1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Hükümet militarizme yöneliyor
Hükümet militarizme yöneliyor

Hükümet militarizme yöneliyor

A+A-
Özgür-Der Diyarbakır Şubesi, yayınladığı Kasım ayı hak ihlalleri raporunda yaşam hakkı ihlallerinde ciddi artışları olduğunu belirterek, “Hükümet militarizme yöneliyor” dedi.

Özgür-Der, Kasım 2008 İnsan Hakları Raporu'nda, 13 Haziran 2007'de onaylanan Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la polise getirilen olağanüstü yetkilerin keyfi uygulamalar ve insanların yaşamına mal olacak şekilde yetkilerin kötüye kullanılmasına yol açtığını kaydetti.

Raporda, “Kasım ayında da 'dur ihtarı'na uymadığı veya kolluğa 'mukavemet gösterdiği' gerekçesiyle üç kişi katledildi” denildi. Yaklaşan yerel seçimler öncesi artan operasyonlar ve eylemlerle Kürt sorununun yeniden gündemin baş sıralarına oturduğuna işaret eden Özgür-Der, “Çözüm merciinde olması gereken Başbakan Erdoğan'ın ise bölge ziyaretinde kullandığı üslup adeta tek parti iktidarını aratır nitelikteydi” eleştirisini yaptı.

İşkence ve kötü muamelenin sokaklara taştığının kaydedildiği raporda, “İnsan hakları gündeminden bir türlü düşmeyen bir diğer konu da işkence ve kötü muamele.  Abdullah Öcalan'a kötü muamele yapıldığı iddiaları üzerine protesto eylemleri düzenleyen kitlelere yapılan müdahale işkence ve kötü muameleyi sokağa taşıdı” diye belirtildi.

İKTİDARIN MİLİTARİST İCRAATLARI

Raporda yaşam hakkı ihlallerinde ciddi bir artış olduğu vurgulanarak, “Uluslararası sözleşmelerde taraf olunmasına ve Anayasada da güvence altına alınmasına rağmen Türkiye'de, yaşam hakkı, maddi-manevi varlığının bütünselliğinin dokunulmazlığı, ifade ve vicdan özgürlüğü her zaman devlet tehdidi altında olagelmiştir. Bu tehdit meclisin çıkardığı ve insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan PVSK, Terörle Mücadele ve İnfaz yasaları gibi iktidarın militarist icraatlarıyla yakından alakalı” ifadeleri kullanıldı.

ŞİDDET ADETA BİR KÜLTÜR HALİNE GELDİ

Raporda polisin ölümlerine yol açtığı Bursa'da Serkan Çedik, Ankara'da Soner Çankal, Zonguldak'ta Erdal Keloğlu örneklerine yer verildi. Yaşam hakkı ihlallerinin bunlarla da sınırlı kalmadığına dikkat çekilen raporda şöyle denildi: “Devletten topluma sirayet eden şiddet milliyetçilikle de birleşerek adeta bir kültür haline geldi. Kocaeli'de Kürtçe müzik dinlediği ve Kürtçe konuştuğu için 3 kişinin bıçaklı saldırısına uğrayarak ağır yaralanan Emin Çakan tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. İzmir'de ise Seyyar satıcılara saldıran zabıta memuru, yoldan geçen ve 'Neden hakaret edip vuruyorsunuz' diye kendisini uyaran Doğan Kalender'in başına telsizle vurdu. Yere yığılan işçi emeklisi adam başını kaldırıma çarptı ve hayatını kaybetti. Diğer yandan Van'da bir mayının patlaması sonucu Erdal Saçak hayatını kaybederken Ramazan ve Veysel Saçak da yaralandı.

Ortaya çıkan bu korkunç tablo, Türkiye'de insana verilen değerin resmidir. Yaşam hakkı ihlalleri çoğunlukla devlet eliyle gerçekleşmektedir. Dolayısıyla yaşam hakkını hiçe sayan, devleti kutsayan ve insanı devlete feda eden totaliter zihniyetle hesaplaşmak zorunludur.”

Başörtüsü yasaklarına da değinilen raporda, "Türkiye'deki Laik-Kemalist sistem tarafından, her yıl belli gün ve tarihlerde resmi törenler düzenlenmekte, insanlar belli bir ideolojik kalıba göre şekillendirilmeye çalışılmakta. Bu törenlerden biri de Mustafa Kemal'i anma adı altında 10 Kasımda yapıldı. Daha önceki yıllarda olduğu gibi bu yılki resmi törenler de başörtüsü özelinde halkın İslami değerlerini tehdit ve tahkir eden manzaralara sahne oldu" eleştirisi yapıldı.

“Hükümet militarizme yöneliyor” diyen Özgür-Der, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gezileri ve söylemleri ile diğer hükümet yetkililerinin açıklamalarına dikkat çekerek şöyle dedi:

“Ak Parti iktidarı, Kürt sorununda askerlerin yıllardır savunduğu ve kullandığı dili kullanmaya başladı. İktidar partisi bir süredir Kürt sorununda en üst düzeyde statüko savunuculuğunu üstlenmiş durumda. Başbakan Erdoğan'ın son günlerde bölgede yaptığı gezilerde kullandığı dil, 'Kürt sorunu'nun varlığını inkar eden ve sorunu sadece ekonomik, “terör” ve asayişe indirgeyen devlet ezberinden ibaret.

Başbakan'ın Hakkari'de, "Biz ne dedik? 'Tek millet' dedik. Ne dedik? 'Tek bayrak' dedik. Ne dedik? 'Tek vatan' dedik? Ne dedik? 'Tek devlet' dedik. Buna kim karşı çıkabilir yahu? Buna karşı çıkabilenin bu ülkede yeri yok. Buyursun istediği yere gitsin" şeklindeki sözleri MHP'yi bile kaygılandırdı(!)

Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün azınlıkların zorunlu tehcir ve mübadelesini öven ifadeleri başbakanın bu sözleriyle birlikte okunduğunda hükümetin giderek şahinleştiği, milliyetçi bir söylemi tekrar kuşanmaya başladığı söylenebilir.

Yıllardır 'ya sev ya terk et' dendi de ne oldu. Kürt illeri savaş alanına çevrildi. Güvenlik bölgeleri adı altında OHAL ilan edildi ve bölge hala sıkıyönetim uygulamalarıyla idare ediliyor. Polise ve askere sınırsız yetki tanındı, sonuçları hala ortada. Binlerce Kürt tutuklandı, işkenceden geçirildi veya 'asmayalım da besleyelim mi?' denilerek infaz edildi. Kürtçe ve kültürüne yönelik yasak hala devam ediyor. Kürt sorunu konusunda duyarlı basın yayın organları sürekli olarak susturulmaya çalışılıyor. Kürtlere ait partiler kapatıldı ve hala kapatılmaya çalışılıyor. Kürt siyasetçilere cezalar yağdırıldı-yağdırılıyor.

Tüm bu acı tarihsel tecrübeye rağmen Başbakan'ın yaklaşımı tüyler ürperticidir. Sonuç itibariyle iktidar, Kürt sorununda sivil perspektiften uzaklaşmış ve askeri yaklaşımı içselleştirir hale gelmiştir.”

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.