1. YAZARLAR

  2. Ziyaeddîn Embarî

  3. Herkesin Söyleyeceği Bir Sözü Vardır
Ziyaeddîn Embarî

Ziyaeddîn Embarî

Yazarın Tüm Yazıları >

Herkesin Söyleyeceği Bir Sözü Vardır

A+A-

     Aslında bu yazımı Kürtçe yazacaktım; ama yazmadım. Hislerimin peşine düşerek Türkçe yazmak istedim. Doğrusu, bu her Kürt yazarın kaderidir. Kürtçe yazmasına rağmen Kürtçeden dert yanmak. Bu ticari bir kaygıdan kaynaklanmıyor. Genelde Kürtçe yazılan yazıların, meramına ulaşamadığındandır. Maalesef Kürtçenin hala okur piyasası çok düşüktür. Ama, bu durum, gerçekliği yansıtmakla birlikte, hakikatin kendisi değildir. Genelde yazar arkadaşlar gölleri aşıp bir an önce deryalara dalmayı arzu ederler. Oysa Kürtçe, denizleri andıran Van ve Hazar Gölleri hükmündedir. Eğer iyi çalışılırsa ve yüksek bir teknoloji kullanılırsa bazı kanalların açılımlıyla denizlere açılmak imkân dâhilindedir. Eğer kanallar açılmasa da kapalı deniz olarak algılanıp deniz mahiyetinde faydalanılabilir. Başkaları bizi hep anlasın diye onların diliyle konuşur ve yazarız. Diyelim yarın onlar: “Biz sizi anlıyoruz.” dedikleri zaman artık çok geç olacaktır. Çünkü, o gün artık: “Biz bizi anlamıyor.” olacağız. Düşünün Yaşar Kemal’i biz anlıyoruz; ama o bizi anlamıyor. Oysa Mehmet Uzun’a baktığımızda hem biz onu anlıyoruz, hem O bizi anlıyor, hem de başkaları onu anlıyor. Siz hiç düşündünüz mü? Adamın adı “Türk yazar” olacak; ama hiç Türkçe yazmayacak. “İngiliz yazar” olacak; ama İngilizce hiçbir şey yazmayacak. Bu mümkün müdür? Hayır. Ama bizde mümkündür. Adın Kürt yazar, Kürt âlim, Kürt şair, hatta Kürt lider olacak, ama Kürtçe yazmayacaksın. Adın Kürt siyasetçi olacak, hiç konuşmayacaksın veya konuşamayacaksın. Tüm bunlar Kürtlüğümüze hiçbir halel getirmeyecektir. Doğrusu bu da biz Kürtlere has bir özellik olsa gerek. Her nedense biz hep farkındalık yaratıyor ve farklı oluyoruz, farklılıklarımıza da saygı istiyoruz. Düşünün; Ahmedê Xanî, Melayê Cezerî, Feqiyê Teyran, Herîrî, Baba Tahir, Findikî, Axtepî vs. bizim gibi düşünseydiler, bu gün Kürtçeden bahsedilebilir miydik? Biz demiyoruz Kürt yazar-çizerleri sadece Kürtçe yazsınlar, çizsinler. Eğer sadece Kürtçe yazmıyorlarsa bari Kürtçe olarak da bir şeyler yazsınlar. Bu onlar için de iyi olacaktır. Çünkü, yıllar sonra biyografilerine bakıldığında “Ha bu da Kürtmüş! Kürtçe bir eseri de varmış.” denilebilecektir. Bu gün Mevlana Celaleddin Rumî hakkında birçok kişinin O Farstır, Türk değildir demesinin altında “Eğer Türk olsaydı Türkçe bir şeyler yazardı” düşüncesi yatmaktadır.

     Doğrusu içinizden birilerinin: “Yahu, Kürtler yok olmakla karşı karşıya iken sen Kürtçeden bahs ediyorsun. Ana gövde gitmek üzereyken sen dilin peşine düşmüşsün, hatta “Aş çûye, te taya şeqşeqokê girtiye.” (değirmen gitmiş, sen çıkrığın peşine düşmüşsün) ya da “Qirik çûye, te taya virikê girtiye.” ( boğaz gitmiş sen kuyruğun derdine düşmüşsün) sözlerini duyar gibiyim.

     Sizi temin ederim ki, Allahın izniyle, Kürtler ne yok olurlar, ne de kaybeden taraf olacaktır. Düşünün, kimsenin kabul edemediği Kürdistan’ın Batısına istinaden “Rojava” kelimesi veya “Rojava Bölgesi” söylemini, en şovenist Türk bile söylemek zorunda kalıyor. Arapların yıllarca “Arap Kemeri” politikası neticesinde Araplaştırdıkları Kürt bölgeleri veya şehir isimleri özüne uygun hale gelmiş durumdadır. Asimilasyonun ilk hamlesi olan isim değiştirme politikası neticesinde ismi “Ayn-el Arap” (Arap pınarı, gözü) olarak değiştirilen “Kobanê” hem dünya medyasında ve hem de en antikürt kişilerin ağızlarında su gibi akıp çıkmaktadır. Şimdiye kadar terörist olarak algılanan Kürtlerden, artık “Kürt güçleri” olarak bahsedilmekte. Öyle ki koalisyon kuvvetleri onların yardımına koşmaktadır. Pêşmerge güçlerine dünyanın her tarafından silah yardımı yapılmakta, şimdiye kadar Kürtleri ezen devletlere veya milletlere “Artık Kürtler yalnız değildir” hissi verilmektedir. Demem o ki Kürtler de artık küresel dünya içinde yer almışlardır. Elbette ki, kimse babasının hayrına yardım etmemektedir.

