1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Hukuku yazılmayan bir kardeşlik olgusu boş bir iddiadır?
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Hekib - Heybe
Yazarın Tüm Yazıları >

Hukuku yazılmayan bir kardeşlik olgusu boş bir iddiadır?

A+A-

 

Bilgiyi önceleyen  kitaplarda bazı kavramların tanımları ve bu tanımlara özgü bir takım tahlilleri yapılmıştır. Ancak bu tanım ve tahlillerin gerçek hayattaki  geçerlilik katsayıları ne kadardır? Bu kavramlar hayattaki yerlerine ne kadar doğru oturmuşlar? Esas ona bakmak gerekir.

Yoksa süslü bir takım kelimelerle cilalandırılmış bazı kavramlar bizi çok feci bir şekilde yanıltabilirler. Bu yanılma da bizi öylesine ağır bir adaletsizlik ve zulüm girdabına sürükler ki, ömrümüz boyunca Allaha yalvarsak bile bu ağır günahın cürmünden kurtulamayız.

Zira  sonsuz adalet ve merhamet sahibi olan Allah,bütün hayatın gizem ve oluşlarının en ince  bilgisine sahip ve hâkim olan Allah, karşıma kul hakkıyla gelmeyin diyor.

Yukarıda bahsi geçen  kavramlardan bir tanesi de, malum günümüz anaforunda gerek orta doğuda gerekse yaşadığımız topraklarda daha çok siyasal ve sosyal güncelliğinden dolayı varlığı tartışılan “Kardeşlik “ kavramıdır. Daha doğrusu Ortadoğu’da Arap-fars-Kürt-Türk kardeşliği. Türkiye ve  Kürdistan coğrafyasında ise boş bir  ezberden yola çıkılarak varlığı iddia edilen “Kürt-Türk kardeşliği” kavramıdır...

İnsanoğlu’nun çok eski zamanlardan beri dillendirdiği bazı kardeşlik kategorileri var.O da şunlardır.

İnsanlar yaratılışta,toprakta,Aynı anne-babadan olmada, dinde-mezhepte,aynı milletten gelmede ,siyasette,yaşam biçiminde yada birfutbol takımı gönüldaşlığında  birbirlerini  kardeş  olarak algılayabilirler.

Bunların eğrilik ve doğruluklarını tartışmadan önce ,bizlerMüslüman olmamız hasebiyle Kurânın  Kardeşlik tanımına bakmak durumundayız. Yoksa Müslümanlık iddiamız kuru bir iddiadan öteye geçmez.

Kur’an derki:

 “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, kavimlere ayırdık. Hiç kuskusuz,Allah katında en değerli olanınız, takvaca en üstün olanınızdır  ."(Hucurat:13).

“Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, bilenler için gerçekten ayetler vardır.(Rum:22)

Hz. Ali,bu konuda  söyle diyor: "Senin hakiki kardeşin seninle beraber olan sana menfaat versin diye, kendi nefsine zarar vermeye razı olan, zamanın felaketleri kapını çaldığı vakit, senin dağınık durumunu derlemek için kendi derli toplu öz durumunu dağıtandır.

Yine Kurân  diyorki: "Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının, umulur ki onun merhametine nail olasınız" (Hucurat:10)

(Müslim, Birr,58) şöyle bir hadis geçiyor:“ Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulüm ve kötülük yapmaz, onu tehlikeye atmaz. Bir kimse kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’ın bir sıkıntısını giderirse Allah da buna karşılık ondan kıyamet gününün sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslüman, kardeşinin bir ayıbını örterse kıyamet günü Allah da onun bir ayıbını örter."

Müminlerin din kardeşi ilan edilmesi, onların üzerlerine bazı sorumluluklar yükler. Kardeş olmak demek; sevinçte ve kederde birlikte olmayı göze almak demektir. Kardeşe muhabbet beslemek, bir birini saymak, eline-diline itimat etmek, merhamet etmek, yardımlaşma ve dayanışmayı göze almak demektir.

Bu nedenle islamda kardeşliğin özeti şudur: Kardeşini Allah rızası için kendi nefsi gibi sevmek. Sevinç ve tasasını paylaşmak. Ondan Maddi ve manevi desteğini  esirgememek. Onu renginden ve ırkından dolayı hor görmemek. Dili, eli ve davranışlarıyla ona  sıkıntı vermemek. Hata ve yanlışlarını olabildiğince affedebilmek. Kardeşine vefakâr olmak. Onunla selamlaşmak. Öldüğünde gerekli vecibeleri yerine getirmek

Bunlar olmadan İslam kardeşliği iddiasının bir anlamı olmaz. Kuran’ın öngördüğü kardeşlik, bütün bunları içeren bir muhtevaya sahiptir. Zira İslâm’daki kardeşlik tanımı hukuku yazılarak oluşturulmuş  bir yaşam biçimidir.

