların düzenlenmesini yapma, her zaman ana gündem maddesi halini almalıdır. Bir hareket bu şekilde hareket ettiği sürece halkının sempatisini kazanacak ve halkçı bir kimliğe bürünecektir.

Eleştirel bir ortamın yalnızca birkaç bireyle sınırlı kalmayıp cemaatteki tüm bireyler tarafından istenilmesi ve uygulanması nitelikli bir cemaatin olmazsa olmaz özelliklerinden biridir. Eleştiri konusu cemaatin içyapısına yönelik olabileceği gibi; sosyal, siyasi, kültürel alanlarda cemaat üyelerinin farklı bakış tarzlarından kaynaklanan güncel bir mesele de olabilir. Eleştiriden kastım bir yapının, bir bireyin, ya da bir olayın sadece olumsuz yönlerini değil, aynı zamanda olumlu yönlerini de görebilmedir. Eleştiri yapılırken dikkat edilmesi gereken nokta, hakaret ve sövgünün olmayacağı bir zemin yaratmaktır. Ayrıca yapılacak her türlü eleştiri sonuna kadar dinlenmeli, anlamaya çalışılmalı ve haklı gerekçelerle izah edildiği durumlarda ise cemaatin yapısında köklü değişikliklere yol açsa bile uygulama alanına geçirilmesi gerekir. Mantıki izahlarla dile getirilen sağlam ve oturaklı düşüncelere cemaat zarar görür endişesiyle kapalı kalmak, süreç içerisinde cemaatte kapanması mümkün olmayan gedikler açarak onulmaz yaraların hâkim olacağı hastalıklı bir yapının oluşumuna neden olur. Şunun unutulmaması gerekir ki, tarihin, toplumun ve doğanın ruhuna ve karakterine aykırı davranışlarda bulunan, kendini yüzü daima ileriye dönük olan bu her üç fraksiyonun güçlü ve ezici baskısı karşısında yok oluşun o hüzünlü atmosferini soluma mecburiyetinde bırakacaktır.

Her çağın insan fenomenine yüklediği kendine özgü bir bakış tarzı mevcuttur. Birer İslam davetçisi olarak bu bakış tarzlarını göz ardı edip, kendi kafamıza göre hareket edersek hem bu yüce dine hem de insanlara karşı mahcup duruma düşmüş oluruz. Eğitim biçimlenmelerinde de açıkça görüldüğü gibi birey başkasının baskısı ve tesiri altında kalmadan kendi kararlarını verebilme anlayışına sahip kılınmalıdır. Bu anlayışın gün geçtikçe nefesini her tarafa yaydığını müşahede etmekteyiz. Evet, artık insanlar birilerinin kendilerini gütmelerine, kendi iradelerine müdahale etmelerine, kendileri yerine konuşmalarına tahammül edememekte ve tahammülsüzlüklerini fırsat buldukları her ortamda dile getirmekten çekinmemektedirler. Burada cemaat fertlerinin bir mesele hakkında konuşurken “bu böyledir” deme yerine “bence böyledir” demeleri çok daha olumlu sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Herkesin kendimiz gibi düşünmesini, hareket etmesini isteme ve bunun gerçekleşmesi için çabalamak sürekli eleştirdiğimiz devlet despotizminden, birey despotizmine geçiş değil de nedir? Aynı zamanda bu anlayış insanlara saygı duymadığımız, onları bir sürü olarak gördüğümüz, acınacak ve el uzatılacak zayıf mahlûklar gözüyle baktığımız sonucunu ortaya çıkarır. Böyle bir yaklaşım tarzına ise ne bir İslami kılıf ne de ahlaksal bir kılıf uyarlanabilir.

Yukarıda genel hatlarıyla izah etmiş bulunduğum böyle bir cemaatin teorik karakterle sınırlı kalmayıp pratik karaktere doğru evrim geçirmesi mecburi bir haldir. Teoriler eyleme dönüşmediği zaman değersiz, basit, kof bir düşünceyle sınırlı kalıp dipsiz bir kuyuya doğru sürükleniverir. Bu kuyudan yapılacak bağırışlar, iniltiler, sızlamalar taş duvarlar arasına sıkışıp kalacak ve uyumsuz bir ses olarak kendisine dönecektir. İnşallah yüce Mevla “sürekli yolda olma” bilinciyle hareket edip kendini düzeltme çabasında olan cemaatlerin ortaya çıkmasına vesile olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar