1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. HAYAT MÜCADELESİNDE KAVRAM KURUM VE KURALLARIN ÖNEMİ-III
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

HAYAT MÜCADELESİNDE KAVRAM KURUM VE KURALLARIN ÖNEMİ-III

A+A-


Allah’tan Başka Rabler Edinmeyin!

Peygamber Efendimiz(sav), şirk toplumunun kavram kurum ve kurallarından kaynaklanan hayata dair gördüğü her türlü yanlış tutum ve davranışları, hal ve hareketleri, fikir ve düşünceleri (Rabbinden gelen emirler doğrultusunda) öncelikle kendi hayatında yer vermemiş ve sonra da müminlerin hayatından kaldırılmasını buyurmuştur. Bu yöndeki uygulamalarına örnek olarak veda haccında irad buyurduğu hutbede kaldırmış olduğu faiz ve kan davasını verebiliriz.

Efendimizin toplumu geren, haksız kazançlara yol açan faizi ve toplumsal bir kangren haline gelen kan davalarını kaldırması, çok önemli birer tarihi vakıa ve Müslümanlar tarafından mutlaka örnek alınması gereken teşrii/uygulamalardandır. Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Cahiliye devrindeki her türlü faiz kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat ana paranız sizindir. Ne haksızlık edin, ne de haksızlığa uğrayın. Kaldırdığım ilk faiz amcam Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir. (Veda Hutbesinden)

Faiz tümüyle haksızlıktır. Bir tarafın bedavadan kazanç elde etmesine diğer tarafın ise mağdur olmasına yol açan cahiliye uygulamalarındandır. Faiz, modern zamandaki tüm uygulamalarıyla da aynı cahiliye zihniyetine dayanmaktadır! Bu hastalıktan Müslümanların mutlaka arınmaları gerekmektedir. İslam'ın ön gördüğü adil bir ekonomik düzeni mutlaka kurmalı ve geliştirmelidirler. Hadisin devamında Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

Cahiliye devrinin kan davaları da kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası akrabalarımdan Rebia b. Haris b. Abdulmuttalib’in oğlu, Amir’in kan davasıdır.” (Veda Hutbesinden)

Peygamber (sav) Efendimiz, toplumsal hayattaki tüm ahlaki yozlaşma ve bozulmaların, kin ve düşmanlıkların, haksız kazanç ve sömürmelerin, haksızlıklara uğramakta olan mustaz’af ve garibanların çiğnenmekte olan her türlü insan hak ve özgürlüklerinin yok edilmesi için, tüm gücüyle Rabbani istikamette mücadele etmiştir. Efendimiz, yine Veda Haccındaki hutbesinde şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Sözlerimi iyi dinleyin, iyi muhakeme edin! Hangi ırktan olursa olsun bütün Müslümanların birbirine kardeş olduğunu bilin. Bütün müminler kardeştir! Kimseye gönül rızası olmadıkça, kardeşinin malı helal değildir. Hiçbir Müslüman, başka bir Müslüman kardeşine sakın haksızlık etmesin! Hile yapmasın! Haince davranmasın!

Müslüman’ın kim olduğunu size anlatayım mı? Müslümanların dilinden ve elinden zarar görmediği kişidir!

Müminin kim olduğunu size anlatayım mı? İnsanların, mallarına ve canlarına zararı dokunmayacağından emin olduğu kişidir!

Muhacirin kim olduğunu size anlatayım mı? Kötülükleri ve günahları işlemeyi terk eden kişidir!

Mücahidin kim olduğunu size anlatayım mı? Allah’a itaat yolunda, nefsiyle mücadele eden kişidir!

Bu günün (Bayram Gününün) dokunulmazlığı gibi, müminin mümine zarar vermesi de dokunulmaz/haramdır!

Etini yeme mesabesinde olan müminin mümini gıybeti de yasak/haramdır!

Namus ve haysiyetine zarar vermesi de yasak/haramdır!

Müminin yüzüne tokat vurması da yasak/haramdır!

Onu itip kakarak zarar vermesi de yasak/haramdır!

İyice tebliğ edebildim mi? Allah’ım sen şahit ol!” (Veda Hutbesinden)

Müslüman ve mümin olmak, Kur-an ışığında ve Resulün tavsiye buyurduğu sadakat ve samimiyet üzere yaşamayı gerektirir. Müslümanlar, bu hassasiyeti kaybettikleri sürece Müslüman olma iddialarını tekrardan gözden geçirmek ve sorgulamak zorundadırlar. Rabbimizin pek çok ayeti kerimede imandan hemen sonra güzel ameli zikretmesi, sadece inandık demekle gerçek mümin olunamayacağının beyanı; inanıldığı gibi yaşanılması esasını bildirmektedir.

Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kim benim yolumdan/sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir.” (Buhârî, Nikâh 1; Nesâî, Nikâh 4)

Ne yazık ki asrısaadetten sonra ümmet olarak İslami anlayışımız, hayata bakış açımız, kulluk telakkimiz yozlaşmaya başlamış, pek çok gayri İslami mecralara sürüklenmişiz. Farkında olarak veya olmayarak kendimize nice hurafeleri, menkıbeleri, çeşitli batıl felsefi düşünceleri, sapkın beşeri ideolojileri, siyasi fikirleri hayat ölçüsü haline getirmişiz. Elbette ki bu gaflete düşmeyen, bu hastalığa yakalanmayan istisnalar mevcuttur. Kendini hakka adayan ilim erbabı, takva abideleri, mücadele önderleri muvahhidler de olmuştur. Ama ne yazık ki bahsettiğim olumsuzluklar, toplum içerisinde ağırlığını her daim hissettirmiş, kahır çoğunluğu oluşturmuş ve topluma yön vermiştir.

“Andolsun Allah’ın Elçisi’nde sizin için, Allah’ı ve ahreti arzu eden ve Allah’ı çokça anan kimseler için, uyulacak en güzel bir örneklik vardır.” (Ahzab, 21)

Müslümanlar fert olsun, toplum olsun bu beyanı ilahi gereği aziz Peygamberi hayatın her alanında yegâne örnek/ölçü olarak almazlarsa; iflah olmaları, huzur bulmaları, zilletten kurtulmaları mümkün değildir. Haliyle en kısa sürede Allah’ın(c.c) resulünü biricik örnek ve önder almaları, Müslümanların en hayati meselesi olmalıdır. Efendimizin, hayatımıza yön veren bazı yol işaretlerini, almamız ve yaşamamız gereken bazı hasletlerini/örnekliklerini şöyle sıralayabiliriz:

1-Allah korkusu: Efendimiz, Allah(cc) korkusunu bütün korkuların üstüne aldığı gibi; Allah (cc) sevgisini de bütün sevgilerin fevkinde tutmuştur. Öyleyse biz Müslümanlar da gerek yalnız iken ve gerekse toplum içerisinde, her daim Yüce Rabbinin gözetimi ve denetimi altında olduğumuz bilincini kaybetmemeliyiz. Bedeni, ahlaki ve ameli güzelliklere dikkat etmeliyiz. Allah’ın(c.c) gazabına yol açacak her tülü fiillerden, amellerden sakınıp; İlahi rızayı kazanmaya namzet hal ve durum üzere olmaya azami gayret ve hassasiyet göstermeliyiz.

Allah korkusu elbette ki salt bir korku değildir. Korkudan ziyade belki de O'nun sevgisini, merhametini kaybetmenin hüznü olarak ifade etmek gerekir. Zira O, sonsuz rahmet ve merhamet sahibidir. O deryadan yararlanmak, emniyet üzere olmak demek; hak üzere ve hak aşığı olmaktır. Allah korkusu, kötülüklerin her nevisinden beri/emin, güzelliklerin her nevisine de nail olma halidir! Bu korkunun yer aldığı yüreklerden ve bu yüreklerin oluşturduğu topluluklardan kötülük asla sadır olmaz. Huzur ve güven kaybolmaz. Haksızlıklar, zulümler bu insanlar arasında asla yer bulmaz.

2-Adalet: Efendimiz, hiçbir şekilde adaletten ayrılmamıştır. Öyleyse her Müslüman gerek sükûnet  gerekse kızgınlık , gerek darlık gerekse bolluk anlarında, gerek faydasına ve gerekse zararına olan her türlü hal ve durumda asla adaletten ayrılmamalıdır. Kişisel hırs, dünyalık tamah, geçici zevk ve eğlenceler, fani, den'i emeller, Müslüman'a asla yön vermemelidir. Mümin; "Emrolunduğun üzere dosdoğru ol!" ilahi uyarıdan bir an olsun asla gafil düşülmemeli.