     Artık Kürt coğrafyasının bir bütün olduğu, Kobanê’nin Mahabad’dan, Hewlêr’in Şengal’den, Şengal’in Diyarbekir’den bağımsız olmadığı herkesçe deklere edilmiştir.

     Kürtler Kobanê’nin Türkiye’nin dışında olduğunu söyleyenlere, son tavırlarıyla “her ne kadar Kobanê Türkiye’nin dışındaysa da Kürdistan’ın içindendir. İzlenimini vererek Kürdistan’ın varlığı zımmen de olsa kabul ettirilmiştir. Barzani’nin “Koridor açın, silah ve Pêşmerge gücü göndereyim” demesi bunu pekiştirmektedir. Kürtler gerek içerde gerekse de diasporada gündem değiştirebilecek kuvvete, hayatı durdurabilecek kudrete sahip hale gelmiştir. Bunlar hepsi kazanımdır. Yokluk değil varlığa alamettir.

     Kürtler tüm bu kazanımları elde ederken, kaybetmemeleri için şu hususlara dikkat etmeleri elzemdir.

     1- Demokratik ilkeler çerçevesinde hareket etmeli, vahşiyane ve barbarane hareketlerden özellikle uzak durmalıdır. Çünkü, bugün basın yayın aracılığıyla dünyanın en ücra köşesindeki kişilerde bunu görmekte veya okumaktadır. Artık herkesin bir kameraman olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

     2- Kürtler; planlı programlı hareket etmeli, provokatif eylemlerden uzak durmalı provokatörlere asla müsamahakâr davranmamalıdır. Çünkü, Kürtçede bir söz var “gayek, navê garanekê xira dike.” (bir öküz bazen bir sığır sürüsünün adını bozar)

     3- Kürtler, eylemlere katılıp, yağma, talan, yakma, yıkma, ölüm ve yaralamalara karışanları devlete bırakılmamalı. Gerekli müeyyideleri gerekirse kendileri uygulamalıdır. İyi biliniz ki Şeyh Said’e kaybettiren de, yağmacılar ve talancılar olmuştır.

     4- PKK ve HDP, eylemlere katılanlara binlerce defa teşekkür ederken, halkı rahatsız edip yağma ve talana karışanları da telin ederek onlar adına gerekirse halktan özür dilemelidir.

     5- Kürtler başka halkların farklılıklarına son derece saygılı iken bunu kendi aralarında da tesis etmelidir. Hiç bir grup ve parti kendini merkeze oturtulmamalıdır. Oturtsa da kendinden olmayanları olduğu gibi kabul etmeli, farklılıklarına saygıda kusur etmemeli.

     6- Bir halkın geleceğini ihtilaflar çöktürür, ittifaklar kurtarır. Son gelişmelerde eylemler hedefinden saptırılmaya çalışıldı. Eylemler, PKK-Hizbullah çatışmasına dönüştürüldü. Karşılıklı kundaklamalar, öyle ki, 3.kattan atmalar, kafa ezmeler, benzinle yakılmalar husule geldi. 35’e yakın insanımız katledildi. Bunun gerekçesi ne olursa olsun kabul edilemez. O zaman DAİŞ’ten ne farkımız kalacaktır.

     7- Tüm Kürt örgütleri, birbirlerini olduğu gibi kabul etmelidir. Ne kimse kendini merkeze koyup kendini müslüman, diğerlerini gayrımüslim görmeli; ne de kimse kendini merkeze koyup kendini Kürt diğerini hain görmelidir. İyi biliniz ki müslüman var, günahkâr müslüman vardır; Kürt var hatalı Kürt vardır. Ayrıştığımız ve dışladığımız her kesimin sığınacağı bir kucak vardır. Bu ise bizleri zayıflatır, düşmanlarımızı ise güçlendirir.

     8- DAİŞ’in Kürdistan’da ne tabanı vardır, ne de doğru dürüst elemanı vardır. Ama Zübeyde Zümrüt’ün GÜN TV’deki bir konuşmasında “Bunların yalnız Diyarbakır’da 400’e yakın dernekleri vardır, Kuran Kursları adı altında örgütlenmişlerdir. Bu günü yarına bırakmayalım, ne gerekirse yapalım. Bunlar hepsi birdir.” deyip İslami camianın tümünü IŞİD diye hedef gösterilirse bu Kürt siyasi hareketini farklı bir mecraya götürür. Bu tür ifadeler infiale sebep olur, provakatif eylemlere zemin hazırlar. O zaman gördüğümüz her külahlıyı, çarşaflıyı, sakallıyı, İslami dernek ve Kuran Kursunu zan altında bıraktırır. Nihayet, sakallını atkısıyla örtmeye çalışan zavallı bir Menzil sofisinin sakalını atkısıyla saklamaya çalışmasına rağmen, atkı altından sarkılan sakalı fark eden eylemcilerin şiddetine maruz kaldı. İslami Camianın kahhar ekseriyeti IŞİD’in eylemlerini telin ederken ve Kobanê halkına insani yardımda bulunurken onları IŞİD ile aynı kefeye koymak ne kadar doğru bir siyasettir?

     9- Kürtler Türkiye Cumhuriyetiyle başlattıkları müzakere ve çözüm sürecinin daha derinliklisini kendi aralarında da başlatmalıdır. Zührevi hastalıların ana kaynağı çoğu zaman dâhili hastalılardan kaynaklanmaktadır.

     10- Son olarak şunu söylemeliyim, bu dönemde kimsenin kimseyi değiştirmeye ne hakkı vardır, ne de gücü vardır. Ama, herkesin karşısındakine söyleyebileceği bir sözü ve bir de bu sözüne uyumlu bir yaşam tarzı vardır.

     HÜLASAYI KELAM, VESSELAM


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum