1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. Hesap vermesi gerekenler…
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Hesap vermesi gerekenler…

A+A-

Milletvekilleri gerekli soru önergelerini vermiyor, gerekli soruları sormuyorlar.

Biz sormaya devam edelim:

Önce tüm ülkenin kendisine sorduğu temel soru: Aktütün Karakolu 300 kişilik bir grup tarafından nasıl basılabilmiştir?

Gelen yardım neden yeterli olmamıştır?

Savunması güç bir karakolun o yerde muhafaza edilmesinin sorumlusu kimdir?

Dağlıca baskınında olduğu gibi Aktütün baskınında da saldırı olacağına dair önceden alınmış istihbarat var mıdır?

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı Aktütün baskından 16 gün önce Jandarma, MİT'e yazılı uyarıda bulunmuş mudur?

Bulunmuşsa ne tür önlemler alınmıştır?

Taraf Gazetesi'nin iddiası vahim ve ciddi: Her iki baskın önceden bilindiğine göre ve her iki baskında da karakolların üst rütbelileri olay yerinde olmadığına göre, kimi subayların göreve çıkması ya da izne ayrılması işlevini mi yerine getirmiştir?

Birileri bu sorulara cevap vermeli…

Kimse orduyu yıpratmaktan söz etmesin…

Hukuk devletlerinde düzen böyledir. Yetkililer bu yetkilerinden ötürü sorumludurlar ve hesap verirler…

Birileri hesap vermeli…

Şunu tüm ülke biliyor:

Aktütün Karakolu'nda 4 baskında 40 üzerinde şehit verilmiş ve bu karakol şimdiye kadar tam 38 kez baskın yemiş…

Benzer başka karakollar var…

Samanlı Karakolu…

Hakkari'nin Şemdinli ilçesi Irak sınırında… 1991 yılında baskına uğramıştı. 9 asker şehit olmuş, 7 asker ise kaçırılmıştı. Korunması güç ve kötü konumlu iddia edilen bu karakol aynı yerde duruyor.

Alan Karakolu…

Şemdinli'nin İran sınırında… 1992'de baskına uğradı. 18 şehit verildi. Aynı yerde duruyor.

Yeşilova Karakolu: Dağlıca baskınından sonra hedef alındı. Saldırı püskürtüldü. Hala aynı yerde…

Umurlu Karakolu…

Şemdinli Derecik bölgesinde… Hakim bir tepede olmayan saldırıya açık bu karakol 1992 ile 1995 yılları arasında çok kez baskına uğradı. Hala aynı yerde…

Evet Emniyet İstihbarat'ının verdiği bilgi hala geçerli, bu karakollar her an saldırıya açık…

Peki bu konuda ne yapılıyor?

Bu dört karakol ve benzerleri ne zaman güvenli hale getirilecek? Ya da ne zaman taşınacak?

Bu sorular da cevap bekliyor…

Tartışılması gereken önce bu sorulardır.

Saldırgana lanet okumak sorun çözmüyor, daha çok silahlanmakla da ölen genç asker sayısı düşürülmüyor…

Olağanüstü Hal ilanı ya da Olağanüstü Hal uygulamaları talep etmek de gerçeklerle uyuşmuyor. Zira talep edilen, Olağanüstü Hal düzenlemesinin temel hak ve özgürlükleri askıya alan yönleri. Zira Olağanüstü Hal uygulamasının askeri yapısı EMASYA Protokolü üzerinden sürdürülüyor.

EMASYA Protokolü'nün iki önemli gerekçesinden birisi Olağanüstü Hal kaldırılmasıyla doğacak boşlukları doldurmaktı. Bu protokol, bu açıdan askeri iç güvenlik doktrininin ve yapılanmasının temelini oluşturur. İç güvenlik harekat bölgeleri buna göre yapılanır. Bu bölgelerde güvenlik güçleri doğrudan en yüksek askeri birimin denetimi ve emri altında hareket eder…

EMASYA'nın yanına anayasal hak ve özgürlükleri askıya alacak unsurlar eklemek dağda, dağdaki çatışmalarda, istihbarat temininde, Kuzey Irak'ta hiç bir işe yaramaz.

İşe yarayacağı yer bölgedeki sivil alandır ve Türkiye'nin genelinde güvenlik fikri meşrulaşmasıdır.

Tam adını koyalım: Askerileşmenin derinleştirilmesi…

Bu derinleşmenin bugüne kadar bilinen ve kanıtlanmış tek sonucu vardır:

Şiddetin meşrulaşması ve artması…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.