1. YAZARLAR

  2. Muhammed ZAHİR

  3. Hedefe Giden Yol… (3)
Muhammed ZAHİR

Muhammed ZAHİR

Yazarın Tüm Yazıları >

Hedefe Giden Yol… (3)

A+A-

Bir önceki yazımızda hedefe giden yolu altı başlık altında inceleyeceğimizi söylemiştik. Bu altı başlığın birinci sırasına; gerçekçi ve adanılabilir net hedefleri, İkinci sırasına ise organizasyonu koyduk. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Organizasyon derken amaç ve hedef birliği edinmiş ve bu çerçevede organize olmuş topluluğu kastettiğimi belirtmemde fayda var sanırım. Müslümanların, İslam’ı eksen alarak amaç ve hedef birliği edinip oluşturacakları organizasyonlara da lokal anlamda İslami Cemaat denir. 

Lokal anlamda İslami Cemaat diyorum çünkü İslami Cemaatin Şer’i terminolojideki karşılığı Ümmet’tir. Gerek Kur’an-ı Kerim’de cemaat sözcüğü yerine kullanılan ‘‘Ümmet’’ sözcüğü, gerekse Hadisi şeriflerde kullanılan ‘Cemaat’, ‘El-Cemaat’ veya ‘Cemaatül Müslimin’ kavramlarının hepsinden de; tüm İslam Alemini temsil eden, tevhidi ideoloji etrafında bir araya gelen insanların oluşturduğu tek bir organizasyon kastedilmektedir. Günümüzde bütün İslam Alemini temsil eden bir Cemaatten söz etmek mümkün değildir. İslam Alemi parçalara ayrılmış ve her bir parçada var olan gayri-İslami yönetimlere karşı lokal anlamda İslam’ı yaşamak ve de yaşatmak isteyen birden fazla cemaatlerin varlığı söz konusu olmuştur. Bu cemaatlerden herhangi birisi bütün İslam Alemini temsil edemediği için lokal anlamda İslami Cemaat ya da merhum Seyda Molla Mansur’un tabiri ile ‘örfi İslami Cemaat’ olarak adlandırılması daha doğrudur. Aynı zamanda bu Cemaatlerden herhangi birisinin sadece kendisini Kur’an ve Sünnetteki anlamıyla İslami Cemaat olarak görmesi, cemaat üyelerini diğer cemaatleri tahkir, tefsik ve tekfire kadar götürür ki bu da o cemaatin ‘İslamilik’ vasfını zedeler.

Günümüz dünyasında varolan İslami Cemaatlerin birbirlerinden farklılıkları, dinin esasına değil teferruata taalluk etmektedir. Yöntem, yönetim, siyasal ve sosyal olaylara bakış gibi bir takım içtihadı olan konularda farklı olmak, dinin teferruatlarından olduğu gibi dini esaslara taalluk eden konularda ortak tavır almayı da engellemez/engellememelidir. Eğer cemaatçilik anlayışı, herhangi bir cemaati dini maslahat/mefsedet konusunda farklı olduğu diğer cemaatlerle ortak hareket etmekten alıkoyuyorsa, söz konusu cemaat, cemaatçilik anlayışını ‘İslamilik’ süzgecinden geçirmesi gerekir. Çünkü cemaat maslahatı hiçbir zaman Dini maslahatın önüne geçemez.

Hedefimize, devrimi değil herkesin, her ideolojinin kendisini özgürce ifade edebileceği, yaşayabileceği bir yönetim biçimini koymuş olmamız İslam’dan, İslami bir yaşamdan ve de islami Cemaatin teşekkülünden vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor/gelmemelidir. Tam tersi bu yeni hedefimiz bize İslami mükellefiyetlerimizi daha rahat eda etmeyi, inandığımız değerleri muhatabımız olan halkla daha rahat paylaşmamızı sağlayacaktır. İslami mücadelenin temel amacı yaradılışın gayesi olan kulluğu layıkıyla ifa etmek ve tüm insanlığa Rabbül Aleminden gelen mesajı tebliğ ederek onları ‘İkna’ yoluyla kurtuluşa davet etmektir. Vakıadan yola çıkarak tercih edeceğimiz hedef, yöntem ve metot ne olursa olsun amaçtan sapma söz konusu olmayacaktır. Hal böyle iken özgürlük talebini, dünya Müslümanlarının çiğnenen onurlarıyla ilgilenmeme,onların dertleriyle dertlenmeme, dünyevileşme ve aşağılık kompleksi ile eşdeğer tutmak doğru bir tesbit değildir. Yanlış anlaşılmasın bizim konumuz hedefe giden yolda cemaatleşmenin önemidir ama özgürlük talebi ile ilgili bazı kardeşlerimizin kafasında soru işaretleri olduğundan bu konuya değinmeden yine geçemedim.

