1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Hallerimiz ve Yaşamlarımız
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Hekib - Heybe
Yazarın Tüm Yazıları >

Hallerimiz ve Yaşamlarımız

A+A-

     Kime kızıyoruz dostlar… Beyin, gönül ve ruhlarımızın durdukları frekansa göre yaşıyoruz. Hadis-i şerif öyle demiyor mu? ”Bulunduğunuz hâle göre idare olunursunuz”.

     Eski bir sünger kadar pörsümüş gönüllerden ve bütünüyle bulanmış kafalardan ne bekliyorsunuz? Bütün ürettikleri kara bir kin ve nefret, ötekileştirme ve ırkçılık, haset ve faşizm, bencillik ve egoizm, obur bir kapitalizm, kör bir nihilizm ve adaletsizlik olan gönül ve kafalardan iyi şeyler beklemek sünnetüllah ve marifetullaha aykırı değil mi? Yaratılış gerçeğine aykırı değil mi? Tarafsız bir gözle İslam coğrafyasına şöyle bir bakın. Bakalım İnsanlığa ve iyiliğe dair ne göreceksiniz. Ne bulacaksınız?

     İnsan bu coğrafyanın içinde bulunduğu halini ve ölümcül çelişkilerini düşündükçe çıldırası geliyor. Ağzımızı açtığımızda en büyük güç Allah yanımızda, en doğru rehber kitap elimizde, en iyi yol gösterici peygamberler bizde. Allahın insanlık için yaratmış olduğu en güzel nimetler elimizin altında. Dolayısıyla cennet en çok bizim hakkımız. Onun yolcusu sadece bizleriz diye böbürlenip duruyoruz. Ama pratik yaşamımızda ise içine düştüğümüz cehennemi hiç göremiyoruz. Yeryüzünde, böylesi berbat bir hale mahkûm edilmiş başka bir topluluk her halde yoktur.

     Etrafınıza şöyle bir baksanıza. Bağrında feryad ve figanların, kan ve gözyaşlarının Arz u Arşı doldurmadığı bir İslam beldesi var mı? Hukuk ve adaletin, nimet ve külfetin Allahın muradına göre dağıtıldığı. İnsanların perişan halleri ve idarecileri hakkındaki fikirlerini riyasız ve korkusuz bir şekilde dile getirebildiği bir İslam ülkesi var mıdır?

     Oysa Allah bu kâinatı ve içindekilerini bir hak hukuk ve paylaşım nizamı, bir hesap-kitap dengesi üzerine yaratmış. Bütün kutsal metinlerde insanları, buna uyma konusunda sıkı sıkıya tembihlemiş. Bu ilkeyi doğru algılayıp yaşamlarına uyarlayanların bir barış iklimini yakaladıklarını görüyoruz. Örneğin batılı devletlerin çoğunda bu iklim hâkim. Biz Müslümanların bunun nedenleri üzerinde durup kendimize dersler çıkarmamız gerekmiyor mu?

     Yukarıda vurguladığımız barış içre bir yaşam için Allahın bize önerdiği pratikten haberimiz var mı? Bunun gerçekleşmesi için bize yüklediği sorumlulukları biliyor muyuz?  Bu esenliğin bize gelmesi için bizler nasıl bir gayret sarf ediyoruz? Hiç.

     İş kuru kalabalık ve  boş sözlere gelince mangalda kül bırakmıyoruz. Kimseye ağız da açtırmıyoruz. Ya bom boş sözlerle adamı, hak hukuk demeden doğduğuna pişman ederiz. Ya da akıl ve izandan uzak kaba bir kuvvetle ağzına topacı, canına da ot tıkarız. Böylece çözüm üretmede ne kadar başarılı olduğumuzu kasıla kasıla anlatır dururuz etrafımıza.

     Oysa bir de bakmışız ki susturduğumuzu sandığımız adam elinde, kökümüzü kurutacak miktarda öldürücü silah, onu sustururkenki bütün argümanlarımızı çöpe atacak sahih bilgilerle karşımıza dikilmiş. Bize meydan okuyor. Bizi düelloya davet ediyor. Beyler madem o kadar delikanlı iseniz, gel şimdi hesaplaşalım.

     Birkaç örnekle konuyu somutlaştırırsak meramımız daha iyi anlaşılır sanırım.

