1. YAZARLAR

  2. Müfid YÜKSEL

  3. Hicaz Notları
Müfid YÜKSEL

Müfid YÜKSEL

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Hicaz Notları

A+A-

 

     Kahire ile başlayan 'Umre' seyahatimiz yine Kahire'de noktalandı. 20 gün süren bu seyahatimize ilişkin bir kısım intibaları paylaşmaya devam edeceğiz. Geçen makalelerimizde Hicaz'da son yüzyılda mukaddes mekanların başına gelenlere ilişkin bir kısım değerlendirmelerde bulunmuştuk. İç karartıcı da olsa, bunları paylaşmayı bir görev addettim.

     Tüm olanlar bir kısım çevrelerce, kalabalıklaşan, ulaşımın kolaylaştığı dünyada bir zorunluluk olarak değerlendirilebilir. Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere'de mekanların, mâbedlerin, Hacc ve Umre için gelenlere dar geldiği, ihtiyaca cevap vermediği iddiası öne sürülebilir. Ancak, herhangi bir dinin, inancın kutsal mekanlarına, tarihi sit alanlarına yönelik böylesine bir tahribat belki görülmemiştir. İsrail/Siyonizm işgali altındaki Kudüs'te Mescid-i Aksa çevresine yönelik herhangi bir tadilat ve tahribata karşı son derece duyarlı davranan çevreler, nedense Haremeyn-i Şerifeyn'de yapılan bunca tebeddülat, tadilat ve inanılmaz tahribata ses çıkarmamaktadırlar. Bu çelişki bizce gerçekten merak konusu. Haremeyn-i Şerîfeyn'deki tahribata ilişkin, modernleşme-betonlaşmaya ilişkin en küçük bir itiraza karşı yoğun savunma mekanizmalarının, özellikle Türkiye'deki İslamcı çevrelerce, dillendirilmesi daha da hayreti mucib. Oysaki, Suudi Arabistan'da bile, hatta Kraliyet ailesi mensupları arasında dahi buna ciddi itirazlar vaki olmakta ve rahatsızlıklar artık yüksek sesle dillendirilebilmektedir. Ne var ki, ülkede otoriteyi Suûd ailesi ile birlikte paylaşıp, dini otoriteyi elinde bulunduran 'âlu'ş-şeyh' âilesi (Muhammed Bin Abdilvahhâb'ın soyundan gelenler) bu itirazlara karşı 'Şirk-Tevhîd' kavramlarını kullanarak en büyük direnci göstermekte, bunlar eliyle on yıllardır bütün İslâm tarih eserleri bir bir ortadan kaldırılmaktadır. Hele ki, son yıllarda Ebu Eyyub El-Ensarî'nin zaman içerisinde tamiratlarla tadilata uğrasa da ayakta duran, Hz. Peygamber'i (S.A.V) Medine'de ilk misafir eden otantik hânesinin 'Şirk' e sebebiyet veriyor gerekçesi ile yıkılıp yerine elektrik trafosu yapılması, Hz. Ömer (r.a) Câmii'nin yıkılma aşamasına gelmesi, Hz. İmam Ali (k.v) ve Hz. Ebubekir (r.a) Câmilerinin ibadete kapatılması bizim için kesinlikle kabul edilemez bir olaydır.

