1. YAZARLAR

  2. Muhsin KIZILKAYA

  3. Herkesin 70 milyonu kendine!
Muhsin KIZILKAYA

Muhsin KIZILKAYA

Yazarın Tüm Yazıları >

Herkesin 70 milyonu kendine!

A+A-

Türkiye’de birkaç gündem var. Hatta Türkiye’de birbirinden farklı birkaç 70 milyon halk var. Herkesin gündemi, herkesin 70 milyonu kendine... Bunun sağlamasını yapmak için televizyonlara birkaç saat bakmak yeterli. Ekranlarda bir iskemlede kendisine bir mabatlık yer bulan, söze önce kendisini dinleyen 70 milyondan bahsederek başlıyor.

Bir adaya bırakılmış ünlü ünsüz birkaç kişinin başından geçenleri izleyen 70 milyon, kah Paskal ile Nihat’ın kavgasında taraf oluyor, kah Nihat’ın her biri birer inci değerindeki sözlerinden feyiz alıp bu müthiş sözleri birer cep telefonu mesajına çevirip sevdiklerine yolluyor. Başka bir köşede gününü bekleyen 70 milyon ise, haftada bir Fatmagül’ün suçunu merak etmekten kurdeşen döküyor, bir başka 70 milyon ise sabah programlarında saç baş birbirine giren kadınların dramına takılık edip başına geleceğini hiç düşünmeden komşusuna gülüyor. Bir başka 70 milyon var ki, onlar Pazar ve Pazartesi gecelerini iple çekiyor, futbol denilen ata sporumuzun toplumsal hayatımıza etkileri üzerine başta Reha Muhtar olmak üzere cümle yorumcuların bütün dertlerimize deva yorumlarını dinleyip hemen anında söylenenleri kendisinin buluşuymuş gibi, kendisine benzeyen bir başkasına satıyor.

Ulusal veya milli fark etmez kanallarda bütün bunlar olurken, haber kanallarda olup bitenler başlı başına bir alem... Haber kanalları özerk, hatta demokratik özerk bir alan... Burada konuşulan dil, dillendirilen mevzular nevi şahsına münhasır ve zinhar diğer kanallarda kullanılan dile benzemiyor. Bu kanalların konuşmacıları, yorumcuları da farklı, izleyenleri de... Sanki bunlar başka bir memleketten gelmişler gibi... Sözleri var sözümüze benzemez, dilleri var dilimize benzemez. Her gün peş peşe yeni bir haber kanalı açılınca da, sınırlı sayıdaki ‘aydını’ bölüşmek de bir o kadar zor oluyor. Hatta zaman zaman kanallar arasında “aydın bölüşme” muharebelerine de tanık olunuyor. 70 milyon nasıl oluyorsa aynı anda bütün bu kanalları dinleyip bütün o münevverlerin birbirinden değerli fikirlerini dinleyip ertesi gün güne daha demokrat, daha laik, daha Müslüman, daha milliyetçi, daha Kürtçü, daha Kemalist başlıyor.

Kürtler bacadan girmeye çalışıyor!

Ekranlarda bütün bunlar olurken, bu aralar meydanlar başka bir alem. Her gün seksen ilin birkaçını gezme fırsatı yakalama becerisine kavuşmuş olan liderler, meydanlardaki binlerce kişiye konuşmakla yetinmiyor, akşam haberlerinde de aynı konuşmalar bu kez daha özet şekilde 70 milyona dinletiliyor. Survivor, Fatmagül, sabah programları, münevverlerin katıldığı tartışma programları ve liderlerin miting konuşmaları arsında 70’er milyona bölünme özelliğine kavuşmuş olan halkımız böylece memleketin gündemine vakıf olup her şeye hakemlik yapıyor. Ama bu arada nahoş hadisiler de olmuyor değil. Gün geçmiyor ki bir politikacının kaseti çıkmasın. Sahi bu kaset meselesi mühim. Biliyorsunuz kaset eskidi. Kaset denilen şey seksenli yıllarda revaçtaydı. O zamanlar video denilen alet yeni çıkmıştı ve herkesin elinde bir kaset vardı. Bir de ses sanatçılarının kaseti vardı, teypler o zaman sadece kaset çalabiliyordu çünkü. Onun için memleketin bağrından kopmuş yanık sesli yiğitler Unkapanı’na koşup birer kaset çıkarıyor, çaptan düşmüş film yıldızlar da bir stüdyoya koşup çektirdiği filmini bir videokasete kaydediyordu. O vakitler hemen herkesin bir kaseti vardı.  Zamanla teknoloji gelişti. Kasetin yerini önce CD sonra da DVD aldı. Ünlü ses sanatçıları, her Anadolu delikanlısının bir kaseti olunca, kendi işlerine ‘albüm’ demeye başladılar. Kaset avamlaştı. Onun için bugünlerde peş peşe internete düşen şeylere ‘kaset’ demek doğru değil. Onlar ya CD ya da DVD’dir. Birer birer adaylıktan düşmekte olan şahısların bu aralar bilgisayardan bilgisayara gezinen şeyleri DVD’leridir, adamın kaseti çıkmış demeyin sakın “sen ne kadar geri kalmışsın,” derler sonra size!

