1. YAZARLAR

  2. M.Yasin Haskanlı

  3. HALİ PÜR MELALİMİZ
M.Yasin Haskanlı

M.Yasin Haskanlı

Yazarın Tüm Yazıları >

HALİ PÜR MELALİMİZ

A+A-

 

Dünya yeni bir süreçten geçiyor. Makro ölçekte gerçekleşen politik değişimler mikro ölçekte kendini iyice hissettirmektedir. Küresel güçlerin yenidünya tasavvurunda arzuladıkları tablo neredeyse tüm insanlığın farklılıklarla karşılaşmasına sebep oluyor. Latin Amerika’dan uzak doğuya, Afrika’dan Balkanlara kadar birçok coğrafya sosyo-politik değişimin ve taleplerin dinamik sancılarını yaşıyor.

Dünyadaki öteki olarak tanıtılan itiraz eğilimlerinin yeni bir gelecek arayışı kendi içerisinde belirsizlik ve manipülasyonlar yaşamaktadır. Bunun en iyi örnekleri Arap Baharı, Latin Amerika’daki göç ve küresel sistemde söz hakkı talepleri, Ortadoğu’da BOP sonrası gelişen olaylar, Avrupa’da refah payından daha fazla yararlanma talepleri ve bağımsızlık arayışları örnek olarak gösterebiliriz.  Neredeyse her kıtada ekonomi, adalet, yönetim şekilleri bir sıkıntı kaynağı olarak görülmekte ve kitleler geride bıraktığımız 100 yılın en keskin itirazları için sokaklarda.

Sokakta olmanın kendi içerisinde bir anlamı vardır elbette. Ancak tek başına bir anlam ifade etmediği de bir gerçektir. Kurulu bir dünya düzeni var aleyhte işleyen. Düzenin kendisi ziyan, bu zarara itiraz için atılan her adım neredeyse zararın kendisine hizmet edecek müdahalelere maruz kalıyor.

Arap Baharı bir umut olarak doğdu (en azından birçoğumuzun duygusal olarak beklentileriydi) ancak çok kısa bir sürede eskiyi aratacak gelişmelere vesile oldu. Latin Amerika’da Brezilya başta olmak üzere Bolivya, Arjantin, Venezüella gibi ülkelerde her itiraz ve sonrasında gelişen belirsizlik ve programsızlık “ötekilerin” mevzisinde geniş açıkların oluşmasını sağladı.

Haklı Olmanın Tek Başına Yetersiz Kaldığı Bir Süreç

Dünyanın birçok yerinde insanlar haklı taleplerle sokaklarda. Sömürülmenin, adaletsizliğin, insan hakları ihlallerinin pik yaptığı bir ortama elbette onurlu bir şekilde itiraz gerekmektedir. Bu, sorunun sadece bir tarafıdır. Baskıcı yönetimlere ve küresel düzene bir itiraz gerekmektedir. Ancak bu itiraz nasıl olmalıdır? İtiraz ettiğimizin yerine ne koymalıyız? Amin Maalouf’un  İnsanlar rahatsız ve sokaklara iniyorlar. Ancak yerine ne istediklerini sistem olarak belirtmiyorlar değerlendirmesi önemli bir kaygıyı da ifade etmektedir. Ne inşa edeceğinizi bilmediğinizde bu açığı yerinize değerlendirip kendisini inşa eden bir güç illaki yanı başınızda bulunur ve inisiyatif boşluğunu lehine kullanmaktan geri durmaz.

Yanı başımızda yani kendi mahallemizde olanlara bakalım. İran, Türkiye, Irak, Suriye, Lübnan, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Afganistan aktif anlamda muhalif gösterilerin çapları ve içerikleri kullanılan yöntemleri ayrı olsa da dinamik olduğu ülkeler. Bu ülkeler İslam hukuku, Demokrasi, Baas Rejimi, Cumhuriyet, Etnik devlet gibi yönetim modellerine sahiptir ancak hepsinde de memnuniyetsizlik ve keskin bir itiraz var. Tüm bu ülkelerde aynı zamanda eksik bırakılan bir öğe söz konusu. Eksik kalan şey “Neyin neyin yerine ve nasıl istendiğidir”.

