1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. HAYAT MÜCADELESİNDE KAVRAM KURUM VE KURALLARIN ÖNEMİ-1
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

HAYAT MÜCADELESİNDE KAVRAM KURUM VE KURALLARIN ÖNEMİ-1

A+A-

 


Her toplumunun kendine has kavramları, kurumları ve kuralları vardır. Bu kavram kurum ve kurallar, ait olduğu toplumun belirgin özelliklerini taşır. Her toplum, kendine ait olan bu kavram, kurum ve kurallar dâhilinde varlığını sürdürebilir, kendini geliştirebilir.


Kendi kavramlarını kullan(a)mayan, kendi kurumlarını kur(a)mayan, kendi kurallarını oluştur(a)mayan veya oluşturup ta hayatında uygulama alanına koy(a)mayan toplumlar, milletler, kendi varlıklarını sağlıklı bir şekilde sürdüremezler. Herhangi bir şekilde sürdürseler de, başka toplum veya milletlerin kavram, kurum ve kuralları dâhilinde kalarak yaşamaya devam ederler.


Kendi kavram, kurum ve kurallarının değil de başka toplum veya milletlerin kavram, kurum ve kurallarına bağlı kalarak varlığını sürdürmeye çalışanlar, elbette ki kendine ait benliklerini yitirirler. Bu durumdaki toplumlar kendisi olmaktan çıkar, uymuş olduğu kavram, kurum ve kuralların ait olduğu toplumun bağımlısı, sömürgesi, kolonisi ve kölesi haline gelirler. İnsanlığın yüz karası olan asimilasyon olgusu bu şekilde kendini göstermeye başlar.
Asimilasyon, batı kültürüne ait içeriği kin, nefret ve bencillik kokan bir kavramdır. Adeta batı/emperyal kültürünün ayrılmaz bir parçası gibidir. Batı kültürü ve aynı zamanda tüm beşeri ideolojiler/sistemler, elbette ki bu hastalıktan arî kalamazlar. Nihayetinde bu batı/beşeri zihin dünyası, enaniyet hırsının temellendirildiği yapılardır. Bencillik, gerek kişisel ve gerekse toplumsal olsun, insanlığın karabasanı gibidir. Asimilasyon kavramı, bizatihi beşeri sistemlerin bünyesinden kaynaklanarak/beslenerek varlık göstermektedir. Emperyal/batılı sistemler, asimilasyon ile ilgili pek çok metot, yöntem ve stratejiler geliştirmişlerdir. Birkaç maddeyle bunlardan şöyle bahsedebiliriz:
1-Özellikle asimile edecekleri toplumların yeni nesil/genç beyinleri, kendi kültürleriyle çatışacak şekilde dejenere ederek başkalaştırırlar!
2-Hedef toplum içerisinde kuşaklararası çatışmaları ateşleyerek istikrarsızlık çıkartırlar!
3-Beyin göçünü kendi lehlerine olacak şekilde hızlandırma, o toplumun elit tabakasını (tabiri caiz ise) ayartma, toplumun düşünme melekesini ve fikir hassasiyetini tahrif etme yoluna giderler.
4-Oyun, eğlence, müzik ve şehveti gerektiğinde büyük meblağlar harcayarak teşvik eder/ön plana çıkarırlar. TOP, POP VE POPO(affınıza sığınarak) (aslında asimilasyona etkisi bakımından bu üç etkenin her birisi ayrı bir araştırma/makale konusu olabilir) üçlü zehirlemesiyle, yeni yetişen nesli bütün değerlerine düşman hale getirme ihaneti içerisinde olurlar!
5-Hedef aldıkları toplumların ahlak, gelenek, görenek ve görgü kurallarını bozmak için hiçbir kural tanımadan, ellerindeki bütün imkânlarını seferber ederler.
6-Kişiliksiz, karaktersiz olan, toplumun değerleriyle çatışan müfsit ve münkir kişileri, özellikle “moda” kisvesi altında o toplum içerisinde “idol” haline getirmeye çalışırlar.
7-Uyuşturucu, alkol ve bağımlılık yapan maddeleri yayarak toplumda sorumluluk duygusunu köreltirler. Dertsiz, gamsız, tasasız ve “HASSA”sız bir toplum oluşturma yoluna giderler!
8-İsraf eden, tüketim müptelası bir güruh oluşturup, bunları da toplum tarafından örnek alınmalarına/değer bulmalarına önayaklık ederler. Ve dahası…
