1. YAZARLAR

  2. Muhammed ZAHİR

  3. HEDEFE GİDEN YOL…(1)
Muhammed ZAHİR

Muhammed ZAHİR

Yazarın Tüm Yazıları >

HEDEFE GİDEN YOL…(1)

A+A-

Öncelikle kapitalist sistemin; insanoğlunun neredeyse zamanının tümünü gasp ettiği bir çağda yaşıyoruz. Bu sistemin dayatmalarından kendi payına düşeni almış Müslüman bireyler olarak; yaşadığımız coğrafyanın oldukça sıcak, bir o kadar da yoğun ve değişken gündemleri karşısında peygamberlere varis olacak, bize yol gösterecek, hedef gösterecek, rehber olacak, toplumdaki tüm islami camiaların kabulünü sağlayıp peşinden sürükleyecek olan âlimlerin yokluğunun etkisiyle olsa gerek gündemlerimizi belirlemede bir zihin karışıklığı içerisinde olduğumuz gözlemlenmektedir.

 

Müslüman bireyler veya camialar olarak, karşılaştığımız sorunları, gücümüz oranında İslami bir perspektiften değerlendirme gibi bir sorumluluğumuz var. Göz ardı edemeyeceğimiz bir durum da sorunların kendisi kadar hatta daha da fazlası, neş’et ettiği kaynağın önemli olduğu ilkesidir. Fakat sorunun nev’ine yönelik reel bir düzlemde çözüm geliştirirken diğer çözüm şekillerini yerden yere vurmaya gerek yok. Bugün eğer biz bu coğrafyada İslam dinini, çağın şartlarına göre yorumlayacak, çağın teknolojik ve ilmi gelişimine bağlı sosyal düzeninin gerektirdiği yeni sistemlere(Ekonomi modelleri, bankacılık sistemi, sağlık sistemi, eğitim sistemi, Yönetim biçimleri, … vs) İslami alternatifleri sunabilecek alimlere sahip değilsek, devletin jakoben bir anlayışla, sözünü ettiğimiz liyakat ve ehliyete sahip alimleri yetiştirecek kurumları, yok etmesinden kaynaklanıyor. Yani bilinçli bir şekilde izlenen politikalarla, günümüz şartlarında dini ihya edecek müceddid, müctehid yoksunu bir ülke konumuna getirildik. Bununla da yetinilmedi. Sosyal hayatın tümünden İslami bir yaşamı izole etmek için her yola başvuruldu, bunun için büyük bedeller ödettirildi ve ödettirilmeye devam ediliyor.

 

Var olma mücadelesi veren Müslümanlar da değişik zaman ve zeminlerde değişik metot ve yöntemlerle karşı koymaya ve hayatiyet bulmaya çalıştılar. Zaman, zemin ve vakıanın izlenecek olan metodun üzerinde etkili olduğu gerçeği, aykırı fikirlere rağmen bizim açımızdan ve yine çoğunluk görüşe göre kabul gören bir düşüncedir. Ancak bu durum; İslami mücadele çerçevesinde, kimin tarafından olursa olsun geliştirilecek olan yöntem ve stratejilerin tartışılmayacağı, İslamilik ve realite yönünün derinlemesine değerlendirilmeyeceği anlamına gelmemektedir. Bu çerçevede Sayın Zeki Savaş’ın İdeolojisiz Devlet ve Özgürlükçü Anayasa başlığı ile yazmış olduğu yazısına bir değinide bulunmak istiyorum. Öncelikle ideoloji ve devlet kavramlarının tanımını yaparak, mezkûr yazarımızın söz konusu yazısını değerlendirmek istiyorum.

 

İdeoloji kavramını ilk kez 1796'da Fransız yazar Destutt de Tracy;  kendi ideasını tanımlamak için kullanmış. Birçok tanımı olmasına karşın; ‘‘siyasal ya da toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir partinin, bir toplumsal sınıfın davranışlarına yön veren politik, hukuksal, bilimsel, felsefi, dinsel, moral, estetik düşünceler bütünü.’’ olarak ya da en basit tabirle ideoloji, ‘‘düzenlenmiş, yapılanmış bir fikirler bütünü’’olarak tanımlanmıştır. Devlet ise Arapça bir kelime olup birçok anlama gelmesine karşın(Hükümet, mutluluk, talih vb.) günümüzde kullanıldığı anlam itibari ile; ‘‘ Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık’’ olarak tanımlanmaktadır. Tüzel varlıkları tanımlayan, fonksiyonlarını, amaç ve hedeflerini gösteren de yazılı metinlerdir. Yani bir devleti tanımlayan o devletin anayasasıdır.   

 

Sayın Zeki Savaş hocamız sözünü ettiğimiz; İdeolojisiz Devlet ve Özgürlükçü Anayasa yazısında; ''Devletler ideolojik olduğu zaman, anayasaları baskıcı ve özgürlükleri kısıtlayıcı olur. Yani anayasaları da ideolojik olur... Dolayısıyla ideolojik devlet ile toplum arasında çatışma kaçınılmaz olur. Çünkü toplumların doğal dokusu, ideolojik devletin tekilci ve dayatmacı mahiyetiyle çelişir.''diyor. Ayrıca yazının başka bir paragrafında referandum yoluyla halka gidip; ‘‘İdeolojik bir devlet ve anayasa mı istiyorsunuz yoksa ideolojisiz devlet ve özgürlükçü bir anayasa mı? Eğer ideolojik anayasa istiyorsanız, hangi ideoloji veya din olsun? Nasıl bir tablo çıkacağını göreceğiz. İdeolojik tercihler mutlaka olacaktır ama kahir ekseriyet sağlanamaz.’’  Diyor. Bu durumda altını çizdiğim cümleyi de göz önüne alırsak siz dinsel yönetim biçimlerine de ideolojik olarak mı bakıyorsunuz? Sorusunu sormaya hacet kalmamış.

