1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. İbrahim (as), İsmail (as) ve İblis...
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

İbrahim (as), İsmail (as) ve İblis...

A+A-

Hani İbrahim İsmail’ini almış, Rabbinin emrini yerine getirmek için beraberce yol alırlarken; iblis peşlerine düşmüş; iblisliğini eksiksiz olarak göstermeye çabalıyordu. İsmail’e hitaben ve İbrahim’i kastederek; ‘O seni öldürmeye, kesmeye götürüyor, sen nasıl karşı çıkmıyorsun, sen nasıl oluyor da canını vermeye, ölüme gidiyorsun…’ gibi düzinelerce kandırma ve saptırma yollarını denemeye çalışıyordu. İblis, yapması gerekenleri eksiksiz olarak yapıyordu, ama karşısında İsmail vardı. Asla etkileyemeyeceği, kandıramayacağı ve hatta uğraştıkça azminin ve hakka teslimiyet şuurunun bileneceği bir İsmail vardı. Aynı şekilde Allah’ın Halil’i, pak insan ve pak rehber İbrahim vardı karşısında. İblis, her ne hilelere başvurursa başvursun; hem İsmail’in ve hem de İbrahim’in Rablerine sadakati aynen, hatta artarak devam ediyordu.

Evet, görünürde İsmail canından, İbrahim ise cananından oluyordu! Ama tabii ki görünürde, beşeri bakış açısıyla öyle oluyordu. İblisin ve iblisilerin anlamadığı, anlamadıkları ve asla da anlayamayacakları bir yücelik vardı burada… Hal bu ki İsmail, gerçek anlamda canına ve İbrahim de gerçek manada cananına sahip çıkıyorlardı. Esasen, bütün varlıklarına daha bir anlamlı olarak kavuşmuş oluyorlardı. Gerçek manada Rableri katında en güzel, en yüce sınavı kazanmış oluyorlardı. Rablerine eksiksiz bir teslimiyetle İbrahim ciğerine, İsmail da canına kavuşmuş olarak ebedi saadeti elde etmiş; iblisin hiçbir aldatmasına asla prim vermemiş ve kanmamış oluyorlardı.

Gerek İbrahim ve İsmail ve gerekse İblis, eksiksiz olarak görevlerini ifa etmeye çalışıyorlardı. Muhakkak ki kazanan Allah taraftar(lar)ı olacaktı ve öyle de oldu. Yine muhakkak ki kaybeden iblis olacaktı ve aynen den öyle oldu. Zira en güçlü olan şüphesiz ki Allah’tır ve Allah taraftarlarıdır. Yeter ki görev ve sorumluluk bilinci ve şuuru olsun. Bu sunnetullah Âdem’den beri hep öyle gelmiş ve bu şekilde de devam edecektir.

O gün Mina’da hem İbrahim ve hem de İsmai,l büyük bir imtihanı eşsiz bir başarıyla kazanmış oluyorlardı. İkisi de Allah(cc)’ın sonsuz rızasını, sınırsız bir şekilde kazanmış oluyorlardı. Hakka tam anlamıyla teslimiyetlerini ibraz etmiş oluyorlardı. Hal böyle iken; Allah onlara asla sıkıntı vermedi ve zaten vermeyecekti. Ancak ve ancak merhamet etti ve zaten merhamet edecekti. Ki merhametlilerin en merhametlisi O iken; nasıl olurdu da İsmail’i İbrahim’in eliyle boğazlatabilirdi? Bu hiçbir zaman O’nun merhametine, şefkatine, izzetine yakışmadığı gibi; o gün de yakışmamıştı ve O yüce zat da kendisine yakışmadığını bir kurban göndererek açıklığa kavuşturmuştu.

Bu gün İslam ümmetinin içinde bulunduğu vaziyete baktığımızda, sanki bu sünnet işlenmiyor gibi gelmektedir insana. Ama şu ibretlik durumu idrak edip; gözden asla kaçırmamak durumundayız. Zira bu gün İblis ve iblisiler görevlerini eksiksiz olarak ifa etme gayretinde iken; İbrahimiler görevlerini ifa etme konusunda son derece yetersiz, ilgisiz kalmaktadırlar. Ümmetin hangi tarafına, hangi bölümüne, hangi yöresine bakarsak bakalım; bu yetersizlik hatta lakaytlık şiddetli bir şekilde gözlerimize çarpmaktadır. Esas ilgi, alaka duymamız gereken konulardan, alanlardan, sorumluluktan, hasletlerden, tepkilerden, isteklerden, önermelerden, retlerden, kabullerden, tespitlerden, teşhislerden, tedavilerden, ıslahatlardan, icraatlardan öylesine uzak ve öylesine bigâne kalmaktayız ki; tam tersine olan hal, hareket ve durumlarda ise neredeyse dört dörtlük olma gayretlerine düşmekteyiz.

