1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Halife Kimdir
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Halife Kimdir

A+A-

 

Bakara suresi otuz ila otuz üçüncü ayetler mihverinde konuya devam edeceğimizi bir önceki yazıda belirtmiş ve halifenin kime veya neye tekabül ettiği sorusu ile bitirmiştik.

Allah u Teala, yer yüzünde kendisi için bir halife yaratacağına dair iradesini müekked bir şekilde beyan etmiş ve bu iradesi muhakkak olmuştur. Ancak halifenin kime veya neye tekabül ettiği konusu ile ilgili muhtelif görüşler vardır:

Bir: Halifeden maksat, Hz. Adem'in hakiki şahsıdır.

İki:Halifeden maksat, bütün kamil insanlardır.

Üç: Halifeden maksat, müttaki ve layık bütün müminlerdir.

Dört: Halifeden maksat, kafir ve mümin fark etmeksizin bütün insanlardır.

Beş: Halifeden maksat, bilkuvve olarak bütün insanlar, bilfiil olarak derece ve mertebeleri vardır.

Birinci görüşün (Halifeden maksat, Hz. Adem'in hakiki şahsıdır) analizi:

Birinci görüş, makul değildir. Halifeden maksat, Hz. Adem'in hakiki şahsı olamaz. Maksadın Hz. Adem'in hukuki şahsiyeti ve insanlık makamı olduğunu söylemek akli ve şer'i açıdan daha uygun bir görüştür. Zira insanlığın yüce makamı ve özü, Hz. Adem'in şahsında şekillenmiş ve Hz. Adem, halife olan insanın ilk örneği olmuştur. Meleklerin secde ettiği kimse de Hz. Adem'in şahsı değildir. Adem'in şahsı, Ka'be gibi kıblegah hükmündedir. Kendisine saygı secdesi edilen de Hz. Adem'in şahsındaki insanlığın hakikatidir.

Halifenin yaratılacağını bildiren ayet, isim cümlesi şeklindedir. İsim cümlesi de istimrarı, sürekliliği ifade eder. Yani halife yaratımı, devam eden ve edecek olan bir vakadır. Eğer maksat, Hz. Adem'in şahsı olsa, ayetin süreklilik ifade eden anlamıyla zıtlık oluşur. Zira Adem bir kez yaratıldı. Ama insanlık ve insanlar süreklilik arz etmektedir yer yüzünde. Dünya var oldukça insanlar dünyaya gelmeye devam edecektir. Ayetin anlamında süreklilik var, insanın devamında da süreklilik var. Halifeden kasıt insan olunca, ayetin anlamı da yerini bulmuş oluyor.

Yer ve gökler insan türüne boyun eğdirilmiştir. Yer yüzündeki kaynaklar, insan türüne nimet olarak verilmiştir. "Allah'ın göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkanları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?" (Lokman: 20) Ve benzeri nice ayetler, Yer yüzünün ve imkanlarının Hz. Adem'in şahsı için değil, insan türü için yaratıldığını ifade etmektedir. Bu ayetler, halifeden maksadın sadece Hz. Adem'in şahsı olmayacağını göstermektedir.

Bakar 31. Ayette, Adem'e bütün isimleri öğretti" ifadesi geçmektedir. Allah tarafından ihsan edilen bu bilgi ve ilim, sadece Adem'in şahsına verilmemiştir. Hz. Adem'in şahsında onun bütün zürriyetine potansiyel bir imkan olarak verilmiştir. Her insan, doğru güzergahta hareket ederek kendisine verilen o potansiyel ilmi fiiliyata dönüştürebilir, esma-i ilahi ilminden kendi gücü nisbetinde istifade edebilir.

İlgili ayetteki tekabüliyet kuralı, halifeden maksadın Adem'in şahsı olmadığına işaret ediyor. Bakara otuzuncu ayette yer yüzünde halife yaratılacağı bildirimine melekler, "Biz seni hamdinle tesbih ve seni  takdis ederken yer yüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun" diye soru soruyorlar. Bir tarafta tesbih ve hamd eden melek türü vardır. Türün/nev'in karşısında da tür ve nev' olmalıdır. Türün karşısında tek bir şahıs olmaz.

"Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Adem'e secde edin! diye emrettik." (A'raf:11) ayeti, meleklerin secde ettiği varlığın, Adem'in hakiki şahsı olmadığına işaret etmektedir. Ayette 'siz' çoğul zamiri kullanılıyor. Oysaki yaratılan sadece Adem idi ve tekildi. Tek olan ademe secde, onun şahsındaki insan türünedir.

İkinci görüşün (Halifeden maksat, bütün kamil insanlardır)analizi:

Hilafeti kamil insanlara hasretme görüşü, bazı rivayetlere dayandırılmaktadır. Bu görüş, kaçınılmaz olarak kamil insanların kimler olduğu sorusunu gündeme getirir. Peygamberleri ve nebileri kamil insan tanımı içine alırsak, diğer insanların hükmü ne olacak? Kaldı ki, Hz. Muhammed'ten sonra artık peygamber ve nebi de yoktur. Halifeyi kamil insanlara hasretmek, akıl ve ayet ile uyumlu bir görüş değildir. Her ne kadar rivayetlerden hilafetin kamil insanlara münhasır olduğu şeklinde bir çıkarımda bulunulmuş ise de, bu hasr anlamı doğru kabul edilemez. Rivayetlerde kamil insanlar zikredilmiş olsa bile, bu rivayetler, mümin insanların hilafetini olumsuzlama ve mümin olmayan insanların da potansiyel olarak bu makamda olduklarını reddetme anlamına gelmez. Hayatının bir kısmını iman etmeden geçirip sonra iman ederek örnek şahsiyetler haline gelen nice sayısız insan, bütün insanların bilkuvve olarak halife olduğuna güçlü bir delildir.

Üçüncü görüşün (Halifeden maksat, müttaki ve layık bütün müminlerdir) analizi:

Üçüncü görüşün mantığı dayanağı, halife ile müstahlefün anh arasında olması gereken uyum zorunluluğudur. Önceki yazıda müstahlefün anh'ın Allah u Teala olduğunu, insanın Allah'ın halifesi olduğunu belirtmiştik. Müstahlefün anh Allah olunca kafir, fasık ve zalim insanlar ile Allah'ın kemal sıfatları arasında bir uyum söz konusu değildir. Halife olan insan, Allah'ın kemal sıfatlarının kendisinde tecelli ettiği, açığa çıktığı kimsedir; yedüllahtır. Muanid, zalim ve kafir bir insanda ise bu sıfatlar olmadığından onların Allah'ın halifesi olması da düşünülemez.

Bu görüş tümden doğru değildir. Doğru olan yanı, fiili hilafetle ilgilidir. Yani fiilen Allah'ın halifesi olan ve olabilecek insanlarla ilgilidir. Ama potansiyel olarak hilafetin bütün insanlara ait olduğu gerçeğini çürütemez.

Dördüncü görüşün(Halifeden maksat, kafir ve mümin fark etmeksizin bütün insanlardır) analizi:

Bu görüşü teyid eden bazı rivayetler vardır. Hz. Cebrail'in, "Biz, Adem'e secde ile emredildiğimiz zamandan beri namazda insanların önüne geçemiyoruz" dediği şeklindeki rivayet ve hakeza "Biz melekler, Adem'in çocuklarından hiç birinin imamı olamıyoruz" rivayeti gibi.

Bu görüşe göre küfür, fısk, zulüm gibi hususiyetlerin halife olan insan türü ile müstahlefün anh olan Allah arasındaki ilişkide aranan uyumla bir ilgisi yoktur. Melekler dahil hiçbir varlıkta bulunmayan ilim ve akıl gibi imkanlar hem potansiyel olarak hem de fiili olarak kafir ve fasık insanlarda da bulunuyor. Yani mümin olmayan insan da büyük alemi içinde barındıran 'küçük alem'dir. Dolayısıyla hilafet bütün insanlar için söz konusudur ve halifeden maksat, bütün insanlardır. Mümin ile kafirin farkı şudur: Mümin kendisine bahşedilen imkanları kötüye kullanmıyor, halifesi olduğu Allah'ın emirleri doğrultusunda imkanlarını kullanıyor. Kafir ve fasık ise mezkur imkanlardan su-i istifade ediyor.

