1. YAZARLAR

  2. Muhammed ZAHİR

  3. HEDEFE GİDEN YOL…2
Muhammed ZAHİR

Muhammed ZAHİR

Yazarın Tüm Yazıları >

HEDEFE GİDEN YOL…2

A+A-

Zorunlu bazı nedenlerden dolayı yazılarıma bu kadar ara verdiğim için tüm dostlardan özür dilerim. Bu sefer yazıya affınıza sığınarak bir fıkra ile başlamak isterim. Vakti zamanında adamın birine bir misafir gelir. Ev sahibi müsait olmadığı halde, misafir geri çevrilmez âdetinden olsa gerek misafiri buyur eder. Misafir yoldan geldiği için haliyle açtır. Misafire imkân dâhilinde gerekli ikramlar yapılır. Misafir karnını doyurup dinlendikten sonra yola koyulmak için kalkar ama aslında içten içe de gitmek istemez. Ev sahibi misafirini yolcu ederken, ev hali olarak hiç müsait olmadığı halde, prosedür gereği; kalsaydınız diye teklif yapar ama aslında müsait olmadığı için kalmasını da hiç istemez. Tabi gitmek istemeyen misafir de kalma teklifini hemencecik kabul eder ve: At’ımı nereye bağlayayım? Diye sorar. Bu durum karşısında bir hayli zor durumda kalan ev sahibi de içindeki sıkıntıyı sözcüklerine de yansıtarak; ‘‘At’ını benim dilime bağla’’ diye cevap verir…bu fıkrayı neden yazdın? Diye sorabilirsiniz. Hani bir önceki yazımı iddialı cümlelerle bitirmiştim ya…                     

 

Aslında bu yazımı, şahsıma münhasır bazı sorunlardan dolayı bu sitede yazacağım son yazı olarak düşünmüştüm. En azından daha rahat yazı yazabileceğim bir zamana kadar ara vermeyi düşünmüştüm. Ancak vakıa ve sürecin, yanlış anlaşılmalara sebebiyet vereceği endişesi ve bir önceki yazımın iddialı sonuç cümleleri  böyle bir karar almamı engelledi. Dolayısı ile olumsuzluklara rağmen, şartları zorlayarak en azından bir yazı dizisini yazmaya çalışacağım. Rabbim hayırlısını nasip etsin!

 

Hedefe giden yol konusuna girmeden önce şu ideoloji meselesi ile ilgili birkaç kelam etmeden geçemeyeceğim. Artık At’ınızı nereye bağlarsınızJ bilmem ama bana göre bu konu; hiçbir konuya kurban edilemeyecek kadar önemli bir konudur. Konunun bu haliyle bir sonuca varacağını düşünmediğimi de ayrıca belirtmek istiyorum. Çünkü her reddiyeye bir reddiye yazılır ve bu durum uzayıp gider. Köşe yazıları ile bir sonuca varmanın zor olacağını düşünüyorum. Yanlış anlaşılmasın Internet üzerinden şeffaf bir şekilde tartışılmasın demiyorum. Elbette bir fikir ya da proje, tartışıldığı oranda, olgunlaşır ve hak ettiği gerçek değerini bulur. Ben de tartışılsın istiyorum. Ama bu proje bu hali ile zaten tartışılmıyor ki…

Çok önemli olan bir proje eğer tartışılmıyorsa bunun Dört nedeni olabilir: 

 

1- projenin, projeye muhatap olan insanlar tarafından, bütünü ile kabullenilmiş olma durumudur ki böyle bir şey olduğunu sanmıyorum.

               

 2- proje, ait olduğu sahibinden dolayı tartışılmıyordur. Bu hem kötü hem de kabul edemeyeceğimiz bir durumdur.

                

3- proje ile ilgili söz söyleyebilecek insanların, son zamanların en büyük hastalığı olan ilgisizlik, tembellik ve de işi başkasına havale etme hastalığı ile malul olma durumundan dolayı sessiz kalmalarıdır ki bu hem vahim hem de vebaldir.

                 

4-proje ile ilgili söz söyleyebilecek insanların kalmamış olması durumudur ki bu daha da kötü bir durumdur.

