1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. Hermetik Atıl Aklın Diğer Alanlara Etkisi ve ...
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

Hermetik Atıl Aklın Diğer Alanlara Etkisi ve ...

A+A-

Hermetik Atıl Aklın Diğer Alanlara Etkisi
ve
KÜRT SORUNUNA İSLAMİ ÇÖZÜM KONFERANSLARI"


     Cabiri’nin “Hermetik atıl akıl” kavramsallaştırması, İslam dünyasında, gizemli, gnostik kültürün hakimiyetini anlatmak için kullanır. Cabiri’ye göre bu kültür İbn Sina gibi filozoflar, Gazali gibi kelamcılar, İhvanü’s Safa gibi akımlar sayesinde etkin olmuş ve tasavvuf üzerinden bir kültür oluşturmuştur.

     İslam düşüncesini temelinden sarsan Hermetik atıl aklın temel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

     1- Kaderci bir anlayışı temel alır.

     2- Bugüne değil geçmişe yoğunlaşan bir zihinsel yapıyı önceler.

     3- Olayları kendi dışına aktaran anlayışı besler.

     4- Sosyal olaylarda insan özgürlüğünü ve belirleyiciliğini önemsizleştiren bakışı önceler.

     5- Bugüne değil, geçmişe yoğunlaşır.

     Bu anlayış sadece tasavvuf kültürüyle sınırlı kalmamış, en özgürlükçü yapıları da etkisi altına almıştır.

     Hermetik atıl akıl, olayların nedenini sürekli dış faktörlerde açıklar. Oysa Kur’an ve Hz. Peygamberin pratiği bu yaklaşımın tam tersidir. Olayların temel belirleyici faktörlerini içerdeki zihinsel tutumlarda ve zaaflarda arar. Uhud Savaşında İslam ordularının yenilmesini Kur’an ve Hz. Peygamber Müslümanların ganimet tutkusu ve zaaflarında arar. Hiçbir açıklama da düşmanın gücü,stratejik aklı, savaş araçlarının çokluğundan bahsedilmemiştir. Kuşkusuz Hz. Peygamber siyasal ve sosyal olayların dış faktörlerinden habersiz değildi. Çünkü bütün önlemleri almaya çalışıyordu. Ama belirleyici faktörün iç faktör olduğunu daima ön planda tutmuştur. Günahın nedeni şeytanın gücü değil insanın zaaflarıdır. Bunun günümüzdeki açılımı şudur: İslam dünyasının karşılaştığı sorunların belirleyici etkeni kendi zaaflarıdır.

     Bir sorunu nasıl tanımladığınız, hangi kavramsal çerçeveyi kullandığınız, soruna hangi medeniyet tasavvuru içinden baktığınız önemlidir. PKK- HDP çizgisi Kürt sorununa modern seküler parametrelerle yaklaşıyor. Bu konuda şu sorularla açıkça yüzleşilmelidir: Kürt sorununa İslami bir çözüm üretilebilir mi, yahut İslam adına soruna çözüm önerenlerin önerisi kendi görüşleri midir yoksa İslamın görüşü mü , ya da Bir kişi bu İslamidir derken anlattığı İslami mi yoksa bireysel tercihi midir. Galiba İslamilik görüşleri tartışma alanı dışına taşıyor ve tartışılması gereken görüşü kutsallaştırıyor. Bu da düşünceyi kısırlaştırıyor.

     Yine de her sosyal ve siyasal sorunda olduğu gibi Kürt sorunu konusunda da Müslümanların perspektifi nedir? konusundaki arayışlar son derece önemlidir. Yanı başınızda olan bir soruna duyarsız kalırsanız hem doğan boşluğu başkası doldurur, hem de sizin tarihle ve güncelle olan bağınız kopar. Gündelik sorunlara yoğunlaşamayan ve çözüm üretme çabası olmayan bir dinin yaşayan bir din olması mümkün değildir.

     Şurası açık ki, ne PKK ne de başka bir grup Kürtlerin tamamını temsil edemez. Ancak bu PKK’yı önemsizleştirmeyi, yok saymayı gerektirmez; esasen böyle bir bakış gerçekçi de değildir.