Bu ana problemin bize çıkardığı bir maliyet söz konusudur. Başarılamayan her teşebbüs, yitirilen umut ve heba edilen imkânlar anlamına gelmektedir. Son yüzyılda bizim mahallede yaşanan boşa kürek sallamaların milyonları bulan insan kayıplarına, adalet, güvenlik ve kalkınma dengesinde oluşturduğu sarsıcı bozukluk, zenginliklerimizin başkalarının kullanımına ve hizmetinde olması meselenin vahametini göstermektedir.

Burada ifade etmek istediğim bu toplumsal olayların kökenindeki haklılığı bastırmak değildir. Aksine son derece haklı ve ahlaki temelleri olan bir itiraz söz konusudur. Ancak ıstırabını yaşadığım nokta başkadır ve bu canımızı fazlasıyla yakmaktadır.

Acımızı en iyi tarif eden örnekler her gün büyük bir can sıkıcılık ve yenilmişlik hissi ile müşahede ettiğimiz Irak, Libya, Afganistan, Suriye, Lübnan örnekliğinde kendini göstermektedir. Eski halin bile özlendiği bir cari ortam yaşanıyor. Şöyle hafızamızı yoklayalım; Kaddafi diktatörlüğünün yıkılması için başlayan gösteriler ve sonrasında yaşananlar nelerdi.  Suriye’de daha fazla hak ve özgürlük talebiyle başlayan sivil gösterilerin evirildiği ve 10 yıldır süren savaşın korkunç yüzü. Irak’ta ABD’nin Demokrasi oluşturma vaadiyle başlayan ancak yüz binlerce insanın hayatına ve onlarca yıl sürecek istikrarsızlığın bunaltıcı gerçekliği. Etrafında yakıcı yangınların ve İsrail’in işgal korkusuyla diken üstünde yaşamak zorunda kalan Lübnan’da iç çatışmanın yeniden başlama riski. Talepler ve olanlar arasında dehşet verici farklar yaşandı.

  • Libya: Sadece 2011 yılında ki şiddet olaylarında ölen insan sayısı 50.000 den fazla yaralı insan sayısı ise 25.000. Libya’da yaşanan dram istatistiklere bile yansımamaktadır. 2011 sonrası ülkede kayıplarla ilgili her hangi bir sağlıklı veri bulunmamakta.
  • Yemen: Nisan 2019 tarihi itibari ile ölen sivil Yemenli sayısı 70.000 kişi. Bu sivil toplum kuruluşlarının ulaşabildiği rakamlar. Ülkedeki şartlar nedeni ile bu sayının daha yüksek olduğu düşünülmekte.
  • Irak: ABD işgali ve sonrasında başlayan süreçlerde tahmin edilen insan kaybı 1.200.000
  • Suriye: 2011 ve sonrasında yaklaşık 600.000 insan yaşamını yitirdi. Yaklaşık 7.500.000 insan mülteci konumuna düştü.

Bu istatistikler sadece olayın bir bölümü. Son 25 yılda dünya çapında savaş ve çatışmalarda ölen Müslüman sayısı 12.500.000 olarak ifade edilmektedir. Bu rakam neredeyse dünya savaşlarında ki kayıplara yaklaşmaktadır. Topraklarından olan ve belirsiz bir geleceğe sürüklenen milyonlarca göçmenin yaşadıkları ise olayın başka bir yanını oluşturmaktadır. Akdeniz'de neredeyse her gün bir facia haberini okuyoruz.

Bu durumun sebeplerine odaklanmayla ilgili ciddi bir çabanın olmayışı belki de yaşananlar kadar acı verici. Kafasını kuma gömerek küçücük menfaatlere kilitlenmişlik halinin meseleyi derinliğine değerlendirmekten uzak tutumun kısa vadede çözümünde uzak ve zor olacağını göstermektedir.

