1. YAZARLAR

  2. Murat BELGE

  3. Hamasetin Kısırdöngüsü
Murat BELGE

Murat BELGE

Taraf Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Hamasetin Kısırdöngüsü

A+A-

Geçenlerde, benim kaçırdığım, izlemediğim bir programda, bir konuşmacı, şakayla karışık, “Ancak bir diktatör bu sorunu çözebilir” demiş. “Sorun”, Kürt sorunu. Şakayla karışık, ama epey ciddi aslında.

Bir kere, bunu her yere uygulayabilirsiniz: Kıbrıs sorunu bundan çok farklı mı? Ermeni Kıyımı’nın kabul edilmesi ne kadar farklı? Daha birçok konu sayabiliriz. Bir toplum ki bir yığın çözülmemiş sorun biriktirmiş; her birinin çözümü için de bir “diktatör” gerekiyor!

Ama, sorunların maliyetini biraz inceleyince, hepsinin bu hâle gelmesinde çeşitli diktatörlerin zengin katkıları görülüyor.

Şu son hafta içinde, hükümetten birkaç kişi ve Başbakan, Oslo sürecinin yeniden başlayabileceğini ima ettiler ya da söylediler. İşte, Bahçeli’den gelen tepki.

Bahçeli’den bu tepkinin gelmesine alışığız zaten. Ama Kılıçdaroğlu da her zamanki gibi bir tuhaf. Bir yandan kendi partisinden Haluk Koç’un beyanatını düzeltmeye çalışırken bir yandan kendisi gerilim tırmandıracak bir dil kullanıyor: “Ülkesinin çıkarını korumayana hain denir” diye bir lakırdı etmenin ne anlamı var?

Neyse, Kılıçdaroğlu’nun kendisiyle çelişen davranışlarda bulunması da alışılmamış bir şey değil. Onu da kanıksadık.

Ama şu bizim “demokrasimiz” diye bağrımıza bastığımız şey fiilen böyle işliyor ve bu işleyiş de “Sorunu ancak bir diktatör çözebilir” yargısını pekiştiriyor.

Nitekim Başbakan, “İmralı ile de görüşülebilir” dedikten bir gün sonra BDP ile görüşmeyeceğini ilân ediyor; “teröristle yanak yanağa” edebiyatı yapıyor; durmayıp şehit ailelerinin ne diyeceği konusuna geliyor. Bunları söyledikten sonra Bahçeli ya da Kılıçdaroğlu’ndan nerede ayrıldığı, ayrılıp ayrılmadığı belli olmuyor.

Bu kargaşa içinde BDP’nin tutarlı bir çizgi izleyip akılcı bir politika yaptığını iddia etmiyorum tabii. Çünkü öyle değil. Ama bütün siyaset alanı birbirine “tencere dibin kara!” diye bağıran aktörlerle doldu ve tutarlılıktan eser kalmadı.

“Öcalan’la görüşülebilir” ise BDP ile neden görüşülemiyor? BDP “teröristle yanak yanağa” ise Öcalan’ın “terörist”le ilişkisi ne?

Erdoğan, “Almanya ve Fransa sorunun çözülmesini istemiyor. İskandinav ülkeleri yataklık yapıyor” derken de Türkiye’nin çok iyi tanıdığı siyaset adamı imgesinin tam ortasında duruyor.

Bu yazıda verdiğim örnekleri, yani bu yargıları, bu kategoride önermeleri yıllardır dinlemekte olan, yalnız siyaset meydanında değil, akla gelecek her yerde bu “hamaset” edebiyatıyla karşılaşan, dolayısıyla bunları önemli ölçüde

içselleştirmiş bir halk var. Belki çok yürekten benimsemiyor, ama en azından, “political correctness” denen şeyin, bu ülkede, bu lafları durmadan tekrarlamak olduğunu bellemiş.

“Demokrasi” de son analizde “demos”u şuna veya buna ikna etmek, onun rızasını kazanmak olduğuna göre, şu meydanda salınan bütün figürler, o “demos”un beğeneceğini tahmin ettikleri sözleri birbirlerinin ağzından kaparak söylüyorlar.

Üzerlerine durmamasıya anti-demokratik içerikli bir kültür boca edilen kitlelerle demokrasi yapmak... Bir kısırdöngü bu. “Tavuk mu yumurtadan...” misali bir durum. “Şu döngünün dışına çıkalım” diyen de yok.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.