Günümüz dünyasında var olan İslami Cemaatlerin bireylerinin duçar kaldığı en önemli hastalıklardan biri cemaatleşmenin anlam ve önemi konusundaki ifrat ve tefrittir. Bireyler ya cemaat görüşünü din haline getirip(maazanallah) kendi cemaatinden olmayanları tahkir, tefsik veya tekfir ederek ifrata kaçmakta ya da dinin esaslarına taalluk etmediği halde teorik ve icraata dönük yapılan bazı hataları cemaatten ayrılmaya sebep görerek tefrite düşmektedir. Her iki durum da hem tehlikeli hem de İslami sorumluluk noktasında vebaldir. Seviyesi ve durumu ne olursa olsun insan unsurunun olduğu her yerde(Peygamberler hariç) hatadan söz etmek kaçınılmazdır. Teorik olarak hep beraber bunu kabul ettiğimiz halde işin ucu bize dayandığında, bir takım nefsi duygularımız incindiğinde basarız feryadı! Ve cemaatle ilişiğimizi hemen keseriz. Bu bizim Müslüman bireyler olarak henüz olgunlaşamadığımızın, Tekalifi Şer’iye’nin edası noktasında amaç ile aracı karıştırdığımızın göstergesidir. Öyle ya Allah rızası için yaptığımız bir işi kişisel bazı sorunlarımızdan ötürü terk ediyorsak araç ile amacı karıştırmış olmuyor muyuz? Nefsimiz için meşrulaştırdığımız bahaneler Allah’ın indinde de geçerli ve meşru sayılacak mı? Sorusunu  her zaman kendimize sorarsak var olan bu sorunun çözümü için önemli bir katkı sağlamış olacağız.

Cemaatleşme, hem İslam’ın bizden bir talebi hem de hedefe ulaşabilmenin, haklı ve meşru olan taleplerimizi sonuca ulaştırabilmenin olmazsa olmaz vesilelerindendir. Cemaatin anlam ve önemi ile ilgili Fıtrat. Com da yazı yazan sayın Zeki Savaş’ın; ‘‘Cemaatleşme İslam’ın; Bireyselleşme Modern Ulus Devletin Taleplerindendir’’ başlıklı yazısının okunması sanırım bir hayli yarar sağlayacaktır.

3-Çalışma, emek ve gayret; yani bedel ödemek. Sahip olduğumuz bu hayatta Yüce Allah’ın bize bahşettiği ‘vehbi’olan özelliklerimiz dışında çalışmadan, emek sarf etmeden, gayret göstermeden kısacası bedel ödemeden elde edebileceğimiz hiçbir şey yoktur. Sahip olduğumuz düşünce ne olursa olsun, önümüze koyduğumuz hedef ne kadar reel olursa olsun çalışmadan, emek sarf etmeden koymuş olduğumuz hedefe ulaşmamız mümkün değildir. Anlamlı bir başarı için çalışmak şarttır. Bu kısacık dünya hayatında birazcık rahat edebilmek için bile ne kadar çalıştığımızı, ne kadar zaman harcadığımızı, gecemizi gündüzümüze nasıl kattığımızı söylememe gerek yok sanırım. Oysa ebedi hayat için yaptıklarımızın, yapabileceklerimizin çok çok altında kaldığını üzüntü ile ve de acı ile müşahede ediyoruz.

Eğer bugün yaşadığımız toplumda inandığımız gibi yaşayamamak  gerçekten bize acı veriyorsa, inandığımız dinin talim ve terbiyesini özgürce alıp verememek bizi derinden etkileyip rahatsız ediyorsa,  anamızın, bacımızın, kızımızın sosyal hayatın her alanında kendi örtüsü ve onuru ile var olmasına müsaade edilmediği gibi onlara pervasızca saldırılıp aşağılanmaları, yüreğimizi dağlıyorsa, yanı başımızdaki coğrafyalarda Müslüman bacımızın ırzına tecavüz edilmesi, sahiden uykularımızı kaçırıp onurumuza dokunuyorsa, Allah’ın yarattığı bir ırkın bile bile inkar ve asimile edilmesini kabul etmeyi bir zulüm olarak görüyorsak, kutsal beldelerimizde masum bebeklerimize sıkılan kurşunlar, ailesi yok edilen çocukların; ‘‘Arun Aleykum’’ çığlıkları beynimizde yankılanıp bedenimizi sarsıyorsa ve…tüm bunlara karşı çıkıp hakları ellerinden alınan mazlumların gür sesi olabilmek, hakkı haykırmak istiyorsak tüm imkanlarımızla çalışmamız gerekmez mi? Bu durumda Mü’min bireyler olarak bize düşen, bize yakışan bireysel kalıp, köşelerimize sinip dönen çarkın etkisiz ve de ezilen elemanları olmaya devam etmek midir? Yoksa bize yaraşan benimsediğimiz İslami organizasyonlara katılıp haklı davamızı daha ilerilere taşıyıp mazlumun sesi, çaresizin çaresi olabilmek için canla başla çalışmak mıdır? Daha ne zamana kadar yapmamız gerekenleri, yapmak istediklerimizi erteleyip öteleyeceğiz? Azrail ile karşılaşana kadar mı? Onunla karşılaştıktan sonra artık istesek de bir şey yapamayacağız. 

İslami sorumluluklarımız; birilerinin kendi sorumluluklarını yerine getirip getirmemesi ile ne eda edilir ne de sakıt olur. İslami sorumluluklarımızı, başkasının hal ve davranışlarına bakmaksızın gücümüz oranında yerine getirme azmini hiç yitirmeden çalışmamız dileğiyle…Hani bütün insanlar öldüğü zaman uyandırılacak ya…Neyi kaçırdıklarının farkına varıp dövünecekler ya…İşte!  uyandırılmadan uyanmamız dileğiyle…

Konuya bir başka yazı ile devam etmek üzere Allah’a emanet olunuz.

Önceki ve Sonraki Yazılar