1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. Halkın sesinde Hakk'ı arama
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Halkın sesinde Hakk'ı arama

A+A-

 “Ben kandan elbiseler giydim, bundan senin haberin var mı?” Sezai Karakoç,

Kara haberlerin ardı arkası kesilmiyor, elimiz kolumuz da bağlı değil, ancak gücümüz katliamların önünü almaya yetmiyor. Orada henüz bir devrim değilse de samimiyetini yansıtan bir hareket gelişiyor, yeryüzü mazlumlarına umut oluyordu. Arap hareketleri –Tarık Ramazan’ın hep vurguladığı üzere- erkenden devrim olarak tanımlanıp aşırı performansa zorlandılar. İhvan, Rabia Meydanı’nda hareketini devrime dönüştürmeye açık bir dirayet sergiledi. İhvan’ın barışçıl direnişi, varlığına yükletilmek istenen şiddet potansiyelinden daha güçlü bir etkiye yol açtı. Şiddete kışkırtıldı meydan halkı,  böylelikle olağan “terörist” damgasıyla gözden düşürülmek istendi.  Dünya kamuoyu denilen mahkeme bir simülasyonsa, “Müslüman Ülkeler” de bir illüzyona dönüştü çoktan.

O meydanda insanlar yanmayabilir, yangın diğer meydanlara sıçramayabilirdi. Binlerle ölçülen ölümler gerçekleşmeyebilirdi. Seçilmiş olanların gururu incitilmeden bir orta yol bulunabilir, uzlaşma sağlanabilirdi. 

Nuri Pakdil’in bu sözünü sorgulayacak şekilde çok tartışmışımdır: “İnsan, seni savunuyorum sana karşı.” “Öteki” olarak görülsün ya da görülmesin,  kişinin rızasını hesaba katmadan üstlenilen savunmanın bana bazen üstenci ve savunma dilinin de otoriter göründüğü olmuştur. İnsan an gelir, hemcinsini, kardeşini savunduğunu düşünerek kısıtlamaya çalışır hareket alanını, hatta cümlelerini, ilişkilerini, üretimini… Ancak Rabia Meydanı katliamında bu anlamda geleceğe açık, insanın hayrını gözettiğini ima yoluyla dahi gösteren bir emare yok. Rabia katliamında adını taşıyan sufiyi tanımaya ilişkin en küçük bir eser bulunamaz.

Rabia Meydanı göstericileri öldürüldüklerinde tanınsınlar diye kimliklerini kollarına yazmışlar. Sanırsınız her biri Stalin tarafından Sibirya’ya sürülen birer “halk düşmanı”! Vahşet adım adım koyulaşırken, konuşkan küresel aktörler nazik açıklamalar yapmayı sürdürdüler. Bir Occupy ışıltısı hayranlığı çok görüldü Rabia insanlarına. Alelacele üstlerine “terörist” giysisi geçirilmek istendi.  Kimdi ki onlar oysa? Silahı tanımayan bebeklerdi, dilinden şiir akan Esma’ydı, rejimin sakatladığı bir eski tutukluydu, mustazafları her açıdan pay sahibi olarak görmek için canını vermeye hazır okullu gençti… 

Mursi’nin başarısızlığına ilişkin iddialar, İslam (ya da Şark) toplumları genel geçer anlamda demokratik olamazlar, şeklindeki yargıyı güncellemek için de çoğaltıldı.  Oysa Mısır’da Mübarek devrildiyse de devlet yapısı, sistem kendini koruyordu. Hatta seçimlerde statüko çok az farkla İhvan’a yenildi. Sistem, İhvan liderlerinin ve tanınmış aktörlerinin salahiyet sahibi gerçek liderler olmasına izin vermek istemedi. Mursi zaten,  daha ılımlı sayıldığı için üzerinde uzlaşılan isimdi ve cumhurbaşkanlığı sırasında istediği gibi çalışamadı. Hukuk  alanında yapmaya çalıştığı köklü değişiklik gibi konularda sistemi rahatsız ettiği açık.  Ne olursa olsun Mursi, Mısır’da işlerin artık eskisi gibi yürümeyeceğini anlatan göstergeler sundu. Peki, “nasıl” yürüyecekti işler? Başka türlü ve muhakkak ki daha kişilikli. Bir darbenin kişiliği olmaz oysa, buyrukları ve silahları olur.