Bu görüşü teyid eden bir diğer delil şudur: Allah u Teala yer yüzünde halife yaratacağını bildirince melekler, hayretlerini ifade eden bir soru soruyorlar ve bu soruda kendilerinde olan iki özellik ile insan türünde olan iki özelliğe dikkat çekerek insan türünün hilafete  layık olmadığını ifade etmek istiyorlar. İnsanlarda var olan ve kendisine dikkat çekilen iki özellik, fesad ve kan dökmektir. Meleklerde var olan ve kendisine dikkat çekilen iki özellik, tesbih ve takdistir. Allahu Teala meleklere cevap verirken onların itirazını reddetmiyor. Yani insanın fesat çıkarmayacağını ve kan dökmeyeceğini söylemiyor. Allah u Tela meleklere, "Ben sizin bilmediğinizi biliyorum" diyerek cevap veriyor ve insanın ilmini, meleklerde olmayan yönünü gösteriyor. Melekler de insanın bildiğini, kendilerinin bilmediğini görünce, insanın üstünlüğünü kabul ediyor ve ona secde ediyor.İşte bu muhteva ve anlamdan yola çıkılarak hilafetin müminlere has olmadığı, bütün insanlara ait olduğu görüşüne varıyor bazı müfessirler.

Bu görüş de üçüncü görüşte olduğu gibi esasen hilafetin potansiyel olarak bütün insanlar için olduğunu ispat ediyor ama fiili olarak bütün insanların Allah'ın halifesi olabileceğini kanıtlamıyor. Her insanda potansiyel olarak var olan hilafet, amelde derece derecedir ve insan sayısınca tezahür etmektedir. Yani ilk dört görüş, beşinci görüşün doğruluğuna işaret ediyor.

Her insan, kendisinde potansiyel olarak var olan hilafet gücünü fiiliyata aktarabildiği oranda, Allah'ın yer yüzündeki temsilcisi, halifesi olma unvanını kazanıyor.

Hilafet, her insanın omuzlarına yüklenen bir emanettir. Bu emaneti de insandan başkası taşıyamaz; hatta melekler. Çünkü melekler, insanın sahip olduğu zarfiyete sahip değildir. Melekler, Allan'ın tüm sıfatlarının kendilerinde tezahür edeceği, açığa çıkacağı kabiliyete ve zarfiyete sahip değildir. Diğer bütün varlıklar da öyledir. Bu emaneti taşıyabilecek güce sahip tek varlık, insandır. "Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, korktular.Onu insan yüklendi." (Ahzab: 71)

Hilafet emanetini üstlenen insanoğlundan bazıları bu emanetin hakkını verdi, makamının hakkını eda etti, kendisini halife olarak atayan Allah'ın bütün emirlerini icra ederek hilafetin gereğini yerine getirdi. Bazıları da bu imkanı ve makamı kötüye kullandı.

Beşinci görüşün (Halifeden maksat, bilkuvve olarak bütün insanlar, bilfiil olarak derece ve mertebeleri vardır)analizi:

Halife Müstahlefün anh'ın aynası olduğu gibi, hilafet de istihlafın aynasıdır ve hiçbir zaman istihlaftan yüzünü çevirmez, ona sırt dönmez. Eğer halife, müstahlefün anh'ın yani Allah u Teala'nın aynası olmaktan çıkarsa, artık halife olamaz, müstakil olur. Halife, temsil ettiği, yerine geçtiği, yetkilerinin bir kısmını kullandığı kimsenin belirlediği çizgide hareket etmek zorundadır. O çizgiden çıktığı zaman hilafetten söz edilemez. Artık orada hilafetten, atamadan, vekaletten, asaletten ve velayetten eser kalmaz. Böyle birine halife değil, hali'e (azledilmiş) denir.

Allah u Tela Hz. Davud'a hitaben, "Ey Davud! Biz seni yer yüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Heva ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır" buyurmaktadır.(Sad:26) Bu ayet, ilahi hilafetin hak çizgisinde olması gerektiğini bildiriyor. Heva ve hevesine tabi olanların hak yoldan çıktığını bildiriyor. Demek ki hilafeti fiili ve ameli olarak, ancak ilahi düsturlara uyanlar temsil edebilir.

Hilafetin temsili derece ve mertebelere sahiptir. Kamil insanlarda esma-i ilahi tam tecelli eder ve zahir olur. Bunlar, Allah'ın kamil halifeleridir. Mütavassıt ve zayıf insanlar da kendi derece ve mertebeleri oranında bu temsiliyete sahip olurlar.

Bütün insanlar, doğuştan halife olma potansiyeline sahiptirler. Esma-i ilahi hakkında sahip oldukları ilim ve sırat-ı müstakime yaklaştıkları oranda esma-i ilahi onların vücudunda tezahür eder ve fiiliyata dönüşür ve bu fiiliyata dönüşüm oranında da ilahi hilafeti temsil ederler.

Allah u Teala, bütün insanlara üstlendikleri emanetin hakkını yerine getirmeyi, ilahi hilafeti temsile layık olmayı nasib etsin. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.