 

Bu makalenin bir çok noktasına katılmadığımı söylemekle beraber amacımın, muhalefet ya da demagoji olmadığını, hedefe giden yolda bir netliğe kavuşma olduğunu da özellikle vurgulamak istiyorum. Bana göre makalenin mahzuriyetleri en başta başlığında başlıyor; İdeolojisiz devlet ve özgürlükçü anayasa… Devlet kavramı; yukarıda yaptığımız tanımdan da anlaşılacağı üzere tüzel bir varlığı ifade eder. Devlet ile anayasa birbirinden bağımsız birer aygıt değil birbirini tamamlayan birer unsurdur. Devletin olduğu her yerde bir anayasadan, siyasal ya da toplumsal bir öğretiden, bir toplumsal sınıfın davranışlarına yön veren dinsel, felsefi politik, hukuksal, bilimsel estetik düşüncelerden söz etmek kaçınılmazdır ki bu da devletin olduğu her yerde ideolojinin de olmasını zorunlu kılmaktadır. Dolayısı ile ideolojisiz devletten söz etmek ve bu kavramın içini doldurmak mümkün değildir. Ayrıca ideolojisiz devlet ve özgürlükçü anayasa denilen model de haddizatında bir ideoloji olacaktır.

 

Devletler ideolojik olduğu zaman anayasaları baskıcı ve ideolojik olur, dolayısıyla devletle toplum arasında çatışma çıkar deyip bunu toplumların doğal dokusu devletin dayatmacı ve tekilci mantığıyla çelişir zemininde hiç istisna yapmadan temellendirmek de doğru değildir. Çünkü toplumları var eden Yüce Allah’tır. Toplumları yoktan var eden Yüce Allah; toplumların doğal dokusuna uygun bir ideolojiyi oluşturmaktan aciz midir? Nakıs olan beşer aklının ürünü olacak olan bir ideoloji nasıl olur da sonsuz bir ilme sahip olan Yüce Allah’ın insanlık için gönderdiği bir ideolojiden toplumların dokusu itibari ile daha uygun olur? Hem ayrıca eğer ideolojilerin tümü baskıcı ve özgürlükleri kısıtlayıcı ise ‘‘İdeolojisiz Devlet ve Özgürlükçü Anayasa’’ denilen bu yeni ideoloji de baskıcı ve özgürlükleri kısıtlayıcı olmaz mı? Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de ‘‘…Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’a razı oldum…’’ (Maide 3)diyor. Kemal; mükemmellik, kusursuz, tam ve eksiksiz olma halidir. Din; hayatın tümüne şamil olduğuna göre, dinin; hayatın her alanı ile ilgili kısımları da mükemmel demektir. Tam da bu noktada İslam dini yönetimsel açıdan beşer aklına bir alan bırakmamış mıdır? Sorusu haklı olarak sorulabilir. Evet bırakmıştır. Ama beşer aklı vahiy temelinde bir şeyler bina edecektir. Dini temeldeki bir alternatif yönetimi bir kenara itmeyecektir. Yazıyı; geneli itibari ile ve özellikle ‘‘…Hangi ideoloji veya din olsun..’’ sorusunu da göz önüne aldığımızda, dini yönetim biçimlerinin ideal bir yönetim biçimi olmadığı dolayısı ile dinin yönetime talip olmaması gibi bir sonucu da getiriyor ki bu kabul edilebilecek bir durum değildir. Dayatmacı ve tekilciliği getiren ilahi hükümlerin kendisi değil hükümlere yaklaşım biçimidir.  

 

Referandum meselesine gelince; salt çoğunluk ya da daha çok çoğunlukla ideolojik devlete onay verilse bile çatışma ve baskının artacağı tezini ne ile izah edebiliriz? Ayrıca toplumsal mutabakatın % 90 olduğunda çatışma ve baskının olmayacağını nasıl açıklayabiliriz. Özgürlükçü bir ideoloji olamaz mı? Eğer olabilecek ise ki olabilir; özgürlükçü bir ideoloji toplumun çoğunluk onayını aldığında bir anda baskıcı bir ideolojiye mi dönüşüverir? Şu % 90 mutabakatın temeli nedir? Reel midir? Eğer böyle bir mantıkla gidersek (çatışma kültürü) geriye kalan ve azınlık muamelesine tabi tutulacak olan % 10’un çatışmayı getirmeyeceğini nerden çıkarıyoruz?

 

İçinde yaşadığımız ülkenin kemikleşmiş bazı sorunlarının özgürlükçü bir anayasa ile çözülebileceğine, özgürlükçü bir anayasanın toplumumuza barış ve huzur getirebileceğine, bu konunun özgürlük sorunu olan herkes için stratejik bir değer taşıdığına da yürekten inanıyorum. Ancak bir farkla; o da hedefe giden yolda ilerlerken; hedefi realize edip özgürlükçü bir anayasa tezini savunduğumuzda ve bu tezin altını doldurmaya çalıştığımızda diğer çözüm şekillerinin tamamını döverek ya da toptan reddederek yapmamak.  

Yazının daha fazla uzamaması için bu yazıda işleyemediğim; hedefe giden yolun ne olduğunu bu yola ne ile ve nasıl gidileceğini, giderken hangi azıklarla kuşanmamız gerektiğini inşallah bir sonraki yazımda işleyeceğim.

 

Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.