1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Hayır ahlakı!
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Hayır ahlakı!

A+A-

Eflatun’un mağara istiaresi iyice üzerinde düşünüldüğünde, hariçten haber ve bilgi getiren peygamberin kurtarıcı misyonunu ima ettiği anlaşılır. Tarih boşunca peygamberler, yolunu şaşıran veya ürettiği kültürle kendi hapishanesine düşen insanı dışarı çıkarmak, hak ve hakikatle yüzleştirmek istemişlerdir. İnsan muhakkak ki şaşırır, her durumda bir yol göstericiye ihtiyacı vardır. 
Şöyle düşünelim: Bir orman içinde yolunu kaybetmiş bir grup insan, el yordamıyla bir çıkış yolu arıyor. Sık ağaçlardan yol almak mümkün değildir, ellerindeki hızarla ağaç kesip ilerleyebilmektedirler. Böyle devam ederek açık araziye çıkabileceklerini umuyorlar. Ancak doğru zannıyla takip ettikleri istikamet onları bir uçuruma götürüyor. Tam uçurumun kenarına gelip son ağacı da kestiklerinde ağaçla birlikte kendileri de uçuruma yuvarlanacaklardır. Bu durumda ormanı kuş bakışı görebilen birinin onlara seslenmesi lazım: “-Durun, yanlış yoldasınız!” 
Toplumsal hayat da öyledir. Bazen ormanın içine düşeriz, çevremizde yemyeşil, sevimli ağaçlar olur. Aslında ağaca bakarken ormanı kaybederiz. Başka yerden bakabilen, çevreyi kuşbakışı görebilen birilerinin yol göstermesi lazım. Bu bakışta tarihi derinlik, bütüncüllük, aşkınlık, manevi/ilkesel boyut ve gelecek kestirimi gibi unsurlar olmalı. Bazen de toplum ve siyasi hayat Boğaz’daki ters akıntıya benzer. Sular üstten bir yöne, alttan başka yöne akar. Bunun farkında olan feraset sahibi gözlemciler, görünmez akıntıya işaret etmeli. Yöneticiler olduğu kadar toplumlar da uyarılmalıdır. Salt demokratik oylamalar, çoğunlukça elde edilmiş fikir ve kanaatler her zaman kurtarıcı olamıyor. O zaman Necip Fazıl’ın dediği gibi “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” diyebilmeliyiz. İslam “büyük beşeriyet” ise, bu beşeriyetin vicdanı, iktidarların önünde ve üstündedir. 
Anlaşılabilir sebeplerle iktidarlar eleştiriden hoşlanmazlar, tabiatları gereği hükmetmek ve beğenilmek isterler. Geleneksel monarşiler ve sultanlıklar gibi demokratik iktidarlar da eleştiriden hoşlanmaz. Fakat hukuk çerçevesi içinde güvence altına alınmış meşru muhalefet ve ifade ve eleştiri özgürlüğünün olmadığı toplumlar, hiçbir gerçeği göremeyen körler gibidir. İktidarlar kışkırtır, cezp eder; himmeti dünyası olan insanları kendilerine bağlayabilir. Bu her zaman böyle olmuştur. Herkes basiretini bağlamaz, görür ve gördüğünü yüksek sesle dile getirme cesaretini gösterir. Bu, boş kahramanlık değil, entelektüel cesaret ve ahlaki sorumluluktur. Kur’an’ın işaret ettiği gibi, insanlar “yeryüzünde dolaşan melekler” olmadığına göre, bütün iktidarlar hata yapar. Yönetimler ve iktidarlar hoşlanmasa da, eleştiri hem bir hak, hem bir sorumluluktur. Ahlaki bir görevdir. Kriteri; adil olması, yapıcı özellikler taşıması, iftira ve hakaret içermemesidir. Şahısların, grupların, kuruluşların, firmaların itibarına zarar vermek eleştiri değildir. 
Modern zamanların belki de en dikkate değer yönlerinden biri, eleştiriyi hukukun güvencesi altına alması, söz ve ifade özgürlüğünü koruması, muhalefeti yasallaştırmasıdır. Umberto Eco’ya göre Batılı sistem dayanıklılığını açık ve özgür eleştiriden, eleştiri hakkını koruma altına almasına borçludur. Buna rağmen tabiatı gereği –yapıcı ve iyi niyetli de olsa- eleştiri sevimsizdir. Hele kamuoyunu yönlendiren, medyada sesi çok çıkan çevreler, her şeyin iyi olduğunu söylüyorsa, “bir şeylerin yanlışgittiği”ni, orman içinde tehlikeli bir istikamette ağaç kesildiğini söylemek büsbütün sevimsiz olur. Yerine göre riskleri de beraberinde getirir. Kolayca hainlikle, yıkıcılıkla suçlanabilirsiniz. 
Evet, eleştiri hukukun güvencesi altına alınmış olsa da, riskli ve maliyetlidir. Gücü kontrol edenler, yapıp ettiklerinin isabetinden hiç kuşku duymuyorlarsa; etraflarını etten duvarla örenler, her yaptıklarında derin bir hikmet, mutlak bir isabet ve fayda buluyorsa eleştirilerinizde “kötü niyet” aranır. Dün onları tefe koyanlar, bugün onlara temennah çekiyorlarsa, bugün el üstünde tutulur. Temennah ve tabasbusun karşılığıranttır. Yarın onları ilk tefe koyacak olanlar yine bunlar olacaktır.
Pekiyi, ne yapmalı? 
Güç, rant, statü toplama peşinde olanların yaptığı gibi alkışa mı katılmalı, yoksa iyi niyet, yapıcı ve genel yarara matuf olmak üzere gerekli uyarıları mı yapmalı? Hayatımız bir tercih ve bizler bir ölçüde seçimlerimizin ürünü olduğumuza göre bu, insanın kısacık ömründe kendine biçtiği misyonla yakından ilgili bir sorudur. 
AleksandrSoljenistin “Büyük yazarlar, ülkelerinde ikinci bir hükümet gibidirler. Hangi rejim olursa olsun, önemsiz yazarları sever, asla büyük yazarları sevmez” der. Yazık ki, bugün yeterince eleştiri olmuyor, toplumsal bilinci berraklaştırma görevi olan kanaat önderleri onları determine etmeye azmetmiş aktörlerin sosyal kuklaları gibi akıntıya kürek çekiyor, bu arada her türlü yozlaşmayı, rant yiyicilik ve magazinleşmeyi “değişim” olarak sunuyorlar. Mahkeme kadıya mülk olmadığına göre, geride kalacak olan sorumluluktur. Bütün zamanların en adil yöneticilerinden biri olan Hz. Ömer (r.a), devamlı bir şekilde karar ve icraatlarının eleştirilmesini, yanlışlarının gösterilmesini ister, şöyle derdi: “Siz söylemezseniz bizde, dinlemezsek bizde hayır yoktur.” Hayra talip olmak en büyük erdemdir!
Kendi yayıp ettikleri üzerine kapanmış toplumu peygamberler dışarı çıkarmaya, hakikatle yüzleştirmeye çalışıyor idilerse, onlardan sonra bu görevi alimler üstlenir. Alimler hayır ahlakının temsilcileri ve takipçileridirler.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.