1. YAZARLAR

  2. Songül Pala

  3. Hakkını Vermek
Songül Pala

Songül Pala

Songül Pala
Yazarın Tüm Yazıları >

Hakkını Vermek

A+A-

Köklü bir geçmiş, uzun bir mücadele ve ağır bedeller sonrası 1979 yılında İran İslam devrimi gerçekleşti. Bu devrim, İslam’ın bir yönetim şekli olma vasfını kaybettiği iddiasındaki emperyalist söylemlerin etkisini kırması açısından Müslümanlar için ayrıca bir öneme sahiptir. Dünyadaki İslam dininin iktidarına gönül veren her insana umut aşılamıştır.

İran devriminin ümitvar etkileri, insanlar zihninde ütopya olarak görülen hedefleri; ete kemiğe büründürerek ulaşılabilir hedeflere dönüştürdü. Bu dönüştürme hem İslam taraftarlarına hem de İslam düşmanlarına yeni bir yol haritası ihtiyacı ortaya çıkardı.

Kapitalist hedefleri için emperyalist güçler, yok edemedikleri İslam gerçeğini etkisizleştirmek için yeni yöntemler geliştirdiler. Afganistan’daki gibi ürettikleri cahil-saldırgan İslam(?) modelleri ile dünyayı İslam’ın zararları konusunda ikna etmeye çalışıyorlar. Afrika ülkelerinde bitmeyen iç çatışmalar hala sürdürülüyor. Gerekli oldukça kaşınılan Şii-Sünni karşıtlığı sorununu da ne yazık ki Müslümanlar çözememiştir. İslam düşmanlarının elinde bu sorun bir koz olarak duruyor ve ihtiyaç duyduklarında kullanıyorlar.

Laik-İslam sentezli ülke modelleri ile gerçek İslam’a alternatif ılıman modeller, Müslümanlara servis edilmeye çalışılıyor. Bazen yumuşak bazen de sert yöntemlerle inkar edilemeyen İslam gerçeği ilave ve eksiltmelerle engellenmeye çalışılıyor.

Müslüman ülkelerin, İslam’ın iktidar olması için çabalayan gençleri için de bir dönüm noktası oldu, İran İslam devrimi. Devrimin mümkün olduğunu yakinen gören İslami hareketler daha cesur ve inançlı bir tutumla yol almaya başladılar. Türkiyeli Müslümanlar da bunlardan biri.

Osmanlının yıkılması sonrası kurulan Türkiye cumhuriyeti, kendisine model olarak batı kültürü ve inancını hedef olarak belirlemesinden itibaren İslam’ın yaşanır ve öğrenilir olmasını sağlayacak her kurum, düşünce ve kişiye savaş açmıştır. Bu savaş sonucunda uzun soluklu İslami hareketlere fırsat verilmemiştir.

İnançsız bir toplumun mümkün olamayacağının farkında olan sistem diyanet işleri kurumunu kurmuş, halka inanmaları gerekli dini üretmiştir. Son yüz yıllık geçmişimizde Osmanlı hayranı, Türk milliyetçiliğiyle harmanlanmış bir hareket sadece bu alanda var olabilmiş-sürekliliğini korumuştur.

Yeni bir umut olan İslam devrimi, Türkiye’nin bu koşullarında inancını hayata dökmek isteyen, yukarıda değindiğimiz milliyetçi harekette kendini ifade edemeyenler için bir dayanak da olmuştu.

İranlı yazarların(imam Humeyni, Ali şeraiti, Mutahhari) kitapları tercüme edilerek yayınlanıyor. Devrimin nasıl yapılacağı öğrenilmeye çalışılıyordu. Evlerde İslam devriminin kahramanlarının posterleri asılıyordu. İranlı yazarların eserlerinin yanında Mısırlı yazarların (Seyyid Kutup, Hasan el Benna) eserleri çevirtiliyor ve bu eserler üzerinde uzun sohbetler yapılıyordu.

Kitaplara ve içindekilere öylesine kaptırılmıştı ki, kendi toplumumuzun yaşadıkları sorunlara çözümleri; bizim toplum yapımızla alakası olmayan sorunların çözümü için yazılmış bu kitaplarda aranır olmuştu.( burada eleştirim o değerli kitaplara değil bizim bu kitaplara ders çıkarıcı değil taklitçi yaklaşımımıza) Bu hareketli-hızlı değişimin ailelere yansıması da incitici sonuçlar doğuruyordu.

Kitaplarda değişimin evrelerini tamamlayan -yaşayarak değil de başka toplumların yaşadıkları süreçleri sadece okuyarak tamamlayan- gençlik, ailelerini devrimin önündeki engellerden sayıyordu. O nedenle ailelerden gelen her eleştiriyi düşünmeden, şirke karşı bir mücadele olarak tanımlayıp, kurtarılmak istenen toplumdan uzaklaşılıyordu.

Bu heyecanlı ortamda esnaf olan ticari işlerini, öğrenciler derslerini küçümseyerek gerekli çabayı bu işler için sarf etmeyi anlamsız buluyordu. Onun içindir ki, bu dönemlerde üniversiteye okuyan kitlenin içinden mezun oldukları bölümlerin diplomasını almakla yetinilmiştir. Okunulan bölümün ilmi alınmış mıdır, bu sorunun cevabını en iyi şekilde fiiliyatlarımız vermektedir. Bu yaklaşımın dışında hareket eden istisnalar ise işlerin yoğunluğunda(!) İslami hassasiyetlere yeterince vakit ayıramaz hale gelmiş ve bu alandan çekilmişlerdir.

