1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. Hangi 'hanım’ın enerjisi...
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Hangi 'hanım’ın enerjisi...

A+A-

 İlk bakışta iyi niyetli bir proje, “Hanım Enerji” ve bir evde enerji tasarrufunu kadınların bilinci ve disiplinine bağlamak da bir bakıma anlaşılır. Yine de “Enerji Hanım” ister istemez ilettiği kimi mesajlar açısından kurcalanmaya değer geliyor bana.


Aklım 1990’larda kimi dergilerde gerçekleşen tartışmalara gidiyor:

 Enerji (aslında o anlamda söylem) sıkıntısını o dönemlerde kimi düşünür yazarlarımız Müslüman kadınların gereksiz bir şekilde nevzuhur da sayılamayacak teknolojik araçlara alışmasına yoruyorlardı. Bu yorumlar da kadın için “arta kalan zaman”ın çok da gerekli olmadığına kani olmuş erkeğin, eşine işte şu cümleyle yönelmesi sonucunu veriyordu: “Annem çamaşırı makinede mi yıkıyordu ki sen de öyle yapasın!” Aşağı yukarı dile getirilmek istenen görüş şöyle: “Ev işleri makinelere paylaştırılacaksa, evdeki kadın ne yapacak?” Bu düşüncenin arka planında ev işi yapmadığı takdirde kadının boşalan vaktini zararlı uğraşılara (fitne fesat sebebi konulara) ayırmaya meyyal olduğuna dair bir kanaat var tabii. Kitap dergisinde süren tartışmaya bir yazı ile katılmış ve sözkonusu olan teknoloji karşısında bir sorgulama ise, bunun büyük ölçüde kadınların kullandığı eşyalara indirgenmesindeki tuhaflığı irdelemiştim.

Adeta, kaşık düşmanı der gibi, kadını öncelikle ve ister istemez tüketici bir konuma sabitlemek için elinden geleni yaptıktan sonra, ardından günah keçisine dönüştürmek de ciddi problem. Erkekler kamusal bağlantı ve sorumlulukları nedeniyle değişirken, kadınlar yine de değişmekte olan cemaat yapısı içinde sonsuzca aynı kalabilir mi...

Üstelik, insanlık değerini ve saygınlığını tüketim seviyesinde bulmaya teşvik eden söylemler her yolla topluma nüfuz ederken, enerji konusunda tutumlu tavrını bir kampanyaya gerek duymadan da koruyan sağlam karakterler giderek daha şiddetli bir şekilde modası geçmiş varlıklara dönüştürülmüyor mu...

Kimi kadınlar ve kimi erkekler hayatı tüketici düzeyinde yaşamayı yeğliyor da olabilirler, ancak hayat da henüz büyük ölçüde erkekler tarafından örgütleniyor. Acıması, bağışlaması olmayan bir yarışın vitrinlerine de süt bebekleri, sağaltım nesneleri gerekiyor tabii. İyiliği, yüceliği, değerli olanı daha fazla ve “yeni üretilmiş” olanın sahipliğinde değil, daha az ama önemli şeye sahip olma bilinciyle aramaya yönlendirecek bir kültürel politikamız var da ben mi bilmiyorum...

Erkeğin durup oturduğu aklı başında düzene aittir sanki makineler de kadın o sisteme dâhil olmaya çalıştığında (Lacan’ın kurcaladığı şekilde) bölünmeye, isterik ifadelere, yabancılaşmaya, neyi isteyeceğini bilememe şaşkınlığına düşmeye mahkûmdur.

Enerji sorunu, bir başına “hanım”ın ya da erkeğin üstesinden gelebileceği bir başlık değil kısacası. Misal, kadınların elinde olsa Uludere misali can pazarına dönüşen sınır boylarında kaçağa giden, bir şekilde sevdikleri, bağlı oldukları erkeklerin ölümle kumar oynamalarına izin verirler miydi...

Ayrıca bir kadın eşittir öteki kadın demek de enerji sarfiyatı veya tutumu açısından ne derece mümkün... Biri o metro senin bu metrobüs benim koşturuyor, yıpratıcı iş mesaisi için, diğeri fazla kalorilerini atmak için koşu bantlarından medet umuyor.

Bir internet grubu iletisinde sözü edilen altı çocuk annesi bir kadın var bir de, istisna diyemeyeceğimiz bir gariplik hâli içinde, dağın başı sayılacak bir yerde yaşıyor; üç yıldır elektrikleri kesik. Buzdolapları çalışmıyor. Evin reisi olabildiğince dar gelirli, bir süre kaçak elektrik kullanmış ve ceza yemişler. Faizi ile birlikte beş altı bin lirayı buluyordu borç, birkaç yıl önceden söz ediyorum. Kış geliyor, ısınamıyorlar. Yemek yapamıyorlar. Bu kadın gece gündüz çırpınsa da nasıl bir “Enerji Hanım”olabilir...

Her türlü enerji, geliştirilip dönüştürüldüğü, özellikle ihtiyaç sahipleriyle paylaşıldığı oranda yapıcı bir güç, bir imkân. Bencilce arzuları kışkırtan bir tüketim düzeneği, sahiplenmecilik, açgözlülük, sömürü, savaş ve çevrenin tahribi gibi yönelimlerin sebebi değil midir? Kim Suriye’de yaşananları her türlü önemli açıklamayla birlikte, Batılı tarzda tüketimi temsil eden bir oligarşik düzenin sonsuz sahiplik ihtiraslarından bağımsız okuyabilir ki...

Kişisel tutku ve alışkanlıkları disiplin altına almanın değeri yadsınamaz. Ancak gerek toplumsal gerekse de derin ekolojiler, enerjiye bağlı sorunları tutarlı bir hayat tarzı telakkisiyle birlikte çözümlemeyi başarabilir. Tabiata ve topluma tahripkâr bir şekilde “kalkınmacı” arzu ve tekniklerle yaklaşmaktan vazgeçmediğimiz sürece herhangi bir enerji tutumuna dönük projeler mucize doğuramayacak, en başından retoriksel bir girişim olmakla sınırlı kalacaktır, kanaatimce...

 

cihanaktas1@gmail.com

twitter.com/chn_aktas

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.