                 

Bana göre bir proje ya da fikir, bütün detay ve argümanları ile hazırlanıp, vicahi görüşmelerle belli bir olgunluğa kavuşturulduktan ve de maksimum bir konsensüs sağlandıktan sonra sunulur. Bazı arkadaşlar; ‘‘Biz neyi talep ediyoruz’’ kitabına atıf yapıp bu proje ile ilgili konsensüs, zaten sağlandı diyebilir. Ancak ben buna kesinlikle katılmıyorum. Çünkü kitap; vakıayı(Toplumsal şartları) esas alarak, özgürlükçü bir toplumun inşası için özgürlük ortak paydasında mücadele etmenin daha makul olduğunu, konu ile ilgili islami ve akli delilleri, tarihi arka planıyla beraber işleyerek sunuyor. Fakat vakıanın dayattığı doğruları savunurken, geçmişte yaşanmış ve gelecekte bize göre kesinlikle yaşanacak olan ‘ideal’i döverek savunmuyor.  İşte karşı çıktığım nokta da, kitapta yapılmadığı halde şu an hiç gereği yokken yapılan; toplumsal şartların dayattığı doğruyu savunurken, yine toplumsal şartların değişmesi durumunda daha doğru olacak olanı dövmektir. Dini temeldeki ideolojik devletin olumsuzluğuna örnek olarak, yönetimsel açıdan İslami olmadığı konusu tartışılmayacak kadar açık olan Abbasi döneminden örnek vermek ne kadar doğrudur? Bu durum, ictihad ve fetvaları ile Müslüman halkın sorunlarına çözüm getirmiş mezhep imamlarının yaptıkları işin doğru olmadığını, tarihte yaşanmış mezhep savaşlarını gerekçe göstererek, savunmak gibi bir şeydir. Yani mezhep imamları olmasaydı mezhepler olmayacaktı, mezhepler olmasaydı mezhep savaşları da çıkmayacaktı demek gibi…? Dini temeldeki bir ideolojiyi ele aldığımızda, bize göre yanlış uygulama ve yorumları mı baz alacağız yoksa olabilecek en güzel en doğru şeklini mi? 

 

                 

Toplumsal şartları esas alırsak, yaşadığımız toplum özelinde, özgür bir toplumun inşası için özgürlük ortak paydasında verilecek olan bir mücadele stratejisi, en doğru yol ve metod olabilir. Bana göre bu proje doğruluğunu diğer yöntem ve stratejilerin yanlışlığından değil vakıanın (Toplumsal şartlar) kendisinden almaktadır. Dolayısı ile bu projenin altını doldurmaya çalışırken başka zemin ve zamanlarda daha doğru olacak olan yöntem ve metodları eleştirmenin, kötülemenin projeye bir katkısı olmayacağını ve de yanlış olduğunu savunuyorum. İtirazım projeye değil projenin altını doldururken kullandığımız kavram ve argümanlarla ilgilidir. Hedef kadar hedefe giden yol da önemli, projenin hedeflediği sonuç kadar projenin temellendirildiği argümanlar da önemli. 

                

Ara formül meselesine şahsen katılmıyorum. Eğer toplumsal şartlar, bu projenin doğruluğunu dayatıyorsa o zaman toplumsal şartlar değişmediği müddetçe bu proje nihai formüldür. Doğruluğunu toplumun siyasal, sosyal ve kültürel durumundan alan bu proje, doğruluğunu aldığı şartlar değişmediği müddetçe nihai formüldür. 

                 

Şimdi hedefe giden yol konusuna gelebiliriz. Hedefe giden yolu altı başlık altında inceleyebiliriz.

                 

1- Bulanık hayallere değil, gerçekçi ve adanılabilir net hedeflere sahip olmak. Hayatta birçok sorunumuz ve bunların çözümü noktasında birçok hedefimiz olur. Kısa, orta ve uzun vadeli hedefler… Küçük ya da büyük, somut ya da soyut, maddi ya da manevi hedefler… Hayatın bir cüz’üne yönelik hedefler olabileceği gibi hayatın tümüne ya da hayatların ötesine yönelik hedefler de olabilir. Hedefler, ya bir sorunu ortadan kaldırmak için ya da mevcut durumu daha iyisi, daha güzeli ile değiştirmek için konur. Kısaca kendi irademizle edindiğimiz ya da külli irade tarafından edinmemiz istenilen hedefler olarak ikiye indirgeyebiliriz hedefleri. Burada gerçekçi ve adanılabilir net hedefler derken sahip olduğumuz geçici ve mecazi olan bu hayatımıza anlam ve önem katan hakiki hayata hazırlık amaçlı hedefleri kastediyoruz. Yani Yüce Allah tarafından edinmemiz istenilen hedefleri kastediyorum.