Ortadoğu’da ABD himayesinde, İsrail yönlendirmesi ve BAE ile Suudi Arabistan’ın finansmanı ile yeni bir denge oluşturuluyor. İsrail merkezli olan kurgu gelecekte bölgenin neredeyse tümünü istikrarsızlaştıracak ve son yüzyılda yaşananları aratacak gelişmelere hazırlanılıyor. Onlarca yıllık hazırlıklarına bakıldığında bunu tahmin etmek çokta zor değil. Bu sefer her türlü enstrüman kullanılarak kapsam ve içeriği daha zengin bir operasyon devrededir. Askeri yığınaklar, ekonomik ilişkiler, sosyal içeriklerde oluşturulan manipülatif durumlar, toplumsal olayları yönlendirecek medya ve yapılanmalar, yönetimlere getirilen işbirlikçi politikacılar bunun emareleridir. Bölge ülkeleri üzerinde her bir ülke incelendiğinde örülmekte olan ağ görülür haldedir. Mesele özelde sadece bir ülke değildir. Zincirin halkalarının tümüne sirayet etmek amaçlanmaktadır.

İslam toplumlarının mevcut konjonktür içerisinde yeni bir gelecek inşa etme çabası doğru parametreler ile mümkün olacaktır. Birçok bileşene sahip olan bu meselede kritik öneme sahip bazı meseleler vardır.

  • Bunların başında haklı ve ahlaki temelleri olan taleplerin oranında sağlıklı liderliklerin olmayışı gelmektedir. Mevcut tablonun en önemli sebeplerinden biri budur. Maalesef bugün birçok Müslüman toplumda yaşananların büyüklüğü oranında liderlikler söz konusu değildir. Programı, ahlakı ölçüleri olmadan yapılanların kaş yapayım derken göz çıkarmak olduğunu görmemiz gerekir. Bizim topraklarımızda bunca birikim ve imkana rağmen DAİŞ, El Kaide vb zararlı unsurların çıkması, hayat bulması, kendi saflarında savaşacak binlerce taraftar bulması neyle izah edilir. Müslüman toplum içerisinde toplumun derdiyle dertlenip onu sağlıklı bir kulvarda emin ellerde bir arayışa itecek emin insanların azlığı yada yokluğu bu tür hastalıklı veya paravan örgütlerin at koşturmasına imkan vermiştir.
  • Vakıa olarak gerçek olan ancak küresel sistemin pinpon topu gibi kullandığı meselelerde içe dönük maslahatlardan ziyade küresel güçlere hizmet eden politikaların varlığı. Buna en iyi örnek kendi arasında barışamayan Türk/Kürt meselesi gelir. Çözümü oluşturamadıkları sürece sorun üzerinden bölgede denge kuranların oyuncağı durumuna düşmekteler.
  • Yerel çözüm arayışlarının çok fazla manipüle edilmesi.
  • Şiddetin yegâne çözüm olarak kabul görmesi.

Sadece iktidarda ve güçlü iken doğru davranmak gibi bir kaide yoktur. Muhalif iken ve hak talep eden taraf olurken de kurallara ve ilkelere sahip olmak zorundayız. Yıkıcı ve sonucu mevcut halden daha kötü koşullara götüren arayışların yanlışlığı görülmelidir. İtiraz edebilmenin asgari şartlarını oluşturmak ve daha doğrusunu inşa edecek gereksinimlerin sağlanması itiraz edebilmenin kendisi kadar önemlidir.

Barındırdığımız yeni arayış ve yeni gelecek tasavvurumuzun değerler bazlı çözüm ve sonucu hedeflemesi gerekir. Potansiyel enerjimizin doğru atılamayan her adımı bizi bugünün Libya’sı, Suriye'si olmaktan başka bir sonucu olmayacaktır. Bunu ifade ederken hareket noktam, pusuda açık vermemizi bekleyen ve zaaflarımızı kaçırmayan bir küresel sistemin varlığını görmemizdendir.

                                                                                                                                       

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.