     Arafât'tan başlayarak, Medine-i Münevvere'ye kadar Hicâz'daki mukaddes topraklarda, özellikle Hz. Resul-i Ekrem (S.A.V)'den başlayarak İslâm tarihi boyunca geçmişi hatırlatan eserlerin çok büyük bir bölümü yok edilip betonlaştırılmış vaziyette. Müzdelife ve Mina'da Mescid-i Hayf dahil tarihi hiçbir eser bırakılmamış. Arafat tepesinde Hz. Peygamber'in (S.A.V) Vedâ Haccı'nda Vakfe duası okuduğu yükselti yine bu gerekçelerle betonla kapatılmış. Asfalt ve beton yığınları her tarafı adeta kaplamış durumda. Hudeybiye'de Hulefâ-i Râşidîn döneminde yaptırılmış olan Câmi-i Şerif yıkık vaziyette bırakılıp, yakınına estetik ve mimariden uzak beton bir cami inşa edilmiş. İhrâm giyilen Mikât sınırı dışındaki mekânlardan Ci'rân Hill bölgesi de aynı şekilde betonlaştırılıp, modernleştirilmiş. Hz. Peygamber'in (S.A.V) Vâlidesi Hz. Amine'nin Ebvâ'daki kabri ziyaretten menedilmiş. Oysaki bizzat Hz. Peygamber (S.A.V) tarafından ziyaret edilmiştir. Medine civarında Hendek'te bulunan Selman-ı Farsî mescidi de 'Şirk' gerekçesi ile ziyarete kapatılmış, yıkılmak istenmektedir. Bir akide, bir kültür ve anlayış düşünün ki, bedâvetle, modern betonlaşma, gökdelenleşme arasında ifrat ve tefritte bulunsun, aradaki bütün bir tarihi ve medeniyet birikimini 'Şirk' gerekçesi ile yok etsin. Bunun Hicâz gibi İslâm'ın kalbinde yol açtığı tahribat ciğerlerimizi yakıyor. Ka'be-i Muazzama'nın minarelerinin tepesine Saat Kulesi inşâ etmek neyle açıklanabilir? Düşünün, namaz vakitleri ve ezan-ı Muhammedi temelli kudsî/yüce bir zaman anlayışının temel simgeleri olan Beytullah/Mescid-i Harâm ve minarelerinin tepesine, tam aksi modern/profan, din dışı/seküler, kantite zaman anlayışının simgesi olan Saat Kulesi inşâ ediliyor.

     Elbetteki putperestliği çağrıştıracak fiil ve durumlardan uzak durulması dinin temel emridir. Bu konuda vahy-i Mübin ve ahâdis-i celile sarihtir. Ancak, İslâm'ı bedâvete mahküm edip, tarihte İslâm'ın getirdiği tarih ve tecrübe birikimini, Vahy'in, Sünnet-i Nebeviyye'nin öncülüğünde oluşmuş tüm bir birikimi/tecrübeyi 'Şirk', 'Câhiliyye' parantezinde yokluğa mahküm etmeğe çalışmanın, sonra da yerine modernleşme-sekülerleşmenin, Batı'da dahi artık ciddi olarak itiraz edilen, en uç örneklerini, gökdelenleri/towerları ikâme etmenin hiçbir akidede, dinde yeri yoktur. Hadis rivâyetlerinin, İbn Hacer El-Askalânî gibi büyük muhaddislerin vaz'ettiği hadis usulü mucebince, izaha tabi tutulmadan, Hâricî bir zihniyet, birebir eşlemeci bir metodla hükümleştirilip uygulamaya konarak bu tür tahribatın gerçekleştirilmesinin geçerli hiç bir izahı yoktur.

     Tevhid adına, sözde şirkten ve cahiliyeden arınma adına İslâmi geleneğe ve yaşam pratiği birikimine, İslâmın târihine, mü'min eslâfımıza karşı takınılan sözde Selefi tutumun ortadan kaldırdığı İslami gelenek ve yaşam pratiği birikiminin yerine alternatif koyamadığı, koyamayacağı, ancak, bunun modernizme ve din-dışı/seküler yaşama teslimiyeti getireceği Mekke ve Medine şehirleri örneğinde açıkça görülmektedir. Neticede, yaşamda dine ilişkin unsurlar, maneviyat, dinî hayat şekli, mimarî, dahil, bütün alanlarda, modernlik-sekülerlik lehine tasfiye olmaktadır. Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere bu yeni/modern görünümleriyle dine, dini yaşam alanına ait unsurların tasfiyesi sürecine neden olmakta, Haremeyn-i Şerîfeyn'de ziyâdesiyle muhtaç olduğumuz nurâniyet/maneviyât ve ruhaniyeti perdelemektedir.

     YENİ ŞAFAK

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.