Öyle yakardeşler asla birbirlerinin kanlarını dökmezler. Haksız  yere birbirlerinin canlarını, namuslarını,mallarını, topraklarını, haklarını, haysiyet, onur ve özgürlüklerini ellerinden almazlar,gasp etmezler.Kendisi için arzulayıp yaşanmasını istediğini, kardeşi için de isterler. Kardeşi aç iken kendisi tok yatmaz. Kardeşi güvende değil iken kendisi huzur ve güven içinde olmanın konforunu yaşamaz. Yaşamamalı.

Ama ne acıdırki yeryüzünde akıtılan ilk kan kardeş kanıdır.Ademin çocuklarından olan Kabilin gemleyemediği ihtiras ve kıskançlığı sonucu  Kardeşi masum Habili öldürmesi düşündürücüdür.

Tam da bu noktada Bu ülkede var olduğu iddia edilen Türk-Kürt kardeşliğini şöyle bir gözler önüne serelim: Birbirlerine kardeş olduklarını iddia eden bu kavmin çocukları geçmişte ve içinde bulunduğumuz yaşam diliminde bu topraklarda birbirlerine neler yapmışlar,sırf birisi hakklarını istediği için diğeri onun soyundan kaç bin kişi öldürmüştür,Öldürmeye hala devam ediyor.Bu rakkamın ne kadarını idam,hapis ve  sürgün yoluyla normal bir yaşamın dışına itmiş…itmeye halen devam ediyor,ona girmeyeceğim. Çünkü hepimiz yaşananları üç aşağı-beş yukarı biliyoruz.

Bilmediğimiz veya bilmek istemediğimiz tekşey galiba kardeşlerimiz  olduklarını varsaydığımız-müslüman olsun veya olmasın-Kürtlerin tam olarak ne istedikleridir.

Yani onların yaşadıklarını doğru bir şekilde tanımlayamıyışımızdır.. Veya en moda deyimle Kürtlerle kardeşliği nasıl sağlayacağımız  sorunudur. Bu kardeşlik bir efendi-köle formatıyla mı yoksa eşitlerin hukukuyla mı şekillenecek?

Veyahut  birilerinin  böyle bir sorunun olup olmadığı sorunudur:

Bu sorunun aslı ve gerçeği.“Ortadoğu’da  bir Kürdistan Sorunudur. Yani Türk, Arap ve Farsların adalet ve hakkaniyet çerçevesinde eşit haklar temelinde,Kürtlerle birlikte veya  onlarla komşu olarak dahi yaşamayı isteyip istememe Sorunudur. Kürtleri kendi eşitleri olarak görüp görmeme, algılayıp algılamama sorunu”dur, diyebiliriz…

Bütün bunların hangisi kutsal devletimizin ali menfaatlarına  uygundur.Galiba kafa yorduğumuz asıl nokta budur.Gerisi teferruattır.Çünkü bizde devlet herşeyden daha üstün ve kutsaldır.Bütün kutsallıklar varlığını ondan alır.

13.01.2013 tarihinde ufkumuz ve haberdiyarbakır. Com’daki yazımın özeti olarak yukarıdaki  paragrafı kurmuştum.

24 .01. 2013 günü TBMM’de CHP'li bayan Vekil Birgül Ayman Güler: Bana Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz! dedi.

Ondan önce ise AKP’li bir siyasetçi anadilde eğitim istemek şeytanın aklına uymaktır diyor.Bizzat başbakanın kendisiAlmanyada Türkler için  anadil eğitim hakkı,ananızın ak sütü kadar helaldır,diyor.iş bu hakkın kürtlere yansımasına  gelince de yok böyle bir hak, böyle bir şey yok diyor.2 saat seçmeli ders neyinize yetmiyor,diyor.

Oysa yukarıda mealini okuduğumz  Kurân ayeti, dillerinz ve renklerinizin farklı oluşu Allahın ayetlerindendir, diyor.

Başbakan 2005te Diyarbakırda bu soruna Kürt sorunudur dediğinde  bu bölgede  adeta bir devrim havası oluşmuştu.

Aynı Başbakan bu gün “kürt sorunu yok,kürt kardeşlerimin sorunları var,” diyor.Peki sayın başbakan  geçen onca sure zarfında  kısmi bir takım tamiratların  dışında bu bölgede  neyi kalıcı olarak çözdüki,bu gün bu sorun  yoktur diyor.Eğer bu sorun yoksa o zaman neyin çözümünden  söz ediyoruz.Bir an için kendilerini çözdüğünü sandığı  sorunla başbaşa bırakalım.

Biz   zatıalilerinin kürt kardeşlerinin halen çok feci şekilde can yakan ve çözüm bekleyen sorunlarını sıralıyalım.kendileri  bu sorunlara hangi isim ve sıfatı takıyorlarsa kendileri bilir.

1-Başbakanın kürt kardeşlerinin başta anadilleri ile yaşamlarını sürdürme hakları dahil hemen her şeyleri temelde hala yasak.

2- Kendilerine özgü bütün kurumları lağvedilmiş.Yasak.  Toplumsal değerlerini ve kültürlerini yaşamaları yasak.