     Allah diyor ki, malı mülkü, serveti, altını üst üste yığmayın. Hangi İslam ülkesine bakarsanız bakın o ülkenin bütün sermayesi ve gelir kaynakları birkaç ailenin tekelindedir. Ve bu zenginlikleri Firavun ve Karunları çoktan geride bırakmıştır. Bu zenginlik onları ve etraflarını saran yalâka boş avarelerini o kadar şımartıyor ki, kâfir dünyadaki sefahat bile artık onları tatmin edemiyor. O ülkedeki milyonlar ise açlık sınırının çok altında bir sefaletle sürünüyorlar. Altını çiziyorum yaşamıyorlar, sürünüyorlar. Somut örnekler mi istiyoruz. Suudi arabistanda Kâbenin gölgesinde yapılan dilencilik dünyanın hiçbir yerinde yapılmıyor. Kenar semtlerinde ve kırsalda yaşanan sefaletin tanımı yapılamaz. Suudun dünya petrol ticaretinden ve hac organizasyonundan kazandığı parayı söylememize gerek yok. Suud zenginlerinin çoğunun ömrü âlem ve işretlerde, lüks fuhuş ve kumar organizasyonlarının yapıldığı yerlerde geçiyor. Ve Suudi şeriatle yönetildiğini iddia eden bir İslam ülkesi.

     Mısırda şu anda milyonlarca firavunlar döneminden kalma mezarlarda barınıyorlar. Mısırın dünya ölçeğindeki gelirleri yadsınamaz. Afrika’daki diğer ülkelerdeki sefaleti dile getirmemize gerek yok. İran ve ırak birer petrol ülkesi. Ama oralarda yaşanan sefalet ve çelişkiyi insan gözleriyle görmediği takdirde inanamıyor.

     Geçen sene iki ay, Irakın Kerbela şehrinde idik. Petrol denizi üzerinde yüzen devletin şehre verdiği elektrik günde üç saati geçmiyordu. Ve o kadar dehşet bir sıcak vardı ki klimanın olmadığı bir mekânda yaşamak adeta mucize sayılırdı. şehirde temizlik, hijyen, belediyecilik hizmetleri yok derecesinde sallapati bir halde idi. iki ay boyunca çalıştığım yerin mutfağı dışında şehirde tek lokma yemek yiyemedim.

     O sıcağın altında kara çarşafın içinde katır arabalarıyla kâğıt ve naylon toplayan yoksul kadınlar gördüm. Cami ve türbe civarlarını, sokak başlarını işgal eden dilenci kadınlar ve çocuklara ilaveten. İkinci dünya savaşından bu yana sanki bir yere bir çivi çakılmamış hissine kapılıyordu insan. Gariptir insanlar Saddam’ın zalim olduğuna inanmıyorlardı. Ve kötü yönetildiklerine dair tek kelime etmiyorlardı. Çok sıkı güvenlik tedbirlerine rağmen her bir iki günde bir bir cami yakınında, bir Pazar yerinde ya da bir kontrol noktasında bir bombalı araba patlar. Çoğu suçsuz 15-20,bazen 30-40 kişinin havaya uçtuklarını Tv’lerden izlerdik.

     Oranın yerlilerinden bize aktarılan şu anlatım sanki orada bilmediğimiz bir yaşamanı özeti gibi. Dinlerken Tüylerimiz diken diken oldu. Yanlış anlaşılmasın korkudan değil çok katı bir bağnazlık, barbar bir Vahşilik ve Vandalizm’den dolayı.

     Anlatım şu: O yörelerde sokakların kapıları vardır. Kapılarda güvenlik ve kontrol. Özellikle Bağdat’ta bu çok daha da abartılı idi. saddamdan sonra Şii veya Sünni milislerin kurtarılmış bölgeleri oluşmuş.

     Tıpkı bu günkü suriyede olduğu gibi. Milisler kapıda nöbet tutuyorlar. Gelen mahalle sakinine, ya seydi namaz kıl, diye zorla, emrederek geleni namaza durduruyorlar. Amaç kişinin mezhebini tespit etmek. Şahıs Sünni, milis Şii ise vatandaş hapı yuttu. Yok, milis Sünni, şahıs şii ise yine hapı yutan şahıs oluyor. Hemen oracıkta ya sallama ile ya da seri kurşunlarla ve Allah u ekber tekbirleri eşliğinde kişi öbür dünyaya gönderiliyor. Bunun adı da Müslümanlık, İslam veya cihad olmuş oluyor, Allah muhafaza…

     Bir diğer örnek yeryüzünde bir buçuk milyardan fazla Müslüman yaşıyor. İkinci dünya savaşından bu yana bir avuç İsrail siyonisti oradaki Müslümanlara kan kusturuyor. müslümanların kutsallarını ve onurlarını yerle bir ediyor. Bu Müslümanlarda bu rezaleti ortadan kaldıracak hiç mi bir kuvet, gayret, plan veya proje yok. Demekki yok ki İsrail gün geçtikçe barbarlıklarına yenisini ekliyor.

