1. YAZARLAR

  2. Ahmet TAŞGETİREN

  3. Hem terörü bitirmek hem de...
Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Hem terörü bitirmek hem de...

A+A-

Terörle devam edilmez. Bu kesin. Terör can alıyor ve ülke için müthiş bir kaynak hebasına yol açıyor. Terör ülkenin ayağındaki pranga. Terörü yapan bile, bu ülkenin insan kaynağına dahil ve onun o süreçte heba olması da ülkenin kaybı. Ama terörü yok ederken "halkı kaybetmemek" gibi bir hassasiyet hayati önem taşıyor.

"Halkı kazanmak" demiyorum, çünkü "kaybetme" riski daha fazla. Geçen 25 yıllık zaman içinde bu risk azalmadı, arttı. Ak Parti döneminde bir umut doğdu, ama şimdilerde o umut da risk altında. "Terör - halk ilişkisi" nereden doğuyor?

-Maalesef böyle bir ilişki var.

Çünkü terörü yapan grup, halkın içinden çıkıyor. Bölge halkının çocuklarından oluşuyor. Yani, hiç istemeden olsa bile, bölge insanının canının bir parçası dağlarda. Dağdakine bir şey dokunduğunda, ister istemez bölge insanının bedeninde de bir sancı oluşuyor. Ayrıca, terörün oluşum gerekçesi ile bölge insanının kimi insani beklentileri bir yerde çakışıyor, yani dikkatsiz -duyarsız bir yaklaşım, terör örgütünün talepleri ile halkın taleplerinin birbiri ile kolayca buluşması sonucunu doğurabilir.

Terörle mücadeleyi verirken bunu anlarsınız veya anlamazsınız, ama bunun bu işin bir parçası olduğunu bilmezseniz, ameliyat başarılı olur ama hastayı kaybedersiniz. O yüzden iş, tereyağından kıl çeker gibi hassasiyetle yapılmalı. Bunun anlamı şu: -Terörle mücadeleyi en az can kaybı ile sürdürmek ve halkın insani taleplerini gözardı etmemek.

Terörle mücadeleyi en az can kaybı ile sürdürmek noktasında, mücadelenin bu tarafına yönelik bir hassasiyetin olması tabii. Ne de olsa bu taraf, "bizim kuvvetlerimiz" denilen taraftır. Ya "öteki taraf"ı ne yapmalı? Öteki tarafı "düşman taraf" olarak niteleyip, en büyük zayiatı verdirip savaşma iradesini çökertmeyi mi hedeflemeli?

Normalde "savaş"ların mantığı budur. düşman iradesini çökerteceksiniz ki, karşı cephe çöksün. Ama burada "düşman" cephede vuruşturulanlar da, sizin ülkenizin çocuklarıdır ve onların ana-babaları da sizin insanlarınızdır. Diyelim 17 "şehit", bu ülkede birçok annenin yüreğine bıçak saplarken, bilmem şu kadar teröristin ölümü de, bir başka anne grubunun yüreğine bıçak gibi saplanmaktadır.

Onun için bu iş öyle bir iştir ki, öldürdüğünüz terörist sayısını "başarı" göstergesi olarak sunmak bile sağlıklı olmayabilir. Bölge halkı çok büyük çoğunluğu ile terörü desteklemiyor. Ama bölge insanında kırılgan bir ruh halinin bulunduğu da göz ardı edilemez. Bir din adamı, Diyarbakır'da Oral Çalışlar'a demiş ki: "Bize güvenlik gücünden çok merhamet gücü lazım."

Bu, belki de bölgenin en sağduyulu sesidir. Hatta bu sesin, yaraların bir an önce sarılması talebini yansıttığı, dolayısıyla gerçekte Ankara'nın hassasiyetine paralel olduğu bile düşünülebilir. Bu yaklaşım ışığında düşünüldüğünde, hükümet olsun asker olsun, terörle mücadelede aynı duyarlılıkla hareket etmek, kaçınılmazdır. "Halkı kaybetmeme" duyarlılığını ne asker ihmal edebilir, ne hükümet.

"Dağa çıkışın önlenmesi" denen şey de, aslında halkın kaybedilmemesi ile alakalıdır. Gelinen noktada böyle bir duyarlılık, çok özel bir dil üretmeyi gerekli kılmaktadır. Akan kanlar öylesine şartlanmalar oluşturmuştur ki, herkesin dilinin ölçüsü her şartta kaçabilecek durumdadır. Bölgeye "özel tim" göndermek, bir yerden baktığınızda "terörle mücadele için kaçınılmaz" görünürken, diğer yerden baktığınızda felaket olarak değerlendirilebiliyor.

Kuzey Irak'a karşı tavrın Türkiye'nin her yanında ayrı algılamaları oluyor. Mesele "öyleyse terörle mücadele etmeyelim mi?" sorusunun çağrıştırdığı kaygıdan öte bir mahiyet taşıyor. Türkiye çok zor bir mesele ile karşı karşıya. AK Parti'nin yerel seçimlerdeki başarısı bir yerden iyi, bir yerden kötü görünebiliyor. Batı'da söylenen kahramanlık ifadeleri, Doğu - Güneydoğu'da bambaşka duygular uyandırabiliyor. Bir yerde, mesela AK Parti için, siyasi rakip gibi görmenin ve kıran kırana mücadele etmenin ötesinde, "DTP'nin kazanılması" gibi bir hassasiyet bile gerekebiliyor.

Bazı yazarlarımızın "Diyarbakır'ın DTP'den alınması"na karşı çıkmaları da bu hassasiyet sebebiyledir. İzmir'i CHP'den almakla Diyarbakır'ı DTP'den almak arasında fark var. Diyarbakır'da CHP olsaydı, onu CHP'den almak da DTP'den almaktan farklı olurdu.

Başbakan'ın DTP lideri Ahmet Türk'ün elini sıkmaması, ya da Genelkurmay Başkanı'nın DTP'yi ziyaret etmemesi, "halkı kaybetmemek" adına bana sağlıklı gelmiyor. Genelkurmay Başkanı'nın beni veya bazı arkadaşlarımızı akredite saymaması bile, bana göre, Ahmet Türk'e ambargo uygulamasından daha az risklidir.

Gelinen noktada, siyasi ve sivil irade, halkın duyarlılıklarını daha yakından görebilme imkanıyla, terörle mücadelede daha belirleyici olmalıdır. Bu hükümet ve Başbuğ'lu askeri kadro, bu işi bitirme gibi ciddi bir kararlılık içinde görünüyor. Böyle bir kararlılığın en belirgin vasfı, yepyeni bir dil üretmek olmalıdır, diye düşünüyorum. Halkı kaybetmemek! Siyasi bilincin çocuklara ve başı yaşmaklı kadınlara indiği bir toplumsal zeminden söz ediyoruz. Aman dikkat!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.