1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. Hayal ve Hakikat
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Hayal ve Hakikat

A+A-

Zihni bir yeti olan hayal ile duyusal algılayışın yansıması konumundaki hakikat arasında, kısa aralıklı örtüşmenin dışında genellikle bir tezatlık söz konusudur. Bu zıtlık, kendilerinde içkin olarak barındırdıkları karakteristik vasıflarından kaynaklanmaktadır.

Hayal, sınırsızlığa tekabül eden bir kavram olması hasebiyle uçsuz bucaksız dehlizlerde serbest bir tarzda hareket edebilmektedir. Hiçbir gücün müdahalesine maruz kalmadan varlığını yaşatmaya endeksli bir yapıda olması, onun tek taraflı olumsallığa sahip olduğunu gösterir. İnsanoğlunun akli tarafının bir parçası olan hayalin kendi içinde ket vurulamayan özgürlüğüne karşın, hakikat sınırlı bir mevzide var oluş mücadelesini yürütmektedir. Nesnel dünya zemininin bulunuş ve işleniş tarzı, hakikatin asıllığını ortaya koyar. Farklı iki alanda at koşturan hayal ile hakikatin karşı karşıya gelmesi ise, hayalin, hayal ettiklerini yaşama geçirme çabasından kaynaklanmaktadır. Reel yaşam düzeneğinin kaskatı yapısı, özgürlüğe yelken açan hayalin özgürleşememeye doğru evrilmesine sebep olmaktadır. Zihinde kurgulanan hayallerin pratiğe aktarılması halinde meydana gelen çatışma, belli bir süre sonra umutsuzluk duygusunu ortaya çıkarır. Ölümcül bir hastalık olarak nitelendirilebilecek bu his, sınırsızlığı sınırsızlıkta tutarak sınırlılığa çekmemekten kaynaklanmaktadır. Burada, hayal edilenlerden ne kadarının yaşamsal alanda olabilirliğe müsait olacağı üzerinde mütalaa edilip, belirli bir dengenin kurulması gerekir. Elbette, sadece hayallerin ele avuca sığmayan hareketliliği kısıtlanmamalı, aynı zamanda determinist olarak algılanan gerçekliklerin aşındırılması noktasında da gayret gösterilmelidir. Çift taraflı yapılacak bir iyileştirme, bu dengenin daha hızlı bir şekilde kurulmasına yardımcı olacaktır.

Var olanla yetinmeyip onu değiştirme, hayal unsurunun en belirgin özelliğidir. Onun gözünde dünya eksiklikler ve kusurlarla örülü noksan bir mekândır. Politik alanda tutun da iktisadi alana kadar yaşamın hemen her kategorisinde müdahale edilmesi gereken o kadar çok sorun söz konusu ki… Fakat, müdahil olma gücünden yoksun olması, hayalin öznel bir konumda olduğuna işarettir. Gerçekten de, koskoca dünyanın katı kuralları karşısında hayal unsuru cılız bir ses olmaktan öteye geçememektedir. Tarihin değişik dönemlerinde bu cılız sesin daha gür çıkması için, yazma yeteneği olmakla birlikte hayal gücü de yüksek olan kimi düşünürler, ütopya adı verdikleri çeşitli kitaplar yazmışlardır. Bu kitaplarda, hayal güçlerinin elverdiği kadar ideal bir dünya inşa etmeye çalışmışlardır. Fakat bu kitaplar, var olanla yetinmekten çok var olanın kendisi ola hakikatin kalın duvarları arasında silik yapıtlar olmaktan kurtulamamışlardır. İdealize ettikleri ütopyaları, akli bir çabanın ürünü olarak zihinlerde kalakalmıştır. Bireysel gayretlerin teşebbüsleriyle vücuda getirilen bu hayali dünyalar, her ne kadar kendilerince kusursuz bir dünya tasavvuru olarak algılansa da, sonuçta sübjektif olma vasfına sahiptirler. Ama bu sübjektiflik her halükârda objektif maddi mekanizmanın sıkıcı, sert yapısını gevşetme niyetiyle ortaya çıktığından mutlak açıdan olmasa da nisbi olarak pozitiftirler. Ve olumluluk keyfiyeti olarak yeniden dizayn etme tasarımı üzerine bina edildiğinden değer verme babında değere layık bir girişimdir.

İnsanoğluna has bir yeti olan hayal, görecelilik vasfından ötürü bireysel karakterle bağdaşıktır. Her bir fert ilgi alanına ve kapasitesine göre hayal kurar. Kimisinin hayal dünyası fiziki çerçeveyle sınırlı kalırken, kimisinin ise metafizik âlemin uçsuz bucaksız iklimlerine kadar uzanır. Maddi yaşam sahasıyla ilişkili olan bireylerden bazılarının hayal dünyası, makam sahibi olma, daha fazla para kazanma, refah düzeyi yüksek bir yaşama sahip olma gibi ekonomik endişelerle örülüyken; bazılarının da sevdiği kadına kavuşma, çocuklarıyla mutlu bir yaşam sürme gibi aşksal endişelerle biçimlendirilmiştir. Manevi iklimlerin serin havasına yelken açanların hayal dünyası ise, her ne kadar insan olmaları hasebiyle maddi arzuların etkisi altında olsa da, genel olarak bağlı oldukları düşünce dünyalarının başarıya ulaşması noktasında yapılması gerekenlere odaklanmaktadır. Yani bu kategoride yer alan bireyler, çift taraflı hayal kurma öz güçleriyle niteliksel bazda beyinlerini genişletme gerekirciliğiyle donatılmışlardır. İstem üzerine inşa edilen hayallerin, hangi bölmede daha çok arzulandığı noktasında ise, radikal bir söylem kullanamayız. Çünkü tutku meselesi, tamamıyla iradeye ve karaktere endeksli bir haldir. Eğer bir fert, irade bazında güçlü, karakter noktasında da heyecanlı ve meraklıysa, ister maddi hayal dünyasıyla şekillendirilmiş olsun; isterse manevi hayal dünyasıyla hemhal olsun, sonuçta o kişi tutku düzeyi yüksek biridir. Hayal ettiklerini pratik zemine aktarma noktasında var gücüyle mücadele edecek potansiyeli kendisinde barındırmaktadır. Bunun tersi olarak eğer irade bazında zayıf, karakter noktasında da sönük bir kişiliğe sahipse bir şahıs, maddi ya da manevi hayallerle şekillendirilmesi o kadar da önemli değildir. Çünkü kendisi içkin olarak mücadele edecek yeterlilikten uzaktır.