3-Müsrif olmamak: Efendimiz her hal ve durumda tasarruf üzere olmuş; ne cimri ve ne de savurgan olmuştur. İsrafın her türlüsünden sakınmış; itidal üzere olmayı hayatında düstur haline getirmiştir. Müslümanlar da aynı hassasiyet üzere olmak durumundadır. Günümüz batı zihniyeti ve kapitalist tahakkümün neden olduğu israf kültürünün dünya çapında nice mağdurluklara, mazlumluklara ve aynı zamanda tiranlıklara yol açtığını her dem gözlerimizle şahit olmaktayız. İnsanlığın, bugün İslam'ın bu şiarını hayata geçirmeye ekmek ve su kadar ihtiyacı vardır

4-Mazlumları korumak, zalime karşı olmak: Efendimiz, her halükarda mazlumları korumuş, zalimlere de karşı olmuştur. En yakını bile olsa, eğer haksızlık etmişse bütün gücüyle kaşı çıkmıştır. Her Müslüman da aynı hassasiyeti göstermek zorundadır. Kimden ve nereden gelirse gelsin her türlü haksızlığa karşı çıkmak ve kim olursa olsun mazlumu korumak, Müslüman’ın en büyük şiarlarından olmalıdır. Unutulmamalıdır ki zulüm asla payidar kalmaz ve Müslüman'a da asla yaraşmaz!

5-Sılayı rahmi kesmemek: Efendimiz, hısım ve akrabalarıyla ilişkisini asla kesmemiştir. Zira ilk vahiy nazil olduğunda korkuyla evine gelmiş ve titreyerek; “beni örtün, beni örtün” demişti. Hazreti Hatice validemiz ise kedisini teselli etmiş ve şöyle demişti:

“Allah'a yemin ederim ki, Allah seni asla utandırmaz. Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten aciz olanların yüklerini çekersin, yoksula verir, hiçbir şeyi olmayana bağışta bulunursun, misafirleri ağırlar, bir felakete uğrayana yardım edersin” dedi.” (Buharî, Bed’u’l-vahy,1)

Kapitalizm furyası ve modernizm saplantısı bugün İslam ümmetinin büyük bir çoğunluğunu bireyselleştirmiş, İslami ölçülerden gafil kılmıştır. Egoizm, kişisel hürriyetler, maddi rehavet, manevi erozyon Müslümanları İslam'a yabancılaştırmıştır! Yine Efendimiz(sav) şöyle buyurmuştur.

“Allah Teâlâ beni akrabayı koruyup gözetmek, putları kırmak ve Allah’ın bir olduğunu bildirip, ortak koşulmaması gerektiğini anlatmak vazifesiyle gönderdi.” (Müslim, Misafir’in, 294)

Günümüz Müslümanları olarak kaybedişimizin ve savrulmamızın can alıcı noktalarından biri de tam burası olsa gerek! Günümüz kapitalist batı hegemonyasının ve kavramlarının İslam Ümmeti üzerinde yakıcı-yıkıcı etkisinin görülmesi ve İslam âleminin de bu etkiye karşı ciddi bir tepki/varlık gösterememesi, bizleri biz olmaktan çıkarmıştır. Kendi İslami bilincimizi, şuurumuzu, kimliğimizi, kültürümüzü, adetlerimizi, geleneklerimizi, manevi değerlerimizi unutma noktasına gelmiş bulunmaktayız. Yeni nesil, bir önceki nesli tanımaz ve kabullenmez hale gelmektedir. Akrabalık bağları nerdeyse ya tamamen kopmuş ya da bunlar İslam'ın asla kabul etmeyeceği kin, nefret, husumet ve çekememezlik gibi üzücü ve bozucu bir hal almıştır.

Müslümanlar, pek çok konuda olduğu gibi, akraba ilişkileri konusunda da kendi benliklerini koruyamamakta, akrabalık hak ve hukukuna riayet etmemekte ve bu konudaki İslami ölçüleri dikkate almamaktadırlar. İslam toplumunun kendi asli yapısına dönmesinin en önemli köşe taşlarından birisi, elbette ki akrabalık ilişkilerini yeniden İslam'ın öngördüğü yapıya kavuşması ile mümkün olabilecektir.

“Andolsun Allah’ın Elçisi’nde sizin için, Allah’ı ve ahreti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için, uyulacak en güzel bir örneklik vardır.” (Ahzab, 21)

Resulullah Efendimizi(sav) örnek almamız gereken güzide hasletlerini/örnekliklerini görmeye/öğrenmeye devam edeceğiz inşallah.

Selam ve dua ile.

                       

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.