     Bir başka örnek hiçbir İslam ülkesinde kuranın emrettiği şekilde insan onuruna uygun hak, adalet ve hukuku esas alan insani bir yönetim yok. İstisnasız hemen hepsinde krallık, şeflik veya askeri diktatörlük söz konusu.

     Hiçbir İslam ülkesinde ülkenin kaynak ve gelirleri adalet ve hakkaniyete uygun bir politika ile halın hizmetine sunulmuş değil. Kaynaklar hep şurada burada çarçur ediliyor, halk ise sefalet içinde yüzüyor.

     Diğer bir örnek ise İslam topraklarında kurandaki ümmet kavramına uygun siyasal bir yapılanma ve sosyal barış olgusu yok.

     Bunun en somut örneği Kürtlerin Ortadoğu’da yaşadıkları dramdır. Ortadoğu’da şu anda 60-70 tane sözüm ona İslam devletçiği var. Kürtlerin vatanları, toprakları sadece adları İslam olan 5-6 devlet tarafından paylaştırılmış. Kürtler başka bir şekilde değil İslam birliği adına bile bu parçaları birleştiremiyor. Temel insani haklarından bile faydalanamıyorlar. Allahın, dilleriniz ve renklerinizin farklılığı rahmettir şiarına rağmen Anadilleri ile konuşup yazmaya çalıştıkları için kâh öldürülmüş kâh tutuklanmışlar.

     Osmanlının dağılışından bu yana sayıları 500 bini geçmiş kürt, kendi topraklarını işgal eden sözüm ona Müslüman devletlerin askerleri tarafından öldürülmüştür. Kürtler sürgün edilmiş, toplu katliamlara uğratılmış. Yer yurtları yakılıp talan edilmiştir. Bu hali İslam adına savunmak, islama en büyük ihanet olsa gerek.

     Mısırdaki darbe örneği bu topraklarda gerçek bir halk iradesinin, yani demokrasinin ölümünden başka bir şey değildir.

     Suriye örneği ise İslam coğrafyası için insanlığın artık can çekiştiği bir örnektir. Irakta yaşanan vahşetin daha bir üst boyutunun bu topraklara dayatılmasından başka bir şey değildir. İnsanlığın ölümüdür. Masumiyetin, kutsallığın, temiz bir dindarlığın ölümüdür. Kutsi bir cihad, adaleti esas alan bir şeriatın tesisi meselesi sadece işin çok çetrefilli bir makyaj boyutudur.

     Bu savaşta “gâvur”lukları tescilli yabancı güçleri aradan çıkarıp yerli aktörleri yan yana sıralarsak emin ol hepimizin sadece kafası değil mide ve gönülleri de bulanır orta yere saçılan rezilliklerden dolayı.Çünkü İslam tarihinde sapıklığı bu kadar aleni hiçbir eylem yok. Gayri insaniliği bu kadar belirgin eylemleri İslami bir kılıfa büründürüp İslami mal etmeye kalkışmak kitabi, Muhammedi bir islama ihanet etmekten başka bir şeyle izah edilemez.

     Son söz niyetine. Yeni bir Kurban bayramı arifesindeyiz. Yarın bayram. Kurban yakınlaşmak demektir. Merhameti bol olan rabbim bir fırsat daha çıkarıyor önümüze. Bana, birbirinize yakınlaşın diyor.

     Böylece arınmaya, temizlenmeye, adalete, merhamete ve affa yakınlaşın diyor. Aranızda adalet ve merhameti dost doğru yayarak rahmetin üzerinize yağmasına yol açın. Farklılıklarınızı rahmet olarak kabul edip fakir, miskin, çaresiz, yetim, dul, hasta ve yolda kalmışınıza sahip çıkın. Aranızda ihsanı ve ikramı yaygınlaştırın. Böylece şeref ve izzeti yakalayarak bu zilletten kurtuluşun kapısını aralamış olursunuz diyor. Eğer siz gerçekten de Allaha iman etmişseniz. Hile ve hurdaya sapmaz, onun yoluna girer, zilletten kurtuluş müjdesini alır, yeryüzünün efendileri olursunuz diyor.

     Bize en çok barış yakışır kan ve gözyaşının oluk gibi aktığı bir coğrafyada. Bu vesile ile bu yaralı coğrafyanın bir an önce kendi özüne dönerek Allahın övdüğü bir huzur ve erdem iklimine erişmesine. Allahın rahmetine nail olmasını niyaz ediyorum. Bütün insanların, bütün Müslümanların ve bütün bir arzın ve arşın bayramını kutluyor, bayramların her iki dünyamızın kurtuluş ve saadetine vesile olmasını diliyorum.


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.