     Müslüman grup ya da derneklerin Kürt sorunu karşısındaki tavrı nedir veya önemli bir aktör olabilirler mi? Sorusu da analiz edilmeye değer. Şurası açık ki, Türk siyasal sistemi Müslüman grupları siyasal tartışmalarda hiçbir zaman muhatap almamıştır. Daha açıkçası Müslüman gruplar siyaset dışı aktörler sayılmıştır. Bu İslam adına konuşanların en önemli sorunudur. İslami gruplar Kürt sorunu karşısında muhatap alınmadıklarını eleştiriyorlar. Ancak muhatap alınacak ne yaptıkları üzerinde kafa yormuyorlar.

     Müslümanların muhataplığı konusunda bir diğer sorunda, Müslümanların devletle muhatap olmayı hak edecek bir birikime ve güce sahip olup olmadıkları gerçeğidir. Oysa Kürt sorunu artık uluslar arası boyutları olan devasa bir sorundur ve Mekke’nin kumları değiştiği gibi sosyal ve siyasal şartlar değişmiştir. İslam hükümlerinin maksatları okunmadığı zaman eski pratikler hiçbir sorunumuza cevap üretemeyecektir ve atıl tarihsel malzeme olarak kalacaktır.

     Bugün PKK Kürt sorununda devletin muhatap aldığı en büyük Kürt grubudur ve bunun haklı toplumsal ve siyasal nedenleri bulunmaktadır. PKK’nın sorunu devletle muhataplığından çok Kürt halkıyla olan muhataplığında sorunlu bir noktada bulunuyor olmasıdır. Nihayetinde Kürt oylarının oylarının yarıya yakını kendisi dışındaki partilere gitmektedir. Burada PKK’nın kullandığı seküler,ilerlemeci,sol ve laik dil belirleyici olmaktadır. Bu noktada İslami gurupların Kürt sorununa müdahil olmasından daha çok PKK’nın İslami birikime ilgi duyması ve diyaloğa girmesi galiba daha büyük bir imkan olarak önümüzde durmaktadır.

     İslami grupların bir sorunu ortaya koyarken kullandıkları dil ve kavramsal sistem, soruna bakış açılarını da belirleyecektir. İşin doğası gereği her din ve siyasal grup kendini ortaya koyacak kavramsal bir dil kullanır. İslami grupların bu dili oluşturma konusunda yeteri kadar başarılı olamadıkları açıktır.

     Günümüz etkin siyasal akımları, hem sorunları tanımlama ,hem de sorunların temel faktörlerini belirlemek konusunda benzer bir zaaf içindedir. İslamcı-Ülkücü- sol- Muhafazakar akıl (Kürt solu ve Kürt dindarlığı da aynıdır) olayları değerlendirirken atıl aklın etkisi altındadır. Bu farklı siyasal akımlar olayları benzer şekilde açıklar ve dışarıya transfer ederler. Olayların nedeni, Türk düşmanları, İslam düşmanları, emek düşmanları sermayedarlar, ABD, İsrail, ve emperyalizmdir.

     Olayları sadece dış faktörler üzerinden yorumlamak, insanın sorumluğunu ortadan kaldıran bir yaklaşıma dönüşmektedir. Güçlü ve her şeye hakim, aşılamaz düşmanların varlığı, bireysel sorumluluğu ve mücadele azmini ortadan kaldırır. Bu tutum eleştirinin etkisini iyice azaltıyor, hataları kendi dışına iterek özeleştiri fırsatını daima erteliyor.

     Sosyal olaylarda dış faktörler etkileyicidir belirleyici değil. Belirleyici faktörler daima iç faktörlerdir. İslam düşüncesi değişim konusunda bireyin iç dünyasına ve zihinsel tutumunu önceler. Hz. Adem kendini kandıran Şeytanı değil kendini suçlar. Şeytan kendini suçlayanlara Kur’an’da cevap verir. “Hesap görüp azap hükmü verilince şeytan (Suçu kendisine yüklemeye çalışanlara) şöyle diyecek: Zamanında Allah’ın size vadettiği şeylerin hepsi birer gerçekti, ben de size birtakım vaadlerde bulundum ama boş vaadlerle sizi aldattım. Sizin üzerinizde benim otoritem/ hakimiyetim yoktu. Size sadece telkinlerde bulundum, siz de söylediklerimi kabul ettiniz. O halde beni değil, kendinizi kınayıp suçlayın. Zaten bugün ne ben size yardım edebilirim,ne siz bana yardım edebilirsiniz” (İbrahim/22)

     Bu tutum, mazlumların tümüyle suçlu olduğu , zalimlerin suçsuz olduğu anlayışını temellendirmiyor. Bir sosyal sorunun sadece dış faktörlerle açıklamanın doğru bir analiz olmadığını söylüyor. Müminler şeytanı tanıyacak, tuzaklarını bilecek; ama işlediği günahların, hataların suçunu kendini temize çıkararak Şeytan üzerinden temellendirmeyecek.

