1. YAZARLAR

  2. Ahmet Meroğlu

  3. HDP - Türk Solu ve Dindar Kürtler
Ahmet Meroğlu

Ahmet Meroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

HDP - Türk Solu ve Dindar Kürtler

A+A-

     Bu ülkede “özünün” gerektirdiği gibi yaşayan her Kürt, büyük ezalar, cezalar çekmiş ve büyük bedeller ödemiştir. Dahası, Kürtlerin varlığı ve dindarlığı, bu ülkede Kemalist felsefenin ulus devlet mantalitesine aykırı geldiği için devlet, Kürtleri, Türklük potasında öğütmek, eritmek ve asimile etmek için her nevi işkenceyi, zulmü Kürtlere yaşattı.

     Kısacası, bu ülkede Kürt olmakla birlikte dindar olmak, bu işkenceyi iki misli yaşamak demekti. Zira kurucu felsefenin temel amacı, seküler temelde ulusalcılık olunca, dindar Kürtleri, bu bağlamda kendisine hem Kürt oldukları için, hem de dindar oldukları için iki misli bir kin ve nefretle düşman belledi.

     Yani demem o ki; bu ülkede dindar Kürtler, hem bölücü hem de irticacı olmakla suçlandılar.

     Dolayısıyla bu ülkede ezilenlerin en başında hiç şüphesiz dindar Kürtler gelmektedir.

     Paradoks gibi gelse de Kürtlerin, en başından beri dindar bir halk oldukları halde Kemalizm mayalı sekülerizminden farklı “ithal ambalajlı” seküler bir yapı olan PKK/ BDP’ye ilgi ve sempati duymalarının hatta katılmalarının temel sebebi, bu ülkenin kendilerine uyguladığı işkenceye baş kaldırmak ve kurtulmak olduğu aşikârdır.

     Bu nedenle dindar Kürtler, BDP ile doku uyuşmazlığı yaşadıkları halde destek verdiler.

     İşte tam da BDP’nin ezilen dindar Kürt halkına yönelik kuşatıcı ve kapsayıcı bir dil geliştirmesi yerine, sekülerliği daha da saplantı haline getiren HDP ile birleşme kararı alması, dindar Kürtlere sırtını dönmesine işarettir.

     Çünkü HDP, daha çok Türk solu için tasarlanıyor.

     Doğrusu BDP ’nin, dindar Kürtleri önceleme yerine sözde “ezilen kesimlerin” daha doğrusu Türk solunu öncelemesi, hiç anlaşılır bir durum değildir. Hele Türk solu çevrelerinden bir kaç simge ismin katılımı ile HDP’ nin Türkiye partisi olma iddiası, tek kelime ile ütopyadır. Zira Türk solunun kitlesel manada gücü ve özgül ağırlığı olmadığı aşikârdır.

     Nitekim 2007 milletvekili seçimlerinde bağımsız adaylarla seçime giren bugünün BDP’ si, o zamanın DTP’ sinin İstanbul milletvekili adaylarından birisi de, Türk solunun simge isimlerinden Baskın Oran dı. Baskın Oran’ın seçim öncesinde Kürtlerle ilgili talihsiz bir konuşması üzerine DTP’nin desteğini kayıp edince milletvekili seçilememişti.

     Anlayacağınız, Türk solu, bir Baskın Oran’ı bile kazandıramamıştı.

     Ayrıca HDP’ de bu günlerde özellikle Ertuğrul Kürkçü gibi zevatların çıkıp yakışıksız bir edayla; “biz ne Kürtlerin sırtına bineceğiz, ne de kuyruğuna takılacağız” diyerek Türk soluna güvenip Türk solunu lokomotif olarak görüyorlarsa, büyük bir yanılgı içerisindedirler. Kaldı ki HDP ‘nin 30 Mart seçimlerinde aldığı oy ortadadır.

     Hem Kürtler söz konusu olunca varsa da bir Türk solu, 30 yıllık savaşta birkaç simge isimden öte bir varlıklarına tanık olmadık.

     Dahası iddia edildiği gibi BDP’nin HDP’ye katılmasındaki amaç, Türk solu ile birleşerek Türkiye partisi olmaksa, daha henüz 1 Mayısta bir Kürt gencinin Abdullah Öcalan pankartını açtığı için linç edilmeye çalışılması durumunu nereye koyacaksınız?

     Hele HDP’ nin daha ilk zamanlarında kim bilir okuma yazması bile olmayan, yaşadığı haksızlıklara ve dramlara karşı henüz “belini doğrulatmamış” olan beyaz örtülü Kürt kadınlarının eline LGBT (Lezbiyen, gey, biseksüel, trans) haklarına vurgu yapan pankartlar vermesi, ziyadesiyle düşündürücü, irrasyonel ve manidar bir vakadır.

     Dahası 30 Mart yerel seçimlerinde belediye meclisi üyeliğine LGTBlerin aday gösterilmesi HDP’nin ana mecrasından çıkmasına delalettir.

     Dolayısıyla HDP’ de her ne kadar bazı sesler dindar Kürtlerin hassasiyetine vurgu yapsalar da, bu durum içselleştirilmediği için bir söylemden öteye geçmemektedir. Bu söylemler samimi ve kolektif bir şekilde benimsenerek eyleme dönüşmesi elzemdir. Aksi takdirde HDP, varlığı tartışılır olan Türk solunun gölgesinde güneşin doğmasını çok bekler.

     Dahası HDP/Türk solu, İslamiyet’e, İslami yaşayışa ve İslami değerlere karşı ezelden gelen alerjik tavırları ortadır. Bu çevrelerin tavanda stratejik olarak İslami değerlere karşı olumlu tutum ve yaklaşım sergilemeleri, tabanda yeni bir paradigma inşasını sağlayıp sağlayamamaları da ayrıca tartışılır bir durumdur

     Oysa BDP, Türkiye partisi olma adına daha geniş, daha makul, daha kapsayıcı, daha kuşatıcı, daha samimi ve Türkiye’nin batısındaki insanların hassasiyetini dikkate alarak bir dil geliştirebilirdi. Ve BDP, Türkiyeliliğe vurgu yaparak, etnik ve dar bölge siyaset tarzını değiştirip, Türkiye halklarının sempatisini kazanan bir partiye evirilebilirdi…

     Evet, kısacası bir Baskın Oran’ı seçtirmeyen bir Türk soluna ve hatta birkaç simge isme güvenerek HDP’ yi daha da Kürtlerden ve özellikle dindar Kürtlerden uzaklaştırmak, HDP’liler için daha doğrusu BDP’liler için büyük bir hezimet ve hüsran olacaktır.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum