1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. HALA KERBELALARDAYIZ EFENDİM
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

HALA KERBELALARDAYIZ EFENDİM

A+A-

 

 

        İslam, bir bakıma yeryüzünde zulmü, haksızlığı, ayrımcılığı, ötekileştirmeyi yok etmek; hakkı, hukuku, adaleti cari kılmak üzere gelmiştir. Nitekim Rabbimiz Aziz Qur-an’da şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler; kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun (farketmez); çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp, heva (tutkuları) nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Nisa, 135)

Âlemlerin Rabbi, Rahman olan Rabbimizin hükmü elbette ki her yönüyle kâmildir. Haşa O’nun hükmünde herhangi bir eksiklik, bir eğrilik olması gayri kabildir. Haliyle O hükme iman eden müminler samimiyetle, sadakatle bu hükme uymak zorundadırlar. Aksi bir hal ve hareket üzere olunduğunda, kişinin bu Rabbani istikamet ile sağlıklı bir irtibatı, bağı kalmaz. Bu irtibatsızlık, iman üzere oldukları iddiasında bulunanları, (bir bakıma adil olan Allah(cc)a iftira durumunda olmaları münasebetiyle) rezil rüsva eder. Yücelik makamı olan mü’minlikten; aşağılık bir konuma, esfele safilin noktasına indirger.

Asırlardan beridir (istisnaları tenzih ediyorum) İlahi adaletten kopuşumuz nedeniyledir ki; ümmet bu gün çil yavrusu gibi darma dağınık bir hal üzeredir. Hatta bu da yetmezmiş gibi pek çok Müslüman geçinen-ler, dünya istikbarının oyun ve eğlencesi kabilinde ölçüsüz bağnazlıklar, hadsizlikler sergilemektedir-ler! Bu sefil haldir ki, hala kimimiz kimimizin boğazına sarılmakta, kimimiz kimimizi baş düşman olarak görmektedir! Ümmet coğrafyasının pek çok yerinde Kerbela’ya taş çıkarttıracak şekilde vicdansızlıklar sergilenmektedir. Ümmete hükmeden pek çok zevat bu gün envai zulüm, işkence ve cehalet motifleriyle nefislerinin esiri olmakta ve Müminleri nice zulüm, işkence ve katliamlara maruz bırakmaktan geri durmamakta ve hatta haz almaktadır.

Yine Aziz Qur-an tabiriyle insanlar bir imtihan üzere bu dünyaya gelmektedir. Bu imtihanın nedenini sorgulamak gibi bir bahtsızlığa düşmeden; Rabbi Rahman’ın emri üzere yaşamak, akıllı insanın birincil görevi ve de sorumluluğudur. Kendi nefsi/benliği açısından görevidir. Zira bu görevi yerine getirdiği oranda kulluk vazifesini ifa etmiş ve Rahman’a kul olduğunu bir bakıma tescil etmiş olacaktır.

Toplumsal zaviyeden bakıldığı zaman ise bu görevi yerine getirmek toplumsal bir sorumluluğu ifade eder. Kişi, çevresine faydalı olduğu oranda toplumsal sorumluluğunu deruhte etmiş olur. Bu görev ve sorumluluğunun bilincinde olanların çokluğu nispetinde toplumsal huzur ve güven de sağlanmış olacaktır. Aksi halde Rabbimizin bizlere yüklemiş buyurduğu görev ve sorumluluğunun bilincinde olmamak, insanı basit bir varlık olmanın ötesine geçemeyecektir. Fıtrat icabı böyle insanların oluşturduğu toplumda her türlü huzursuzluk, haksızlık, zulüm toplumsal hayatın kopmaz parçası haline gelecektir.