                 

En genel ve özlü hali ile yaratılışın gayesi, yaradan tarafından Allah’a kulluk olarak bize bildirildiğine göre, konabilecek en net ve adanılabilir hedef olarak da, Allah’a kulluğu en rahat şekilde yaşayabileceğimiz ortamı oluşturmaktır.  Bu da iki şekilde mümkün olabilir. Ya inandığınız değerlerin yaşadığınız toplumda hakim olması yada yaşadığınız toplumun her türlü inancın yaşanmasına imkan verecek kadar özgür olmasıdır. Eğer yaşadığınız toplumda bu her iki durum da söz konusu değilse, hedefinize bu iki durumdan birini gerçekleştirmek üzere koymalısınız.  Her iki durumda da gaye, en güzel şekilde Allah’a kulluğu ifa etmek olduğuna göre, hedef olarak hangisini seçerseniz seçin hedefiniz net ve Adanılabilir bir hedeftir. Hedefiniz nettir çünkü yaratanınız tarafından belirlenmiştir. Hedefiniz adanılabilir bir hedeftir. Çünkü yaratan onu hayatın gayesi olarak belirlemiştir. Hedef ile ilgili kafada en ufak bir soru işareti yoktur/olmamalıdır. Hedefiniz gerçekçidir. Çünkü ulaşılması muhal olan bir hedef değildir. Geçmişte gerçekleşmiş gelecekte yaşanmaması için hiçbir neden yoktur. Yöntemin tercihinde yaşanılan toplumun konjüktürel, siyasi.sosyal ve kültürel durumu belirleyicidir. Yaşadığımız toplum özelinde, özgür bir toplumun inşası için özgürlük ortak paydasında verilecek bir mücadele yöntemi bize göre en gerçekçi ve en makul yöntemdir.

                 

2- Hedefe giden yolun olmazsa olmaz şartlarından biri de iyi bir organizasyondur. sosyal bir varlık olan insanoğlunun, topluma yönelik bir hedefi bireysel olarak gerçekleştirmesi mümkün değildir. İster ilahi olsun ister beşeri, bütün sistemler topluluklar tarafından işletilir. Topluluklar tarafından işletilen bir sistemi bir bireyin değiştirmesi mümkün müdür? İyi organize olmuş bir topluluk, toplumsal talepler noktasında etkin olacağı gibi mensuplarını dış tehlikelerden korumada da bir kalkan görevi görür. Şöyle bir söz vardır; Parasını kaybeden bir insan önemli bir şey kaybeder, sağlığını kaybeden bir insan çok önemli bir şey kaybeder, onurunu kaybeden bir insan  çok çok önemli bir şey kaybeder, umudunu kaybeden bir insan ise her şeyini kaybeder. İşte cemaat ya da organizasyon da; kendi mensuplarının dökülmesine, ye’se (umutsuzluğa) düşmesine, hedeften sapmasına engel olduğu gibi diri ve canlı kalmasına da vesile olur.

                 

Fıkıhta harama götüren vesileler de haramdır kuralı var. Aynı şekilde Vacibe götüren, vacibi tamamlayan vesileler de vacibdir (farzdır). Örneğin zina haram olduğu için zinaya götüren bir bakış ta haramdır. Aynı şekilde  Abdest alırken, kolu dirseğin uç noktasına kadar yıkamak farz olduğu halde uç noktayı tam olarak tesbit etmek zor olduğu için vacibi tamamlama babından dirseğin tamamını yıkamak farzdır. Bu açıdan organizasyonun hükmünü ele alırsak; Allah’a layıkı ile kulluk etme ortamını oluşturmak farz ise bu ortamı oluşturma vesilelerinden, olmazsa olmazlarından olan organizasyonu oluşturmak ta farzdır diyebiliriz. Dolayısı ile mü’min bir birey; ben dini vecibelerimi yaşarım gerisine karışmam deme lüksüne sahip değildir. Günümüz Müslümanları olarak; her şeye vakit ayırabildiğimiz halde organizasyonlar söz konusu olduğunda şu ‘‘müsaitlik’’ kavramı nasıl da yetişiyor bizim imdadımıza(!) Acaba Ruzi-Mahşerde yine yetişecek mi imdadımıza şu ‘müsaitlik’ kavramı…?      

             

Uzun yazılar sıkıcı olduğu için bu yazımı daha fazla uzatmak istemiyorum. Bir başka yazı ile konuya devam etmek üzere Allah’a emanet olun…                                                                                                                                    

Önceki ve Sonraki Yazılar