1. YAZARLAR

  2. Mesut YEĞEN

  3. Hendekten müzakereye
Mesut YEĞEN

Mesut YEĞEN

Basnews
Yazarın Tüm Yazıları >

Hendekten müzakereye

A+A-

Yapılmasına hükümet edenler karar verdiğinden, Kürt şehirlerinin haftalarca muhasara altında tutulmasının, günlerce devam eden sokağa çıkma yasaklarının, yaşlıların, bebeklerin katledilmesinin Kürt meselesinde işleri devletin arzuladığı istikamete evrilteceği zannedilmiş olsa gerek.

Haftalar geçmesine rağmen şehirlerin halen muhasara altında tutulması, YDG-H’nin şehirlerdeki mevcudiyetini sürdürmesi, işlerin devletin arzuladığı istikamette seyretmeye başlamadığını, yapılan edilenin bir hikmeti olmadığını gösteriyor.

Belli ki, büyük kısmı otuz senelik savaşın mağduru ailelere mensup genç, yaşlı, kadın erkek yüz binlerce Kürt için PKK savaştığında da makbul, müzakere ettiğinde de.

Mesut Yeğen, Sosyolog


Peki neden? İşler neden devletin, hükümet edenlerin beklediği, arzu ettiği istikamette gelişmiyor? Bundan sonra gelişir mi ya da hangi istikamette gelişir?

Hendekler neden kapatılamadı?

İşlerin neden devletçe arzulanan istikamette gelişmiyor oluşunun hem Kürt hareketiyle hem de devletle ilgili sebepleri var. Kürt hareketiyle ilgili sebepler şunlar... Evvela, Kürt hareketinin esas aktörü PKK’nin bütün bu yaşadığımız sürecin sebebi olarak gösterilen hendek-barikat siyasetini sürdürecek kararlılıkta tecrübeli, tecrübesiz epey personeli var ve bu personeli yenilemekte bir sıkıntı çekmiyor.

İkincisi, Kürt şehirlerinde hendek-barikat siyasetini ya da olduğu kadarıyla özyönetim işlerini sürdüren bu personelin içine çekilebildiği, bu personel içine çekildiğinde onu kendinden gören, PKK’ye müzahir epey bir Kürt var. Bu durum şuna işaret ediyor: PKK, HDP’nin büyük seçim zaferinin ardından çoklarına manasız görünen çatışmaya dönüş manevrasını da hendek-barikat siyasetini de, beklediğinden az, ama çok sayıda Kürde izah edebilmiş durumda.

Belli ki, büyük kısmı otuz senelik savaşın mağduru ailelere mensup genç, yaşlı, kadın erkek yüz binlerce Kürt için PKK savaştığında da makbul, müzakere ettiğinde de.

Üçüncüsü, her durumda PKK’ye müzahir olmayan, PKK’nin çatışmaya dönmesinden de, hendek-barikat siyasetinden de memnun olmayan yüzbinlerce Kürt “bu devlettense, bu PKK” ruh halinde olmaya devam ediyor.

Kürt meselesinde işlerin beklenen istikamette seyretmemesinin Kürt hareketinden kaynaklanan ‘yakın’ sebepleri bunlar. Günlerce süren sokağa çıkma yasaklarını, tankların, topların bugüne kadarki ‘düşük-profil’ performansını işleri beklenen istikamete sevk etmekten alıkoyan amillerin bir kısmı Kürt hareketinin yukarıda sözünü ettiğim vasıfları oldu.

Devletin yaptıkları, yapmadıkları

Bir de devletle ilgili amiller var. Devletin yapıp ettikleri ve yapmadıklarıyla ilgili şeyler. Yapmadıklarıyla başlayayım. Yapılmayanların başında, “Allahtan yapılmadı, yapılmıyor” denilecek bir iş var: Tankları ve topları, Esadullah timlerini ‘yüksek-profille’ kullanmak.

Artık Kürtlerle mevcuttan da vahim bir kopuş durumuna sebep olacağından duyulan korkudan mı, meseleyi uluslararasılaştırabileceğinden duyulan endişeden mi, yoksa “bunlar halen bizim vatandaşımız” basiretinden mi bilinmez, işlerin istenen istikamete evrilmemesinin önemli amillerinden biri de bir katliam işine girişilmemesi oldu. PKK’nin/YDG-H’nin kentlerden kazınmasının ancak bir katliamla mümkün olacağının anlaşılmış olması ve şimdilik bundan uzak durulması işlerin istenen istikamete evrilmesini engelleyen önemli bir amil oldu.

Devletin ikinci yapmadığı şey, Kürt meselesinin reform gerektiren kısmında takındığı ‘tınlamaz’ tutumu sürdürmek oldu. Irak ve Suriye Kürtleri devlet benzeri yapılarla kendilerini yönetirken, devlet bir yandan Kürt şehirlerini muhasara edip, bir yandan da anadilde eğitim olmaz, özerklik olmaz, müzakere olmaz demeye devam etti; bir de PKK de olmasın demeye başladı. Devletin bu ‘tınlamaz’ ve ‘hep bana’ tutumu Kürt hareketinin PKK’ye müzahir olmayanlarını “bu devlettense, bu PKK” pozisyonuna mıhladı.