Bütün dünyada yaşanan temsil bunalımları ve demokratik usuller karşısında gösterilen tahammülsüzlük, kapitalizmin yaşadığı krizden bağımsız düşünülemez.    “İçinde bulunduğumuz sistemin çatallandığı bir uğraktayız” diye yazıyor Wallerstein, “Bildiğimiz Dünyanın Sonu” kitabında.

 Vaat ve umutların her zaman pratiğin gerisine düştüğü dünya, katılaşmış ancak kifayetsiz (muhteris) devlet yapılarının rutin akışı tarafından çarpılmaya zorlanıyor. Wallerstein kitabını bu çarpılmaya zorlayan uyuşmazlığı çözümlemeye ayırmış. Bir şeyler çökmeye, dağılmaya giderken egemenler de yangından mal kurtarma telaşına düşüyor. “İmtiyaz sahiplerinin kapitalizmi kurtarmaya çalışmadan imtiyazlarının elden gitmesini oturup seyretmeyeceklerinden emin olabilirsiniz” diye yazıyor istikrarlı düşünür. Çöküntü o kadar belirgin ki bir ıslahın mümkün olduğuna  emin olamıyor kimse. Mısır örneğinde, ulus devlet modelinin Müslüman toplumların hayat tarzı ve ilkeleriyle uyuşmazlığını da eklemek gerekir yaşanan krize. 

İlerleme inancını yitiren dünya bir bakıma  temel istikrar unsurunu yitirmiş olduğu için de provokasyonlar çağına adım attı. Kuşkusuz asıl hedef, geleceğe alternatif sunacak hareket ve oluşumlar. Yanılsamalara karşı sürekli uyanık kalmanın çaresi nedir? Kendi zaman (ve tüketim) düzeninin sınırlarına bağımlı, kimliklerine de yapay sınırların ötesine aşıracak denli evrensel nitelikler yükleyen insanlar/kesimler, farklı bir hayat tarzının savunucuları her zamankinden daha çok tehlikeli görünüyor olmalı.

Gelecek yıllarda hiçbir şey geçtiğimiz yüzyılda veya emperyalizmi olumlayan dönemlerde olduğu gibi ilerlemeyecek.  Ancak egemenler de  imtiyazlarını halk kitlelerine terk etmemek için her yolu deniyor.  Rabia Meydanı şiddetine aynı nedenle göz yumuldu. Büyük geçiş aşamasında kontrolün kimlerin elinde olduğu gösterilmek isteniyor.

Bir geçiş dönemiyse bu, gerçekten zorlu yaşanıyor.  Bu denli kanlı bir mühendislik işlemi, statüko dışı kalmadan edemeyen ve giderek yükselen güçlerin işinin hiç kolay olmadığını gösteriyor. Yenik sistem, çöküşe geçen yapı, dövüşe dövüşe, çekilmeme peşinde. Şiddetli sarsıntılar, devrimci hareketler, milli direniş ve bağımsızlık hareketleriyle sınırlı olmayan direnişlerle kendini gösteren dalgalanmalar, süreci belirleyecek elbette. Geçmişteki yanlışta ısrar (çıkmaza sürükleyen ulus devlet formatı yani), derda deva olmayacak. Hiçbir şey geçtiğimiz yüzyılda veya emperyalizmi olumlayan, karşısında bir boyun eğmeyi tabiileştiren dönemde olduğu gibi ilerlemeyecek.

 Oturmuş devlet yapıları yozlaşması oranında çekirdeğini korumaya direniyor. Bu devlet yapılarını ayakta tutan ordu gücü, statükonun değişmesine karşı aşırı şiddet kullanmaktan çekinmiyor. Kanlı ironi: Bir taraftan yeryüzünde herhangi bir ülkenin kendi içindeki şiddeti “iç meselemdir” diye dünyadan yalıtamayacağı öne sürülürken, Mısır darbe şiddetiyle baş başa bırakıldı. “Sana feryadım şu ki ülkende, garip kulların arasında yalnızım” demiş Rabia, bir duasında. (Margaret Smith, sf. 67)   Şiir okuyarak ölüme giden Esma, Rabia’nın duasının karşılıklarından biri olsa gerek.

Rabia Meydanı, ne Kızıl Meydan ne de Tahrir olarak devrimini sürdürebilir. Şeffaflık, barışçıl çözüm, adalet inancı, mustazafların kişilik sahibi olması için elinden geleni esirgememe, halkın sesinde Hakk’ı arama…  Mısır Devrimi akan kana rağmen ancak Rabia direnişçilerinin silahtan uzak durmasıyla ordu katmanlarında/toplumda oluşacak bir hidayetle ilerleyebilir.

 http://www.dunyabulteni.net/

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.