Birey, var olanları kendisine yabancı gördüğü ve onlardan ayrışmanın öz benliğine dönüşün ilk adımı olacağını hissettiği anda hayalin ince kollarına kendini bırakır. Sosyal yapının girift ilişkilerini düşünme melekesiyle sonuca bağlayamama neticesinde oluşan duygu tahribatı, öznel dünya babında melankolik bir atmosferin vücut bulmasına yol açar. Diğerlerinden kopuş, kendine dönüşün emaresidir artık. Peki, kendine dönüş, reel düzeneğe rağmen kendi iç ilişkilerinde acaba ne kadar tutarlıdır? Veya iç ilişkilerde çözülebilen bir sorunun dış ilişkilere yansıması nasıl olacaktır? Öncelikle, insan sosyal bir varlık olması hasebiyle, kendince çözümlediğine inandığı bir problemi, aslında çözümsüzlüğe doğru sürüklediğinin bilincinde olmuyor çoğu zaman. Hayalinde sorunsuz bir dünya inşa etmeye kalkışan insanoğlu, daha ilk etapta hayal ettiklerini kendine muhatap almayarak önemli bir hataya gark olur. Hayal edilenler ister canlı olsun, ister cansız olsun onların kendisine yansımasını dikkate almayan bir şahıs, bencilliğinin kurbanı olur. Bununla beraber, beyinde mükemmelleştirilen ideal durumun, asli muhatapları olan dış çevreyle ilişkiye girmeden yapılandırılmaya kalkışılması genellikle faciayla sonuçlanır. Olumsuzluğa dönük bu tür akıbetlerin olmaması için yapılması gereken, öznenin muhataplarını dikkate alması ve hayal edilenlerin parça parça işlenmesini sağlamaktır. Böyle yapıldığı taktirde, hayallerin uygulanabilirliği daha da kolaylaşacaktır. Aksi taktirde, umutsuzluk deryasında çırpınma vakası devriyeli olarak kendini yenilemeye devam eder.

Hakikatin değişimi belirli bir süreci gerektirir. Bu süreç ağır bir işleyiş modüne sahiptir. Taşların yerinde oynaması için, bireysel bazdaki müdahaleler bile çoğu zaman yetersiz kalmaktadır. Küçük çaplı yerel nitelikli meselelerde, genellikle organik bağ şeklinde bir sürü müdahil kapasitedeki öznenin rol aldığını müşahede edebiliriz. Daha geniş ağa sahip durumlarda, müdahil güç unsurlarının hem keyfiyet hem de kemiyet noktasında üst düzeye çıkışı söz konusudur. Birbirlerini tartıp ona göre var olanı değiştirmeye yönelen güç unsurları, başta kendi acziyetlerini ve kuvvetlerini belirleyip yapabileceklerine odaklanmaya başlarlar. Hayalin değişiminde ise, süreç söz konusu değildir. Hızlı gelgitlerin hâkimiyetinde yeniden diriliş söz konusudur adeta. Hayal etme esnasında, dışarıdan herhangi bir kuvvetin müdahalesi de söz konusu olamaz. Çünkü, beyinde gerçekleşen bu akli açılım dışa açılmadan istediği kadar hareket edebilir. Yani burada değişim anlıktır. Mekân ve zamandan bağımsız olarak hareket edebilme yeterliliğinden ötürü, var oluşuna anlam katmada tek başına söz sahibidir birey. Hayal edileni, istediği yerde başlatıp istediği yerde bitirme başta olmak üzere onun üzerindeki tüm tasarruf hakkına sahiptir. Müdahalesiz bir alanda gerçekleşen bu devingenlik, öz güç merkezli olduğundan alabildiğince gidiş geliş yapma yeterliliğini potasında barındırmaktadır.

Birbirleriyle kompleks bir ilişki tarzına sahip olan hayal ve hakikat ibarelerinin, süreç içinde yollarının çoğu zaman çakıştığı görülmektedir. Bu çakışmada etkin rol oynayan unsur hayaldir. Çünkü hakikat değişmezliğe endeksliyken, hayal değişebilirlikle bağdaşıktır. Genellikle sancılı olan karşılaşmalarının ana sebebi ise, tabiatlarının farklı yaratılışa sahip olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu farklılık, ironik olarak onların kendi öz güçleriyle varlık sahalarında istemlerini dile getirmeleri babında bir olumsallığı da bünyesinde barındırmaktadır aynı zamanda.

Önceki ve Sonraki Yazılar