1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. Hatırlamak çok mu zor ya da zihni serbest bırakmak?
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Hatırlamak çok mu zor ya da zihni serbest bırakmak?

A+A-

NTV'nin tarih dergisinde küçük bir sütun vardı, Necdet Sakaoğlu imzalı. Kanuni'nin sefere çıktığı ve seferde kaldığı süreleri arka arkaya sıralıyor ve bir toplama ulaşıyordu. Buna göre Sultan Süleyman saltanatının 10 yılını seferde geçirmişti, 30 yılını ise sarayda.

10 yılı mutlak kılmanın, 30 yılı ise yok saymanın elbet kabul edilir ve doğal siyasi anlamı bulunuyor. Hatırlanmak ve öykünmek istenilende her zaman seçicilik ve tercih dozu olur. Tercih izafi olana, çoktan seçme imkânına, bireysel ya da ideolojik çerçevede siyasi tavra işaret eder.

Ancak bu tavır, biz de hala yürüyen tartışmada olduğu gibi, yeni "resmi tarih" çerçevesinde şekilleniyorsa, tarihi şahsiyetlerle ilgili resmi olanı veri almayanın yasaklanacağı, yasağın edebi eserlere ve popüler ürünlere kadar uzayacağı bir yasa tasarısı meclise sunulabiliyorsa, bu noktada siyaset cebri sembolik anlam kazanır.

Türkiye, umarız, aldığı bunca yoldan sonra, anlam taşımayan bu tehlikeli alanın kıyısından döner.

Bugün yazının maksadı, Kanuni ve tarih tartışmasına tekrar çomak sokmak değil.

Amaç hatırlama meselesine değinmek.

Bellek üzerine ne örterseniz, örtün, ne kadar katman atarsanız atın, bir yerden sızar ve ortaya çıkar. Devletin bastırdığını gün gelir toplum öğrenir, hatırlar ve hatırlatır; gün gelir toplumun bastırdığı insan öğrenir, hatırlar, hatırlatır.

Bu kez sayfalarını karıştırdığım başka bir tarih dergisi…

Toplumsal Tarih Dergisi'nin kapak konusu 1916 Büyük Ankara Yangını üzerine, Talan Esin imzalı bir makaleyi merkez alıyor. Spotunun kimi cümleleri şöyle bu makalenin:

"Falih Rıfkı Atay: 'Ankara'nın zengin semtleri ve bakımlı yazlıkları Ermenilerin malı idi. Ermeni lokantasında yiyor ve Ermeni otellerinde kalıyorduk.. Ankara'da kaldığımız otelin adı Santral. Lokantası iyi, yatakları temiz ve rahattı. Tehcir zamanı yıkılmış olmalı idi. Ankara başkent olduğu vakit Santral otelini aramıştım. Altındaki ahıra at bağlanan Taşhan'dan başka kalınabilecek bir yer yoktu. Benim ilk gördüğüm Ankara'nın medenilik adına nesi varsa hepsini yakıp kül etmiştik."

Esin, Ankara yangınıyla ilgili ilk belgeleri yayınlayan değerli tarihçi Ali Birinci'yi hatırlatıyor, "Yangında Ermeni ve Rum mahalleri tümüyle yanmış, Müslüman mahalleri görece az zarar görmüştü.." diyor ve dönemin anılarından (Karasuli Kayıp Vatanımdan Hatıralar) şu sözleri aktarıyor:

"Duman sütunu görüntüsü çok net hafızamda… Annemler bağlardan Ankara'ya indikten sonra, kardeşim bana yoğun dumanı gösterdi… Beni elimden uttu ve bağdaki komşumuz Halime Kadın'a gittik. Ona dumanı gösterir göstermez kadın ağlamaya başladı. O zaman ben de gözyaşlarına boğuldum. Kadın beni kucakladı ve pencereden uzaklaştırdı…"

"Yangın Hrıstiyan mahallerini tahrip edip Türk evlerine ulaşınca tellal çıkardılar. Herkes söndürme çalışmalarına katılmaya mecbur edildi…"

Yangınlar 1800'lerden 1900'lere, hatta cumhuriyete, dinsel, etnik bir temizlik cihazı olarak kullanılmışsa bunu bir gün tarihçinin, ahlakçının, toplumun görmemesi, bilmemesi mümkün müdür?

Siyasi bellek seçici olabilir ama, toplumun beleği bütündür, bütüncüldür.

Bilmek, hatırlamak demokrasi için hayatidir.

Ama melese insanı hatırlamaktır, maruz kaldığını yaptığını bilmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.