1. YAZARLAR

  2. Markar ESAYAN

  3. Halkın 'selfie'si 10 Ağustos'ta...
Markar ESAYAN

Markar ESAYAN

Serbestiyet
Yazarın Tüm Yazıları >

Halkın 'selfie'si 10 Ağustos'ta...

A+A-

Yurt dışında 'beyaz Türk' bir dostum oyunu Erdoğan'a verdiğini müjdelemek için attığı mailde aynen şu cümleyi kullanıyordu: 'Benim yaşam süremde ilk defa düzgün bir başbakan geldi, memleketin yüzü güldü. Daha iyisi gelmeden başkasına oy verecek değilim.'

Arkadaşım muhtemelen hayatının geri kalanını da yurtdışında geçirecek, zaten uzun yıllardır orada yaşıyor. Ama kozasından çıkmakta olan Yeni Türkiye gerçeği onu binlerce mil öteden heyecanlandırıyor. Doğduğu ve ona birçok sıkıntıları yaşatan ülkesinin dönüşüyor olması hayatının merkezine büyük bir ümit olarak oturmuş.

Milli Görüş hareketinden gelmeyen kişilerin Erdoğan'a olan desteği büyük nefret uyandırıyor. Bu sanırım 'Bu ülkede her şeyin meşruiyeti bizden sorulur' kibrinden ileri geliyor. Bu algıya zarar verecek 'mahalle içi ihanetler' affedilmiyor. Memlekette Kemalist olmayanlara liberal veya demokrat dendiği için, ilk dönemde AK Parti'ye 'lütfeden' bir avuç seçkinin bu desteklerini çekmesi dünyaya küçük bir 'kıyamet' olarak yansıtıldı. Öyle ki, Erdoğan'ın çöküşü artık başlamıştı. Bu yalnız adamı sadece lider kültü ile malul taşralı-dindar seçmenleri destekliyordu artık. Eh, bu 'göbeğini kaşıyan' insanların oylarının meşruiyeti mi önemliydi, yoksa 'Buraya kadar!' diye ferman veren paşa, vekil mahdumlarının mı?

Oysa içerideki gerçek bu değil. İnsanlar akıllılar ve bu meselenin bir lideri körü körüne takip etmek olmadığını, bunun kendi davaları olduğunun farkındalar. Halk tabanında o koalisyon bozulmuş filan da değil, hatta her seçimde çeşitliliği artan bir destek var. ANAR'ın son anketine göre CHP ve BDP seçmeninin yüzde 4'ü, MHP'lilerin yüzde 17'si, kendisini Atatürkçü ve laik olarak tanımlayanların yüzde 18'i, sosyal demokrat olarak tanımlayanların yüzde 22'si, milliyetçilerin yüzde 41'i, muhafazakârların ise yüzde 80'i Erdoğan'a oy vereceğini ifade ediyor.

Medya gücü ve dış dünya bağlantılarıyla istendiği kadar ters rüzgârlar estirilsin, ortada halkın tüm kesimlerinin sahiplendiği bir dava gerçekliği var. Tepedeki birilerinin cazgırlığı halkın tercihleri ile örtüşmüyor. Bu muhtemelen 10 Ağustos'ta bir kez daha görülecek.

Erdoğan siyaset hayatına atıldığı günden beri potansiyeli ile fark edilen ve acımasız bir sürek avının muhatabı olmuş bir liderdi ama 7 Şubat 2012 tarihinden beri yaşananlar gerçekten kötülüğün sınırının olmadığını bir kez daha ispatladı. İlkokulu birlikte okuduğu en yakın dostları arkasından hançerledi, bir kısmı da konforum bozulur mu diye korkup kendisini 'uçak moduna' aldı. 'Alnı secde görenlerden zarar gelmez' diye önlem almadığı cemaat üst yapısının hışmına uğradı. Yatak odasına, çalışma ofisine kadar girildi, çoluğu çocuğu hedef oldu. Ameliyat masasında olacağı saate denk getirilen bir darbeye maruz bile kaldı. Tüm bu zelil saldırılar gözlerimizin önünde oldu.

Halk ilk defa bir liderine yaşarken sahip çıkabilmenin mutluluğunu yaşıyor. Menderes'i kurtlara kaptırmış, Özal'a sahip çıkamamış olmanın kederini bu halk hiçbir zaman unutmadı. Erdoğan'ı 'yedirmeyerek' bunun telafisini yapıyor. Gezi'deki 'Erdoğan'ı yedirmeyiz' söylemi çok düşman çekti çünkü etkili oldu. Etkili olması çekici bir slogan olmasından değil, tarihsel bir gerçekliğe dayanmasından ileri geliyordu.

Bu dönemin en önemli kazanımı, halkın öğrenilmiş çaresizliği parçalayıp atmasıdır. Her muhabbetin 'bu ülke adam olmaz, bizden adam olmaz' sözlerine mutlaka vardığı bir ülkede yaşadık. Ekonominin düzelmesi, devletin ehlileşmesi, istikrarın gelmesi, şiddetin sona ermesi, saygı gören bir ülkenin vatandaşı olmak gibi özlemler bir hayaldi. Halkı sürekli şiddet, fakirlik ve çaresizlik içinde tutarak dikkati dağıtmayı başardılar. 'Bizden adam olmazdı...' Bu, potansiyeli kaynağında boğan kompleksi adeta zihinlere kazıdılar.

Şimdi 'Ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet' diyerek tüm bu acılı tarihi unutup, yaşanan tüm değişimi yok sayıp 'Yok yolsuzluk, yok çatı aday, yok diktatörlük' diyerek o aşağı, hakir gördükleri, hiçbir zaman saygı ve sevgi duymadıkları bu halkı kandırmak, bu yüz yıllık fırsatı ellerinden çekip almak istiyorlar. Operasyonlarla ele geçirdikleri irili ufaklı partileri, yüzde 65'ini kontrol ettikleri yerli medya, Der Spiegel, WSJ vs. desteği ve Guardian'a, New York Times'a yazdıkları ezik makaleler ile akı siyah gösterme peşindeler. Sözcü'sünden Birgün'üne yek vücut olmuş bir halk devriminin önüne geçmeye çalışıyorlar.

Ne Türkü, ne Kürdü, ne müslimi ne de gayrımüslimi bu zelil müsamereye 'demokrasi mücadelesi' diye kanacak değil. Medyaya ve üst yapıların estirdiği rüzgârlara bakmayın; halk ne Erdoğan'ın eksiklerini es geçiyor, ne de muarızlarının darbe teşebbüslerini ıskalıyor. En nihayetinde kendisi için en müspet olan şıkkı işaretliyor. Oldukça rasyonel, çünkü hatalı kararın bedelini kendisinin ödeyeceğini biliyor.

Halk 10 Ağustos'ta bir karar verecek ve ülke biraz daha değişecek. Bizlere düşen bu karara ne olursa olsun saygı göstermek. Halk iradesi denen şey, ürettiğimiz ortak akıl ve vicdandır.

Buna saygı duymayan sadece kendisini aşağılar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.