Asimilasyonla beraber elbette ki sömürü devreye girer. Herhangi bir toplum/kültür, başka bir toplumu/kültürü asimile etmeye başladığında, bu işi aşama aşama ilerletirler. Ama ana amaç, asimile ettikleri toplumun maddi kaynaklarını ele geçirerek sömürmek, söz konusu toplumu/kültürü kendine bağımlı, kendi uydusu haline getirmektir.
Asimilasyon, bir yandan da bencillikten kaynaklanır. Bencilliği de besleyen ana etmenlerden birisi elbette ki ırkçılık zihniyetidir. Irkçılık, bir tür hakka baş kaldırıştır. Gerek fert bazında ve gerekse toplum bazında olsun vahyi reddediştir, cehli kabul ediştir. Cehl; ilmin, bilginin, aydınlığın, erdemin, insaniliğin karşıtıdır. Hiçbir ilmi temeli olmadığı gibi, herhangi bir ahlaki temeli de olmaz cehlin. Cehl, fıtratı yok sayar! Cehlin adalet ve hakkaniyeti gözetme ile ilgili hedefi, kaygısı ve gündemi yoktur. İhtiraslarını tatmin etme, çıkarlarını koruma, edinimlerini elde etme çabalarının tümünü zulüm üzerine bina ederler! Ana gaye üstün/ezen olmaktır, sulta kurmaktır!
Her kavram, kurum ve kurallar manzumesi, aslında kendi içerisinde bir bütünlüğü ifade eder. Bu bütünlük, ya tümüyle adalete/hakkaniyete mebnidir ki ilahi ahkâm ve bu ahkâmdan mütevellit kavram, kurum ve kurallar böyledir. Ya da adalet ve hakkaniyetin tam zıddı/zulme mebnidir ki, bu da tümüyle beşeri sistemlerin ana karakterini oluşturur. İnsanlık tarihine kısaca bir göz gezdirdiğimizde, bu konu hakkında haddinden fazla malzeme bulmakta hiçbir sıkıntı çekmeyiz.
Cehl, insanın başına gelebilecek en büyük/tehlikeli hüsran/kaybediştir. İnsan/toplum, Rabbani gerçeklerden uzaklaştıkça, cehalet bataklığına, zulüm karanlığına saplanmaktan öteye gidememiş ve gidemeyecektir! Nitekim günümüz toplumsal bunalımların temelinde, bu haktan sapış ve cehalete saplanış olgusu yatmaktadır! Ne acıdır ki dünya düzeni diye bir şey kalmamıştır. Dünya sathında tamamen garabete, zulme dayalı bir densizlik ve düzensizlik varlığını sürdürmektedir. Cahiliyye temeline dayalı bir hayat anlayışının rağbet görmesi nedeniyle, bu gün insanlık âleminde fıtrattan gelen insicamdan eser kalmamıştır. İnsanlığı kasıp kavuran bunca sıkıntıların ana kaynağı, ilahi adalet, hakkaniyet ve vahdetin kaybolması ve beşeri zihin yapısından/dünya görüşünden kaynaklı tefrikanın müstekbirane bir şekilde kabul görmesidir.
Beşeri zihin dünyasında üretilen kavramlar, bu kavramlardan üretilmiş olan bilgi, beceri, araç ve teknolojik sonuçların her biri, insanlığın intiharına ve hüsranına bir adım daha yaklaşmasına hizmet etmektedir. Sağlık adına hastalık; adalet adına zulüm, dostluk adına düşmanlık; hizmet adına ihanet; huzur adına kaygı; inşa adına imha; vahdet adına tefrika… vs üretmeye son surat devam etmektedir. Beşeri zihin/batı/batıl dünyası, ne yazık ki hiçbir kural tanımadan bütün bir insanlık âlemini etkisi altına alma serkeşliğini sergilemektedir. Bu serkeşlik, en çok da kendi benliğini koruma, kendi sorunlarını çözme, kendi birliğini kurma, kendi kültürünü yaşama acizliğini gösteren İslam dünyasını etkilemektedir.
Sosyolojik olarak kavram, kurum ve kurallar, uzun bir süreç içerisinde ait olduğu toplumun, kültürün kendi bünyesinden nevşu nema eder. Haliyle kavram, kurum ve kurallar, ait olduğu toplumun, kültürün benlik kodlarının özeliklerini taşır ve toplum tarafından içselleştirilerek, zamanla ait olduğu toplumun sosyal ağlarını şekillendirir, toplumsal hayatına düzen verir. Şöyle ki;
*Aile içi, fertler ve aileler arası insan ilişkilerini/muamelatı biçimlendirir.
