1. YAZARLAR

  2. Ahmet Meroğlu

  3. Haysiyetsizlerin Hassasiyet Bahanesi
Ahmet Meroğlu

Ahmet Meroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Haysiyetsizlerin Hassasiyet Bahanesi

A+A-

     Malumunuz, barış sürecinin başlamasıyla 30 yıldır süren savaşın son bulmasını istemeyenlerin sığındıkları tek şey; “Türkler'in hassasiyeti” vurgusu, ısrarı, bahanesi ve dayatması oldu.

     Şair Şükrü Erbaş, ne güzel ifade etmiş:

     "Canı cehenneme rahat uyuyanın
     Kapısını örtenin perdesini çekenin
     Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın
     Duvarları ancak çarpınca görenin
     Canı cehenneme başkasının yangınıyla
     Evini ısıtıp yemeğini pişirenin."

     Peki, bir yerde yangın varsa en büyük “hassasiyet”, bu yangına bir an önce, acilen su dökmek değil midir? Bu yangında yanan “düşmanımız” dahi olsa, bu yangına “su dökmeyin demek,” hassasiyet midir? Hele  bu yangına “benzin” dökmek, “haysiyetsizlik” (onursuzluk) değil midir?

     Ya da bir yerde yangın varsa seyirci kalmak hatta bu yangında bir çıkar sağlamayı tasarlamak, vicdansızlık ve ahlâksızlık değil midir?

     Kısacası bir yerde yangın varsa ve bu yangına öyle veya böyle seyirci kalmak ve hatta özellikle benzin dökmek, haysiyetsizliktir (onursuzluktur).

     Dahası bu yangında masum insanlar yanıyorsa, bu haysiyetsizliğin de çok ötesinde insanlıkdışı bir durumdur.

     İşte, özellikle başlatılan barış süreci ile bu yangının son bulması umudunun ve Kürtlerin temel haklarına kavuşmaları önüne en büyük bahane olarak  “Türkler'in hassasiyeti” engeli dayatılıyor.

     Evet, işte bu ülkede maalesef yaklaşık 30 yıldır birileri bu yangını kendileri için bir avantaja dönüştürmüş. Zira 30 yıldır bu yangında masum insanlar can verirken, birileri maalesef bu yangın üzerine ahlâksızca siyasi ve ekonomik hesaplar yaptı. Ve servetine servet katma fırsatçılığıyla seyreyledi  bu yangını.

     Hatta bu haysiyetsizler, bu yangında masum insanlar can verirken, daha çok servet ve daha çok siyasi rant için, daha çok canlar yanmalı diye hep ellerini ovuşturup durdular.

     Nitekim bu haysiyetsizler, yaklaşık 60 yıl boyunca bu yangının odununu - ateşini hazırladılar.  Ve maalesef bu 60 yıllık odunun yangını, 30 yıl sürdü. Zira otuz yıl boyunca da durmadan benzin döktüler, bu yangının odununu - ateşini hazırlayan bu haysiyetsizler..

     Kısacası, bugün Türkler'in hassasiyetlerinden dem vuranlar, 30 yıl boyunca bu yangına benzin dökmek için her türlü cambazlığı sergilediler.

     Ateşe döktükleri benzini, bize su diye yutturmaya çalıştılar.

     30 yıldır bu can yakan yangından siyasi ve ekonomik rant elde eden sözde vatansever ve milliyetsever haysiyetsizler, doğal olarak bu yangının sönmesini istemiyorlar.

     Evet, barış sürecinin başlamasıyla bütün siyasi hesaplarını kan üzerine inşa edenlerin son çırpınışlarına, Kürt meselesinde duyarlı olan her vicdan sahibi insan hayretle tanıklık ediyor. Pişkinliğin  her tonunu sergileyen sözde vatansever ulusalcı ve milliyetçi ikisi arasındaki fark neyse,  bu yangında biri “odun” biri “benzin” ama ortak yanları çok olan bu zevatların esas kaygıları, var olma sebepleri olan savaşın, son bulma durumudur.

     Siyasi rant uğruna bu ikiz zihniyetli katiller, sözde hassasiyet adına barış sürecini baltalamak için her türlü haysiyetsizliği yapmaktan geri durmuyorlar.

     Bu savaş çığırkantlığı yapanların tek umutları, haysiyetsizce Türk hassasiyeti bahanesi ile savaşın devam etmesini sağlamaktır.

     Nitekim haysiyetsizlerin, Türk hassasiyeti olsun diye çabalamaları ve adeta dua etmeleri her şekilde zuhur etmektedir. Zira  gezi parkı eylemlerini bile CHP İzmir Milletvekili Güler, barış sürecine karşı bir tepki olarak yorumladı.

     Evet, kendi tabanlarına savaş dili üzerinden refleks kazandıran, duygularına yön veren ve “hassasiyet” inşa eden bu ikiz zihniyetli katillerin, aleni savaş arzuları altında yatan esas gerçek, bu savaşın kendileri için bir “ekmek kapısına” dönüşmüş olmasındandır.

     Zira bu zihniyet; Kürtler temel haklarına kavuşmasınlar diye her türlü tahrik ve tahribatı yaptıkları gibi, yıllarca kamuoyuna  bölüneceğiz paronayası ile de sarsılmaz ezberler, kaygılar ve algılar inşa ettiler.

     İşte bu haysiyetsizler, bir yandan Kürtlere, kardeşiz dediler; bir yandan da adeta yangına attılar Kürtler'i..

     Anlayamadığım da şu: Yangını çıkartanlar bunlar, yoksul Kürt ve Türk gençlerini yangına atanlar da bunlar…Eee bu yangın, çok can aldı söndürelim deyince de, “hassasiyet” deyip duranlar da bunlar….

     Bence böylesi bir yangında tek “hassasiyet,” bu “haysiyetsizlere” kulak vermemektir.

     Hem can yakan değil; canı yananın hassasiyeti olur. Veya acı çektiren değil, acı çekenin hassasiyeti olur.

     Zira Kürtler, bu acıları ziyadesiyle çektiler.

     Evet, barış sürecine girdiğimiz bu dönemde bir hassasiyet aranıyorsa o da Kürtler'in temel haklarını pazarlık konusu yapmadan bir an önce eksiksiz iade etmektir.

     Kısacası; Türk hassasiyeti bahanesinin arkasına sığınarak hassasiyet dayatması yapılarak barışı sabote etmeye çabalamak, tek kelime ile haysiyetsizliktir. Ve en nihayetinde bu haysiyetsizlerin en temel amaçları; Başbakan'ı, “Türkler'in hassasiyeti var” yaygarasıyla veya “Türk sorunu var” bahanesi ile etkileyerek Kürtler'in temel ve demokratik haklarına kavuşmalarını sekteye uğratmaktır. Ya da en alt seviyede tutmaktır. Başbakan'ın son günlerde Kürtler'in temel haklarına ilişkin yaptığı açıklamalara bakılırsa, Başbakan'da da Türklük hassasiyeti hasıl olmuş bulunmaktadır. Yani Türkler'in hassasiyeti vurgusu yapanlar, amaçlarına ulaşmış gibiler. Dilerim ki Başbakan'ın içten içe böylesi bir bahaneye sarılma niyeti yoktur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.