 “70 milyon bizi izliyor” diyen DVD sahibi politikacıya rastlayamazsın. Çünkü o sırada her ne yapıyorsa, çok gizli yaptığını sanıyor. Oysa son hadiseler gösterdi ki yanılıyor, unutmayın bir gün her canlının bir DVD’si çıkacak...

Bütün bunların yanında bir de kendi gündemlerini oluşturup, kasetten, Nihat’tan, Paskal’dan, Fatmagül’den, futboldan hiç bahsetmeden, onların uzağında durmayı becererek kendi derdine düşmüş olan Kürtler var. Onlar kendilerine 70 milyon demiyor, ama laf açılınca yine milyon rakamlarını onlar da telaffuz ediyorlar. Vakti zamanında Demokratik Cumhuriyete razı olduklarını söylerlerken, şimdi demokratik bir cumhuriyette özerk bir yönetim de talep ediyorlar. Vakti zamanında inkar ve asimilasyondan vazgeçmiş olan bir devlete razı olacaklarını söylerlerken, şimdi anadille eğitim hakkını da istiyorlar. Vakti zamanında Kürt kimliğinin tanınmasını ve bunun yasal güvencelere bağlanmasını yeterli görürlerken, şimdi bu kimliğin anayasal bir güvenceye kavuşturulmasını da talep ediyorlar.

Devlet taleplerine kulaklarını tıkadıkça onlar da çıtayı biraz daha yukarı kaldırdılar. Bir süre sonra iş sanki inada bindi. Her zaman ve her koşulda “iyi devlet-kötü devlet” oyununa bayılmış olan devlete bir haller oldu son zamanlarda. Yüzde on barajını kaldırmadılar, Kürtler bacadan girmeye kalkıştı. Şöminenin önünde elinde kanun kitabıyla bekleyen yargıçlar hayır kardeşim buradan giremezsiniz deyince, evin reisi “yapmayın” dedi, yargıçlar bir gecede kararlarını değiştirdiler. Bu arada bir sürü banka, postane şubesi yandı, bir genç öldürüldü, şehirleri lastik dumanı kapladı, molotof kokteyli tüketimi bütün İstanbul barlarındaki kokteyl tüketiminin üstüne çıktı.

İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüşmeler artık (tarih boyunca devletin böyle bir geleneği olmadığı halde) ‘müzakere’ düzeyine çıkmışken, Dersim’de bir mağarada saklanmakta olan PKK militanlarına bir seher vakti operasyon düzenlendi, 7 genç öldürüldü. Cenazeler birkaç şehri sessizliğe gömdü... Bu sessizlik kısa bir süre sonra Ilgaz dağlarında yankı buldu. Kastamonu’ya kadar gelmiş olan PKK militanları Başbakan’ın konvoyuna eşlik eden trafik polislerinin otomobiline saldırı düzenledi, saldırıda bir genç cayır cayır yandı. Birkaç gün sonra Yüksekova’da protesto edecek bir şey bulmak için özel bir çaba sarf etmek zorunda olmayan bir gurubun içinden patladığı iddia edilen bir silah, balkonda olup bitenleri seyretmekte olan Mustazaflar Derneği’nin bir yöneticisini öldürdü. Bu durum PKK ile Hizbullah’ı karşı karşıya getirdi. (Eskiden milli maçlar sonrasında çok sevinen yurttaşlar, balkonda çok sevinenleri seyretmekte olan, en az kendileri kadar sevinmiş olan yurttaşları tabancayla öldürürlerdi, demek ki devir değişti.)

İyi devlet Öcalan’la müzakere halindeyken, müzakereden hoşlanmayan devlet de, “size kaç kere söyledim, bir daha benden habersiz böyle şeyler yapmayın,” der gibi sertleştikçe sertleşti. Yüzlerce DTP’li tutuklandı. Başbakan Erdoğan meydanlarda, “Bu memlekette artık Kürt sorunu yok, Kürt kardeşlerimin sorunu var,” dedi. (Ben, Başbakan’ın bir Kürt kardeşiyim, ben kişisel sorunlarımı çözecek kudretteyim, diğer Kürt kardeşleri gibi ama Kürt sorunu için yapabileceğimiz bir şey yok, onun için Başbakan’ın desteğine ihtiyacımız var.) Bütün bunların üzerine DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk da kürsüye çıkıp “sıfır noktası”nı ilan etti. Bu ilan aslında KCK’nın aldığı bir karar sonucuydu; KCK, DTK ve diğer kurumlar bir süre önce aldıkları karar gereği, artık AKP’yi hiçbir koşul altında ‘muhatap’ kabul etmeyeceklerdi.

Türkleri muhatap almadan olur mu?

Ama yanıldıkları bir nokta vardı. İktidarda olan ve artık muktedir olmaya aday bir siyasi partiyi muhatap almamak, bu ülkeyi, televizyonlara çıkanların deyimiyle 70 milyonu muhatap almamak demektir. AKP muhatap değilse, CHP statükocuysa, MHP ile zaten yapılacak bir şey yoksa; bu üç siyasi partinin toplam oyu yüzde seksen civarındadır ve bu da 70 milyonun yüzde seksenidir. Geriye de zaten sen, ben ve bizim oğlan kalıyor; kendi derdinizi kendinize anlatacaksanız amenna, değilse halkın büyük çoğunluğunun oyunu almış olan bir siyasi partiyi muhatap almamayı düşünmek savaşı bitirmek isteyen bir siyasi oluşumun alacağı karar olmamalı.

Seçime doğru elde DVD, belde hançer, ağızda kem söz, operasyonlarla, ölümlerle, karşılıklı restleşmelerle gidilen bir dönemde bütün bunlar olurken, aslında herkesin 70 milyon adına konuşması, 70 milyon için daha iyi bir hayat vaat etmesi, 70 milyonu huzur ve refaha kavuşturmak istemesi, 70 milyonu mutlu yaşatma sözü vermesi size de manidar gelmiyor mu? 70 milyona bir güne bir gün sordunuz mu, “Size vaat ettiğimiz bu hayata bu yöntemlerle kavuşmak ister misiniz,” diye?

Bu soruyu ne olursunuz sorun, emin olun alacağınız cevap sizin kafanızdaki cevaptan çok farklı bir cevap olacak. O zaman külahınızı önünüze alıp; eğer başbakansanız yüzüp yüzüp kuyruğuna getirdiğiniz, üstelik seçim beyannamenizde birkaç kez adıyla andığınız Kürt sorunu için “artık böyle bir sorun yoktur” demezsizin. Eğer muhalif politikacıysanız, DVD’dideki politikacıyı ‘ahlaksız’ ilan ederken, onu çekenin de ‘alçak’ olduğunu söylersiniz. Eğer DTK, DTP, KCK yöneticisiyseniz Kürt sorununu çözmek için Türk halkıyla anlaşmanız gerektiği, onun temsilcisinin de iktidara getirdiği partisini olduğunu anlayıp ‘muhataplık’ meselesini öyle çözersiniz. Eğer askeri bir yetkiliyseniz, sizin amiriniz olan hükümet meseleyi görüşmeler yoluyla hal yoluna sokmaya çalışırken, siyasi otoritenin iradesini hiçe sayıp gidip mağarada saklanmakta olan 7 kişiyi öldürüp ortalığın cehenneme dönmesine yol açmazsınız. Eğer sıradan Kürt bir göstericiyseniz, sizin gösteri hakkınız ne kadar kutsalsa, sizin gibi düşünmeyenlerin de bu memlekette o kadar yaşama hakkı olduğunu düşünüp sivil bir insana silahla ateş etmezsiniz. Ve en önemlisi eğer yurttaşının geleceğini, refah ve mutluluğunu düşünen bir devletseniz, görevinizin kendinizi o yurttaşa karşı korumak değil de, karşılaşacağı her türlü tehlike karşısında onu korumak olduğunu idrak edip, onun taleplerine ve isteklerine kulak vermek olmalıdır.

70 milyonluk Türkiye halkı Kürt sorununun çözülmesini istiyor. İnanmıyorsanız, son Anayasa oylamasına bakın! O oylama hepimize çok şey anlatıyordu.

muhsink63@gmail.com-star

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.