Bu gün yeryüzünün pek çok bölgesinde/beldesinde haksızlıkların ayyuka çıkmış olmasının, zulüm ve işkencelerin zirve yapmasının, katliamların, cinayetlerin hayatın olağan

akışı haline gelmesinin en büyük sebebi, insanların ve özellikle de Müslümanların adaletten ayrılmaları olsa gerek. Zira adalet her türlü hak ve hukukun sigortasıdır. Gerçek anlamda adalet ise ancak ve ancak İlahi Ahkâmda bulunur. İnsanların, allah(cc)’ın ahkâmına rağmen kendi heva ve hevesleri doğrultusunda ihdas ettikleri ahkâmlarda adaleti aramak; Ağrı Dağı’nın zirvesinde oltayla balık avına çıkmaktan daha da ebleh bir halin ifadesi olacaktır. İnsanlığın bu gün tecrübe etmekte olduğu bağnazlıklar, haksızlıklar bunun bariz göstergesi olmaktadır.

“Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya yardımı emreder…” (Nahl, 90)

Allah(cc)’ın hükmü, şeriatı doğal(fıtri)dır. Tıpkı insanın da doğal (fıtri)olduğu gibi! İnsan yapısı olan şeriatler yapaydır. Yapay bir şeriat, doğal olan insanı anlaması, kavraması, insanı huzur ve mutluluk üzere kılması mümkün değildir. Nitekim asırlardan beridir insanlık yapay şeriatlerle yönetildiği içindir ki, topyekûn olarak kan kusmaktadır, huzur namına hiçbir şey bulamamaktadır.

İşte bu yüzdendir ki asırlardır Kerbelalar devam etmektedir. İşte bu yüzdendir ki, kendilerini Müslüman addedip, İslam’dan fersah fersah uzaklaşan topluluklar olarak bizler inim inim inlemekteyiz. İşte bu yüzdendir ki; adaleti yitirmiş, batının/batılın dümen suyunda sefilce, anlamsız ve önemsiz bir hayat sürdürme keşmekeşindeyiz!

Dünyanın her neresinde olursak olalım, hangi ırktan, hangi kavimden, hangi kabileden, hangi sınıftan ve hangi aileden olursak olalım; öncelikle ve özellikle Allah(cc)ın kulu olduğumuzun bilincinde olmak zorundayız.

Allah)cc)’a kul olmanın en yüksek paye olduğunu unutmamak zorundayız. Allah)cc)’a teslimiyet üzer olmak, O’nun adaletini hayatımızın her noktasına ve her anına hâkim kılmak zorundayız.

Kulluk bilinciyle adaleti mutlaka O’nun emir buyurduğu ve Efendiler Efendisinin hayatında bizzat uyguladığı şekliyle hayatımızda uygulayabilmenin şuur, çaba ve derdinde olmak zorundayız.

Ümmet olarak fert fert kendi nefsimizle yüzleşmek durumundayız.

Ümmet olarak tek tek kendi nefsimiz için istediğimizi (velevki dünyanın öteki ucunda olsa dahi) mümin kardeşimiz için de istemek durumundayız.

Ümmet olarak kendi kişisel, ailesel, kavimsel, bölgesel, maddesel, kültürel… putlarımızı İbahimi bir sadakatle, İsmaili bir teslimiyetle, Haceri bir gayretle kırmak, kırmak, kırmak durumundayız.

Eğer bunu yapmazsak iki dünyada da bahtsızlar zümresinde olmaktan kurtulamayacağız. Eğer bunu yapmazsak hüsrana uğrayan sefillerden olmaktan kurtulamayacağız. Eğer bunu yapmaksak şu İlahi hitaba/tehdide muhatab olacağımızı asla unutmamalıyız:

“Size ne oluyor da Allah yolunda ve ‘Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar ve katından bize bir dost bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” (Nisa, 75)

İşte bu zincirleri hala kıramadığımız içindir ki;

HALA KERBELALARDAYIZ EFENDİM!

Hala aramızda Yezidler zulmetme gayretlerinden geri durmamaktalar Efendim!

Hala Ümmet olarak per perişan bir hal üzereyiz Efendim!

Hayır üzere olmak, adaleti aramızda ve özellikle de kendi nefislerimizde cari kılmak, cehaletin her türlüsünden arınabilmek, müminler olarak emredildiğimiz veçhile aramızda kardeşliğimizi yeniden kurabilmek dualarımla; selamlar, sevgiler…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.