Şöylece kısa birkaç örneklemede bulunmak isterim:

1-Fert olarak (ümmet çapında diyebilirim) İslami kişilik sahibi olma konusunda yetersiz kalmaktayız. Kişiliğimizi öylesine çetrefilli hale getirmekteyiz ki; zahiri halimize bakıldığında ekseriyetimizin Kur-an ve sünnetle bağımız kalmamış bir görüntü, bir izlenim vermekteyiz. İbrahim (as) ve İsmail (as) örnekliğinde olduğu gibi, ne net bir teslimiyetimiz vardır ve ne de İblis ve iblisilere karşı net ve şahsiyetli, ferasetli,dirayetli bir karşı duruşumuz vardır. Bu konu oldukça tartışılması ve çözüme kavuşturulması gereken bir konu hatta bir çalışma alanı olarak görüyorum

2-Toplum olarak da hakeza İslami bir toplum görünümünden fersah, fersah uzaklarda olduğumuz kanaatindeyim. Zira İslam’ın öngördüğü sosyal ilişki ağlarından, hasletlerden, hassasiyetlerden, sorumluluklardan, şefkat ve merhametten, izzet ve iffetten, zihin ve düşünceden, fikir ve bilinçten, ilim ve idrakten uzak mı uzaklarda yer almaktayız. Haliyle toplumsal yapımızın sil baştan bir yenilenmesi, şekillenmesi, değişim ve gelişim göstermesi gerekmektedir diye düşünüyorum.

3-Ümmeti oluşturan milletlerin, Kur-an’ da Rabbimizin buyurduğu veçhile bir birlik oluşturmaları konusundan ne kadar uzak olduğumuz noktada bilmem herhangi bir izahata gerek var mıdır? İşte bu nokta da kendisini bir nebzecik bilinçli gören, ümmet mülahazasına sahip olan her kişi ve topluluğun Kur-an’da ve sünnette özellikleri belirtilmiş olan ümmet halinin vuku bulmasına matuf çalışmaları var gücüyle yerine getirmesi görev ve sorumluluğu vardır diye düşünüyorum. Bu konuda eğer varsa olumlu örneklikleri takip edebilir(iz), şayet böyle bir örneklik yok ise tarihteki(asrısaadete kadar giderek) kendimiz, yeni bir örneklik oluşturabiliriz. Çevremizde ve ya ümmet içinde varsa su i örnekler; bunlara asla iltifat ve itibar etmeden; Kur-an’i yolumuza sabırla devam etmeliyiz. Bu noktada gerek fikri saplantılar olsun; gerek ideolojik saplantılar olsun, gerek itikadi saplantılar olsun ve gerekse sosyo-politik gibi saplantılar olsun, özenle sakınmalı ve Tevhidi toplumu-ümmeti oluşturma yolunda elimizden gelen gayreti sarf etmeliyiz. Başarı elde etme oranı elimizde olan bir şey değildir ve gayretimizi gösterdikten; sadakat ve samimiyetle uğraş verdikten sonra, iş yüce Rabbimizin takdirine kalacaktır.

4-Günümüz ümmetin gerçekliği elbette ki acı bir tablo olarak karşımızda durmaktadır. Ama bu acıyı muhakkak dindirme gayretinde olanlar vardır ve olacaktır. İşte bu gayreti göstermeye çalışanlar organize bir çalışma içerisine girmeleri elzemdir. Ama bu organize halin de elbet ki bir ölçüsü, bir biçimi, bir yol ve yordamı olacaktır. İşte bunların tümünün tespiti ve takibi yapılırken de; Kur-an ve sünnet kıstaslarının tespiti ve tahlili son derece hassasiyetle yapılmalıdır. Zira tarih boyunca çoğunlukla bu amaç ve belki de özveriyle yola koyulanların nice yanlışlara gark oldukları da sayısızca örneklerle önümüzde durmaktadırlar.

Evet, bu örnekleri elbette ki daha da çoğaltılabiliriz. Ama gerek duymadan özlem ve endişelerimizi anlaşılabilir kıldık sanırım. Dua ve temennim; ciddi, samimi, ferasetli, derinlikli, azimli, bereketli çalışmaların en kısa sürede başlanması ve başarılmasıdır.

Ew İbramim’e; Ew dostu yare Xwuda ye! Ew İsmail’e; Ew Xwuda’ra can fedaye!

Ew hale me çı dınımine? Heyhat..!


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.