Ve bugün……

O günlerin gençleri artık orta yaş dönemine ermiş şahsiyetler. Gerçek hayata atılırken yaşanan gelgitler, Müslüman gençliğin ilerlemesini istemeyen güçlerin Müslümanlar arasına koyduğu fitneler ve tabiî ki 28 Şubat sürecinin ardından bu günlere gelindi. Son on yıldır Müslümanlar üzerindeki anlamsız baskılar (iktidarın muhafazakar bir partinin elinde olmasının etkisiyle) azaldığından itibaren yukarıda bahsettiğimiz İslami hassasiyete sahip insanlar inançları için bir araya gelmeye başladılar. O günden bu güne alınan derslerin yardımı ile yol alınmaya çalışılıyor.

 Bu yapılanmaları izlediğimizde bazı farklılıklar olsa dahi geçmişteki yaşanmışlıklardaki eksikliklerin telafisi konusunda benzer sorunlarla karşılaşıyoruz. Dün dini ve fenni ilimlerin birlikteliği ve bütünlüğü göz ardı edildiği sadece siyasete önem verildiği gibi bu gün de göz ardı ediliyor, hissiyatına kapılıyoruz.

Her yeni yapılanma kendini anlatma ve tanıtma niyetiyle kurucu üyelerini ve hedeflerini bizlerle paylaşıyor.(Yapacağım değerlendirme bu metinler ve listeler üzerinden olacaktır) ne yazık ki karşımıza çıkan kadrolar toplumun her kesiminden oluşmuyor. Yani toplumun bütün sorunlarına cevap üretecek kadrolar yok. Ekonomik sorunların çözümü için bu günkü iktidara alternatif yöntemler oluşturacak kadrolardan yoksunuz. Fizik, Kimya, biyoloji gibi bu gün insanlığın sağlığı ve üretimin sürekliliği için temel olan bilimlerde söz sahibi bir ekibimiz ne yazık ki, yok. Çevre sorunlarını dert edinmiş bu konuda duyarlı çalışmalar yapan insanlardan mahrumuz.

Acaba bu kadroların içinde yukarıda saydığımız alanlarda yetkin insanların olmamasının sebebi yetişmiş insan kıtlığından mı yoksa geçmişteki yargıların devamı olarak ihtiyaç olarak görülmemesi mi?

Bu kadrolarda mutlaka her konuda uluslararası üne sahip uzmanların olması değildir, meramım. Beklentim, ilan edilen metinlerde yapılacakların ve hedeflerin arasında bu eksikliklerin farkında olunduğuna dair ifadeler, bunların telafisi için hedeflerin belirlenmesidir.

İlimlerde derinleşmenin ve ticarette ilerlemenin İslam’a hizmet etmek için bir engel veya birinin diğerine tercih edilmesi zorunluluğu oluşturulmuş durumda. Ticarette kazanmanın Müslümanlar için haram olmayan yolların üretildiği uzmanlara, fenni ilimlere olan ihtiyacımızın bilincinde Müslüman profesörlere ihtiyacımız var.   

‘Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.’(Duhan 3839)

Kuran’daki ayetler Rabbimizin önce kainatı, sonra takdir ettiği bir zamanda insanı yarattığını bize bildiriyor. Bu yaratmanın bir düzeni yani Sünnetullahı olduğunu, bunun üzerine düşünenler için dersler barındırdığını bildiriyor. Kuran’ın ayetlerinde açıklandığı gibi bu düzende bir aksaklık görülmesi imkansızdır. Bu mükemmel işleyen sistemi işaret ederek Rabbimiz Kuran’da ‘akıl etmez misiz?’diye sorar, biz kullarına.

Maddenin ve hayvanların yaratılmasının ardından insanın yaratılması aynı zamanda her aşaması ilerledikçe karmaşıklaşan bir süreci de ifade ediyor. İnsan burada maddenin ve hayvanların kendisinin hizmetine sunulan nimetler olduğunun da farkında.

Bu gerçekler ışığında insanların huzurunun teminatı İslam düzeninin yeryüzüne hakim olmasını isteyen biz Müslümanlar; eşyanın tabiatını, evrenin Sünnetullahını çözmeden, bize sunduğu dersleri almadan; bunlardan daha karmaşık ve de irade sahibi insanı nasıl anlayabilir ve yönlendirebiliriz?

Yeryüzü-gökyüzü, din-devlet, dünya-ahiret ayırımı çerçevesinde düşünmeye alıştırıldığımızın bir sonucu mudur? Bilinmez, bizler de farklı bir şekilde hayatın bütününü bölümlere ayırarak az önemliler-çok önemlikler diye sıralayarak belli alanları ihmal ediyoruz. Bu ihmalimiz nedeniyle projelerimiz bütüne dair değil, parçaya has oluyor.

Maddenin tabiatını çözememiş, Rabbimin belirlediği Sünnetullahın kurallarına, doğaya-eşyaya yön vermeyi sağlayacak bilgiye sahip olamayan hareketlerin; özgür irade sahibi insanın çıkmazlarına soru ve sorunlarına cevap vermesi zor görünüyor.

songulpala.urfa@gmail.com       

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.