     Benzer bir düşünce biçimine katıldığım Kürt Sorununa İslami Çözüm panelinde de şahit oldum. Kürt sorununu analiz ederken çoğunlukla dış faktörlere vurgu yapıyorlar ve iç faktörler sürekli ıskalanıyor. Kardeşlik üzerine konuşuluyor ancak Hüda-Par ve Öze Dönüş Platformunun niçin bir araya gelemiyor, sorusuna doyurucu cevap verilemiyor. Oysa asıl sorun Kürtlerin kendi aralarındaki çekişme ve çatışmalardır. Kendi içinde bütünleşmeyi sağlamayan toplulukların başarılı olması imkansızdır. Asıl sorun Kürtlerin dışındaki faktörler değil, kendi aralarındaki anlaşmazlıklardır. Öyle görülüyor ki, bu konuda yürütülen çalışmalar da istenilen seviyede değildir ve beklenen sonucu vermekten uzaktır. Olayları analiz ederken reel koşulları görmeyip sanal bir kardeşlik söylemine sığınmak; insanlar geçmiş hatalarıyla yüzleşmeyip, samimi bir şekilde helalleşmedikten sonra istenilen sonucu vermeyecektir. Bu anlamda, Kürtlerin zaaflarını analiz eden büyük Kürt alimi Said Nursi’nin analizleri son derece doyurucu ve analitiktir.

     Öyle görülüyor ki, Kürtlerin tarihi tecrübesi, Kürtlerin iç bütünlüğü sağlayamamak gibi temel bir soruna işaret etmektedir. Emperyalizm ve İslamcılık eleştirileri bu temel sorunun üzerini örtmemelidir. Kürt meselesi ve İslami çözüm konferansı tartışmalarına bakılırsa Kürtlerin birliği düşüncesi önünde engeller var.

     Kürt Sorununa İslami Çözüm Konferansı

     1- Kürtler iç barışını sağlamasının önemini,

     2- Kürt sorunu çözülme çabalarında İslam ihmal edilmemesi gerektiği,

     3- Sorun büyük ölçüde Cumhuriyetin kuruluş sürecinde İttihatçı kadronun eseri olduğu,

     4- Kürtler ve Türkler kendi sorunlarını kendileri çözeceği,

     5- Her tür soruna karşın çözüm sürecinin desteklenmesi gerektiği haklı olarak vurgulanmıştır.

     Bir sorunu İslami çözüm diye adlandırmak bir arayışı ifade ettiği gibi bir zaafı da taşımaktadır. Çünkü hiçbir grup, dernek, vakıf, parti İslam adına konuşamaz. Bu yaklaşımın kendisi bizatihi dışlayıcı ve otoriterdir. Kürt sorununa İslami Çözüm sorunludur; doğrusu Kürt sorununa Müslümanların çözümü nedir olmalıdır. Hiçbir grup kendi önerisini İslami çözüm diye niteleyip başkalarına dayatamaz.

     Kürtler arasındaki barış ve kardeşliğin nasıl sağlanacağı konusu ise içinden geçmekte olduğumuz sürecin en önemli sorusudur. Geçmişteki hatalarıyla yüzleşemeyen, samimi bir özeleştiri yapamayan kişi ve örgütlerin, dini yapıların, derneklerin barış ve kardeşlik söylemi konjonktüreldir, dahası sonuç vermekten uzaktır. Konjonktürel birlikteliklerin siyasal anlamı olabilir belki ama, daha ötesi, çok daha derin bir kardeşleşme anlayışına bağlıdır. Kardeşleşme bir anlamda affetmeye, bir anlamda da geçmişte yapılan hatalarla yüzleşmeye bağlıdır. Politik hesaplar, konjonktürel beraberlikler, çıkarcı işbirlikleri üzerine kurulu yaklaşımların beklenen sonucu vermeyeceği açıktır.

     Kürtler politik yatırımını sadece seçimde barajı geçip geçmeme üzerine bina etmemelidir. Duygusal analizler üzerine kurulu beklentilerin getireceği hayal kırıklığı büyük olur.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.