3-Millet olarak var oluşlarını dile getirmeleri.Coğrafyalarını kendi dilleriyle tanımlamalarıyasak..Kendi topraklarında kendi isim ve kimlikleriyle en meşru taleplerini dahi dile getirmeleri ,kendileri ile ilgili bir söz sahibi olmaları yasak.

Toprakları dört-beş parçaya bölünmüş. O parçadaki sözüm ona müslüman, hakim devlet,Kürtlere şunu dayatıyor.Tek devlet,tek millet,tek bayrak.Ama bu teklerden kürtlerin payına düşen ne yazık ki sadece kurşun,hapis,sefalet,sürgün ve yoksulluk.. Önemli şahsiyetleri ya idam ya kurşun ya da hapis veya sürgünlerle cezalandırılmışlardır. Bu bir tesadüf olamaz.

4-Kürtler, topraklarının hemen her parçasında  en insani ve haklı taleplerini doğru veya eğri, legal veya illegal, şiddet içre veya şiddetsiz bir şekilde dile getirdikleri için yer yurtları tarumar edilmiş.3-4 milyona yakın insan Can ve namuslarını kurtarmak adına zorunlu bir göçten dolayı  korkunç bir sefalete mahkûm edilmiş durumdalar.

Hemen her parçasındaki büyük şehirlerin varoşlarında, küçük kasabalarda ve kırsal kesimlerdekorkunç bir sefalet çarpıyor  yüzümüze. Bu gün bu ülkede eğer dört tane yoksul veya  işsiz varsa bunun üç tanesi kesinkes Kürttür.Bu bir tesadüf olamaz.

5-Bu ülkenin hapishaneleri tıklım tıklım kürt doludur.Kimi siyasi suçlu,kimi göç ve yoksulluğa bağlı mali suçların muhatabı,.türkiye Hapishanelerindeki mahpusların çoğunluğunun  Kürt olması bir tesadüf olamaz..

6-Kürt illerinde rakam kesin olmamakla birlikte 80.000’den fazla  geçici köy korucusu hala aktif görev yapıyor.Bunların çoğunun görev alanlarında pkk yaklaşık 10 yıldır tek bir kurşun sıkmamış.Çünkü orda yoklar.Ama korucu ordusu  devletin silah ve nüfuzunu suistimal etmeye devam ediyor.Kime ve neye karşı görev yaptıkları belli değil.

Bu tanımsız korkudan dolayı korucu olmayan  kürt vatandaş tarlasını ekemiyor.Bağını bahçesini koruyamıyor. Merasına  sahip çıkamıyor.Hayvancılık yapamıyor.

Bütün bunların ürünü olan bir  yoksulluk ,açlık ve sefalet  kürtlere dönüyor.Neden Trakyada,yunan veya bulgar  sınırında silahlı bir köy korucusu birliği yok da.Kürt illerinin kırsalları devletin asker ve polis ordusuna ek olarak böyle bir orduyla istila edilmiş? Bu olsa olsa türk-kürt kardeşliğinin bir hediyesi olsa gerek.

7- Bir kürt genci başta dil ve yoksulluk faktörü olmak üzere pek çok sebepten dolayı bir sınavda herhangi bir başarı sağlayamıyor.Yazılıda belli bir puan tutturan ise bu sefer  mülakatlarda torpil ve kayırma engeline takılıyor.

Bu gün kürt gençliği  bütünüyle suçlu bir gençlik haline getirilmiş.Hak arama veya siyasetle  bir şekilde bağı olan bölücü-vatan hainliği ile  damgalanıyor. Geri kalan  ise işsizlik ve yoksulluktan dolayı gayri meşru işlere itiliyor.Diyarbakırın ve ülkenin bütün büyük şehirlerinin varoşları,arka sokakları  kürt gençliğinin geleceğini çürüten madde bağımlılığı,uyuşturucu ,eroin,esrar  batakhaneleri haline dönüşmüş.Uyuşturucu ve sigara kullanımı ilkokullara kadar inmiş.

Bütün bunları bir araya getirip kürt illerinde genelleştirdiğimizde sayın başbakanımızın kürt kardeşlerinin  öyle hiç de azımsanamayacak büyüklükte bir sorunlar yumağının olduğunu görürüz.

Ha,birileri kürtleri ya ölüm ya sıtma ikilemine sıkıştırarak sürekli  dün nasıldı,sorusunu soruyor.Dün elbette daha kötü idi.Çünkü dün bu topraklarda insanlık rafa kaldırılmıştı.Ama temiz bir vicdan açısından bu şunu gerektirmiyor sanırım.Dün daha kötü durumdaydın.Bu gün mevcut durumu sineye çek.Çekmezsen halinin ne olacağını sen bilirsin.

Peki, çözüm nedir. Çözüm yukarıda  özetle sıraladığımız sorunların çözümlenmesidir.

Eğer bu saydıklarımız Kürtlerin yaşamına aktarılırsa bu kardeşlik hikâyesi bir şeylere benzeyecek. Yoksa bu  içi boş bir hikâyeden kimsenin hayrına bir şey çıkmaz.Ve bu boş edebiyat hepimize çok pahallıya mal olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.