Bir de yaptıkları var tabii ki devletin. Düşük-profil çalışsa da, tanklar, toplar ve Esadullah timlerinin şimdiye kadar uyguladığı eziyet, bebeklerin, yaşlıların, kadınların uluorta katledilmesi, cenazelerin defnedilememesi, PKK’ye müzahir Kürtlerin PKK’ye bağlılığını arttırırken, PKK’nin çatışmaya dönüşünden huzursuz olan Kürtleri PKK’nin ve Kürt hareketinin dış halkalarında kalmaya teşvik etti.

Kürt meselesini halletmekte işe yaramayan bu muhasara siyaseti, muhtemel bir başkanlık referandumunda ya da ona matuf bir erken seçim durumunda işe yarar bir gerilim unsuru olabilir.

Mesut Yeğen, Sosyolog


Nihayetinde, olup biten şu: İşler hükümet edenlerin arzuladığı istikamette gelişmedi, şehirleri PKK’den ve YDGH’den arındırma siyaseti çalışmadı, çünkü 1-Kürt yurttaşların PKK’ye müzahir olma hali, aşınmakla birlikte, PKK’yi şehirlerde tutunmaktan men edecek bir seviyeye hiç inmedi; 2-Kürt yurttaşların devlete muhabbetleri daha da azaldı.

Bütün bu durum şunu gösteriyor: Belli ki hükümet edenlerin yeni dönem Kürt siyasetinde bir hikmet yokmuş. Belli ki bir hesap hatası yapılmış. Belli ki, PKK’ye müzahir kitleler oldukça, şehirlere yerleşmiş silahlı militanların şehirlerden sökülmesinin ne kadar zor olacağı hesaplanamamış. Hele de işleri iyice çığırından çıkaracak türden bir katliam işine başvurmadıkça.

Bundan sonra

Durum bu. Peki bundan sonra ne olabilir? Bir ihtimal işler bir süre daha böyle sürdürülebilir. Bu muhasara siyaseti, PKK’yi beklendiği kadar zayıflatmamış olmakla birlikte, Kürt siyasetinin Kürt olmayanlarla bağlantı kurmasını engellemek ve Kürt taleplerinin kriminalizasyonunu sürdürmek için işe yarar bulunabilir. Keza, Kürt meselesini halletmekte işe yaramayan bu muhasara siyaseti, muhtemel bir başkanlık referandumunda ya da ona matuf bir erken seçim durumunda işe yarar bir gerilim unsuru olabilir. Tabii bir de olur da Suriye’de işler devletin arzu ettiği istikamette gelişirse, muhasara siyasetini yeni araçlarla teçhiz etme ihtimali gelişebilir. Dolayısıyla, mevcut muhasara siyasetini ‘sürdürülebilir’, ‘çekici’ kılan sebepler az değil.

Öte yandan, muhasara siyaseti sürdürülebilir gibi görünse de tersi daha kuvvetli bir ihtimal. Bir kere belli ki atmosfer bir zamandır artık devletin değil Kürt hareketinin lehine çalışıyor. Belli ki epey bir kısım Kürt bugünün muhasara siyasetinin, şehirlerin tanklar ve toplarla bombalanmasının hendeklerin kapatılmasıyla ilgili ve uyumlu olduğunu düşünmüyor. Yine belli ki giderek daha çok Kürt PKK’nin ya da YDG-H’nin değil, Kürtlerin cezalandırılmakta olduğunu düşünüyor. Bu hal, muhasara siyasetinin sürdürülebilirliğinin pek de garanti olmadığını gösteriyor. Keza, Suriye’de işlerin devletin arzu ettiği istikamette gelişme ihtimali belli ki her geçen gün zayıflıyor. Suriye’de Kürtlerin lehine bir büyük gelişme buradaki muhasara siyasetinin sürdürülebilirliğine son verecek bir enerji kaynağına dönüşebilir. Bütün bu hal muhasara siyasetini sürdürülebilir ve sürdürülemez kılan dinamiklerin birlikte işlediğini gösteriyor.

Müzakereye dönüş

Bu ikili durum, müzakereye dönüşü de muhtemel kılıyor. Gerek mevcut muhasara siyasetinin sürdürülmesinin ürettiği riskler, gerek Kürt hareketinin Dolmabahçe mutabakatı üzerinden müzakerelere dönmeye hazır olduğunu beyan etmiş olması ve gerekse de DTK’nın 27 Aralık’ta açıkladığı makul, birlikçi ve soğukkanlı beyanname müzakerelere dönmenin o kadar da imkansız olmadığını gösteriyor.

Öte yandan, müzakereye dönüş imkansız görünmemekle birlikte, ancak tarafların her ikisinin de yenilgi ya da zafer hissiyatına kapılmayacağı bir zemin ve formül üzerinden mümkün olabilir, bu da belli. Neyse ki, bu türden bir zemin mevcut, formül de yaratılabilir görünüyor.

Devletin şehirleri PKK’den arındırmasının ve PKK’nin devlete rağmen Kürt şehirlerini yönetmesinin imkansızlığının ortaya çıkmış oluşu müzakereye dönmek için yeterli bir zemin oluşturuyor. Ancak söz konusu zeminin daha esaslı ve herkes için teslim edilebilir bir unsurunu bölgenin içine düştüğü ve her türden melaneti ihtimal dahiline sokan hal oluşturuyor. Bu duruma atıfla müzakereye dönmek hem PKK hem de devlet için hem makul hem de izah edilebilir görünüyor. Formülse elbette tarafların doğrudan ya da dolaylı görüşmeleriyle oluşturulabilir. Ancak mevcut halde “hendeğe karşı müzakere” çalışabilir bir müzakereye dönüş formülü gibi görünüyor.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.