*Toplumun görgü kurallarını, kültürünü, gelenek ve göreneklerini canlı/diri tutar.
*Toplumun eğitim-öğretim ve terbiye sınırlarını, ticaret ve sanat/estetik ahlakını, geleneklerini, göreneklerini belirler.
*Siyasetine, hakkaniyete ve insani değerlere dayalı derinlikli anlam katar.
*Toplumsal potansiyeli müspet yönde harekete geçirir, gelişim ve değişimlere yön verir.
*Toplumun gelişmesi ile ilgili maddi ve manevi ufuklar açar. Gelişme ve ilerlemenin önünde var olan engelleri kaldırma yönünde yol göstericilik yapar.
*Bayram, düğün gibi sevinç anlarını; ölüm, taziye, gibi hüzünlü hallerle beraber çeşitli birliktelik ve yardımlaşma durumlarını, merasimlerini düzenler…
Bir topluma ait olan kavram, kurum ve kurallar, o toplum için faydalı ve zararlı olan her ne varsa tümünü kapsar, belirler, düzenler. Basit bir ifadeyle toplum ile ilgili; “ efradı cami, ağyarı mani” çerçevesin oluşturur.
Kavram, kurum ve kuralları biraz daha somutlaştıracak olursak; ait olduğu toplumun, kültürün marifet diye adlandırdığımız genel kabullerini ifade eder. Her toplumun kendine has olan anlam dünyası, marifeti/içselleştirdiği kabulleri/bilgi birikimi vardır. Özellikle inanç ile beraber kabul gören bilgi birikimine de tekabül eden marifet; toplum bireyleri tarafından içselleştirildiği ve hayatta uygulama alanına konulduğu oranda anlam ve önem kazanır. Bu anlam ve önemlilik,
toplumsal yapının bir bakıma mayası gibidir. Maya tuttuğu, kabul gördüğü oranda toplumsal yapı sağlamlaşır, kavi ve dinamik olur. Ancak bir toplum bu şekilde dimdik ayakta durabilir!
İslam, toplumun huzur, güven, mutluluk ve refahı en üst seviyede tutmayı gaye edinir. Bunu sağlamak için de her türlü imkân ve veriye sahiptir. Zira fıtrat dini olması hasebiyle, fıtratı koruyan her türlü bilgi, beceri, hal, tavır, tutum ve davranışı, ayrıca inanç alanına dair sadakat, samimiyet ve Rabbe teslimiyet… vs. birikimleri kâmilen bünyesinde barındırır ve bunu gerçekleştirmek için harekete geçer. İnsanın onur ve haysiyetini kâmilen korur. Yine insanı ifsad edici ve zararına dair her ne var ise ondan da sakınılması konusunda gerekeni kâmilen yerine getirir. Şu örnekle satırlarımıza son verelim.
Tirmizide şöyle bir rivayet geçmektedir:
Peygamber Efendimiz zamanında, görünüşte Müslüman olan Tu‘me bin Übeyrik adındaki zat hırsızlık yapmış ve çaldığı zırhı bir Yahudi’nin evine götürüp saklamıştı. Sonunda zırh, Yahudi’nin evinde bulununca Yahudi, onu Tu‘me’nin getirdiğini söylemiş, ancak suç üzerine kalmıştı. Allah Resûlü (s.a.v), Tu‘me’nin yeminine ve kabilesinin şahitliğine bakarak, Yahudi’nin haksız olduğunu düşünmeye başlayınca, Cenabı-ı Hak şu ayeti-i kerimelerle Resulü’nü ikaz etti:
“Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitabı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma! Ve Allah’tan mağfiret iste, çünkü Allah, çok mağfiret edici, ziyadesiyle merhametlidir. Kendilerine hıyanet edenleri savunma; çünkü Allah hainliği meslek edinmiş günahkârları sevmez. İnsanlardan gizlerler de Allah’tan gizlemezler. Hâlbuki geceleyin Allah’ın razı olmadığı sözü düzüp kurarken O, onlarla beraber idi. Allah yaptıkları her şeyi kuşatır (O’nun ilminden hiçbir şeyi gizleyemezler). Haydi, siz dünya hayatında onlara taraf çıkıp savundunuz, ya kıyamet günü Allah’a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim vekil olacak?” (Nisâ, 105-109) (Tirmizi, 4/3036) Rabim yar ve yardımcımız olsun.

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.