1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Hz. Ali'nin velayeti, Ehl-i Beyt'in direnişi!
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Hz. Ali'nin velayeti, Ehl-i Beyt'in direnişi!

A+A-

 

15 Şubat tarihli yazım, Sünnilerle Şiiler arasında yüzyıllardır süren bir ihtilafın Sünni bakış açısından kritiğini yapmaktı. Sünni tezi 14 noktada ortaya koymaya çalıştım. Son iki maddeye tekrar dikkat çekmek isterim:

13) H. 40/M. 661'de Harici Abdurrahman bin Mülcem Hz. Ali'ye suikast düzenlediğinde, Abdullah bin Cündeb ona “Hasan'a biat edilmesini istiyor musun” diye sormuş, Hz. Ali “Ne emreder, ne nehyederim” demiştir;

14) Hem Muaviye, hem Haricilerle Hz. Ali arasında süren tartışma ve savaşlarda “nass, ta'yin, vesayet” hiç gündeme gelmemiştir.

Fakat tabii ki asıl tartışma konusu Sünni ve Şii hadis kaynaklarında yer alan bir rivayet etrafında dönüp dolaşıyor. Mezkur yazıda 4. maddede saydığım hadisle ilgili ifade şöyleydi: “Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.” imamete delil teşkil eder mi? Sünni muhaddisler bu sözü sahih kabul etmemişlerdir.

Belirtmek gerekir ki, söz konusu hadisle ilgili kullandığım cümlede ifade kusuru vardır. Kastım muhaddisler tarafından hadisin sahih olmadığını anlatmak değildi. Hadis'e ilişkin iki müşküle işaret etmekti.

Hadis, Sünni kaynaklardan Tirmizi (Menakib, 19), İbn Mace (Mukaddime, 11), Ahmed ibn Hanbel'in Müsnedi'nde (I, 84, 118, 119) yer almaktadır. Fakat hadisin Buhari ve Müslim'in sahihlerinde yer almaması, üstelik baş hadis kaynağı Buhari'nin rivayeti sahih kabul etmemesi önemlidir. Önemi Buhari'nin tek otorite kabul edilmesinden değil, Şii iddiaya karşı Müslim'de de yer almaması dolayısıyla Sahiheyn'in kuvvetli bir dayanak olarak kullanılmasından kaynaklanır. İbn Hazm ve İbn Teymiye de hadisi sahih kabul etmemişlerdir. Fakat İbn Hacer hadisin hem sahih, hem hasen versiyonları olduğunu söyler. Çağımızın hadis alimlerinden Elbani'ye göre hadis sahihtir. Münavi hadisi mütevatir kabul eder.

Biz hadisin sahih olduğunu kabul ediyoruz. Fakat mesele burada bitmiyor, mesele hadisin delaletinin katiyeti meselesidir. Sıraladığımız 14 madde ışığında Sünni bilginler özellikle üç önemli itiraz noktasını öne sürmektedirler:

a) Bu hadisten Hz. Peygamber'in, Hz. Ali'yi mü'minlere imam-emir (devlet başkanı) tayin ettiği anlamı çıkmaz.  Araplar “Mevla”  kelimesini birden fazla anlamda kullanmaktadırlar: Dost, arkadaş, yardımcı, sahip vs. Ancak işleri üstlenmek, yönetmek (velayet) gibi anlamları da var. Şiilere göre Efendimiz, Hz. Ali'yi vasiyet etmiş, Sünnilere göre, kelimeyi siyasi halef manasında kullanmamıştır.

b) Hz. Peygamber, Hz. Ali'yi emir tayin etmek isteseydi, emri aldığı ilk anda Müslümanlara açıklıkla tebliğ ederdi. O maslahat gözeterek inen vahyi gizlemez veya ertelemezdi. Hz. Aişe'ye göre Efendimiz'in boşandıktan sonra Zeynep'le evlenmesinin kendisine bildirilmesi O'nu sıkıntıya sokmuştu. “Eğer Allah'ın elçisi Kur'an'dan bir şey gizleyecek olsaydı, bunu gizlerdi, öyle yapmadı.” (Buhari, Tevhid, 22; Tirmizi, Tefsir, 33/9-16.)

c) Hadis'in Şii kaynaklardaki versiyonunda “Benden sonra” ibaresi var, Sünnilere göre bu Şiilerce hadise sonradan ilave edilmiştir.

Öyle veya böyle! Hadis metninin zahirinden Hz. Ali'nin Efendimiz'in velayeti altında bulunduğunu, Son Elçi'nin Hz. Ali'ye Mevla olduğunu anlıyoruz. Bu hadisi “Size iki emanet bırakıyorum: Biri Allah'ın Kitabı Kur'an-ı Kerim, diğeri Ehl-i Beytim (ıtratim).” (Tirmizi, Menakib, 31; Müsned, III, 17.) hadisiyle bir arada düşündüğümüzde, Efendimiz'in Ehl-i Beyti'ni İslam'ın muallimleri olarak gördüğünü, kendisinden sonra çıkacak iktidar mücadelelerinde Ehl-i Beyt'inin büyük haksızlıklara ve zulümlere uğrayacağını önceden görüp Müslümanları bu konuda uyardığını düşünebiliriz. Bu konudaki Üstad Said Nursi'nin teşhis ve tespitleri de bu yöndedir.

Pekiyi, Sünni bakış açısından, Hz. Peygamber'in Hz. Ali'yi vasiyet etmeyip, yönetim işini seçime bıraktığını düşündüğümüzde, Hz. Ali ve onun canparesi Hz. Hüseyin'in bu işe talip olmaları yanlış mıydı? Elbette hayır! Bu işe en çok ve birinci derecede onlar layıktı. Fakat Beni Ümeyye zalimleri Ehl-i Beyt'i kılıçtan geçirdiler. Kerbela'dan sonra Ehl-i Beyt iki kola ayrıldı: Bir kolu (Zeynelabidin) Kur'an'ın ta'limini üstlendi, diğer kolu (Zeyd bin Ali) kılıca karşı kılıçla karşılık verme yolunu seçti.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.