1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Haklara tecavüzün sebepleri
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Haklara tecavüzün sebepleri

A+A-

İnsanlar bir arada yaşamak durumundadırlar, tabiatları gereği medenidirler. Bir arada yaşamanın zemini belli norm ve kurallara riayetle her hak sahibinin hakkını elde ettiği bir sosyo-politik düzen tesis etmektir.

Fakat öyle olmuyor. Herkes her zaman ve her beşeri durumda hakkına sahip olamıyor, çünkü ötekinin haklarını tanımıyor. İhtilaf ve çatışmaların sebebi birilerinin diğerlerinin hak ve hukukuna tecavüz etmesi, kendini merkeze koymasıdır. İhtilaf, korkulacak bir şey değildir; korkulacak olan tarafların haklarına razı olmaması, hak ettiklerinden fazlasını sahiplenmeye kalkışmalarıdır.

Neden insan hakkına razı olmuyor? Cevap basit: “Çünkü daha çok şeye sahip olmak istiyor?” Peki, zaruri ve tamamlayıcı, hatta tahsini ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar güce ve maddi imkâna sahipken neden daha çok istiyor? Çünkü haci, tekmili ve tahsini gayelerini aşan güç temerküzü onda daha çok güç temerküzü yapması güdüsünü harekete geçiriyor. İnsan bilse ki mutlak kudret Allah'ındır, mutlak güç O'nun elinde toplanmıştır, bunca hırs ve ihtirasla güç temerküzüne gitmez. Zaten bilmediği için “sonsuz güç” toplama yoluna girer ve işte tam bu noktada trajik bir yanılma (garar ve gurur) ile uluhiyetin sınırlarını tecavüze kalkışır.

Uluhiyetin mutlak yetkisinde dahil iki şey var ki, bunlar da “hüküm” ve “emir” koyma işlemidir. Kişi farkında olsun olmasın, iç dünyasının derinliklerinde belirmeye başlayan uluhiyete iştirak güdüsünün etkisi altında kendi gücünü pekiştirecek tarzda hükümler ve emirler koymaya başlar. Buna “bağyetme” denir.

“Baği”, eğer birebir ilişki halinde olduğu kişi veya kişilerin hakkı olanı ellerinden alıp kendi gücüne kattığında hukuk tanımaz; kendisi hukuk vaz'eder. Bu türden bağiler ya hile ve desiseye başvurur, usulsüzlük ve yolsuzluk yapar veya doğrudan kaba güç kullanırlar. Bu bir şekildir ve sınırlı ölçekte olanıdır. Diğer şekli daha geniş kapsamda etkin olanı, meşru kamu otoritesine başkaldırmaktır. Bu  beşeri ve tabii kaynaklarıyla toplumun tümünü ele geçirmeye teşebbüstür. Bu tarz bağiler meşru yönetimi devirip kamu kaynaklarını ve gücünü ellerine geçirirlerken, hedefleri konulmuş sınırları kaldırmak, yani hukuku ilga etmektir. Baği sayılmaları kişileri devirmeye teşebbüsleri dolayısıyla değil, Hukuk'u ortadan kaldırıp kendi kanunlarını egemen kılmaya çalışmaları dolayısıyladır. Geçmişte fakihler, baği'yi şahıs olarak yöneticilerin devrilmesine ve salt idari-siyasi forma hasretmişlerdir, oysa bağyetmenin sivil versiyonu da var.

Bunların da derininde yatan hakiki sebep ise uluhiyete kalkışan kişi veya kişilerin bu şen'i cinayetleri işlerken zebunu oldukları nefislerinin esareti altına girmiş olmalarıdır.

Nefsin kişiyi hukuku çiğnemeye sevk etmesinin birden fazla versiyonu var. En çok bilineni güç temerküzüne kalkışan kişi versiyonudur. Bu formu tiranlarda, mutlakiyetçi kral ve diktatörlerde tezahür eder. Diktatör kendini hükmü altındakilerin “Rab”bi görür. “Seni ve kainatı yaratan Rabbini buyrukların itaat et ve İsrailoğullarını serbest bırak” diyen Firavun, hayretler içinde Mısır halkına dönüp şunu sorar: “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” Firavun bir tirandı, onun altında mutlakiyetçi kral ve onun da altında diktatör yer alır.

Kişi formu dışında aile-hanedan, aşiret-kabile, zümre (usba), sınıf, parti, kavim/ırk, grup/cemaat, mezhep/fırka, güç temerküzüne indirgenmiş dini mensubiyet, bölge/hemşehrilik ve milli/ulusal değer ve çıkar formları bulunur. Bu faktörlerin her biri kendini farklı bir meşruiyet gerekçesi ve motivasyona büründürür. Kendi ürettiği meşruiyete öylesine inanır ki, buna karşı çıkanları hain ilan eder. Bir kere gerekçesini üretti mi gerisi kolaydır. Kuzey Kore tiranına göre mutlak saç tıraşı kendi seçtiği modeldir, bütün Koreliler öyle tıraş olmalılar. Söz konusu aile ve hanedan ise, hanedanın varlığı mülkün tamamının güvenliği ve selametiyle eşdeğerdir. Beni Ümeyye ailesi, kendini ümmet üzerinde Allah'ın kaderi ve takdiri olarak takdim ediyordu. Nazilere göre Avrupa'nın ve dünyanın kurtuluşu ari ırkın mutlak inisiyatifi ele geçirmesine bağlıdır. Bu türden meşruiyetleri diğer formlara uygulayabilirsiniz.

Sahte meşruiyetlerle rasyonalize edilmiş bütün güç temerküzlerinin yöneleceği tek istikamet temellüktür. Mülkün temellükü hakikat, bürokrasi/idare, hüküm/yasama ve beşeri/ekonomik kaynaklar üzerinde tekel koyma şeklinde tezahür eder

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.