1. YAZARLAR

  2. Muhammed ZAHİR

  3. Hakikatleri Haykırmak Kimsenin Tekelinde Değiildir
Muhammed ZAHİR

Muhammed ZAHİR

Yazarın Tüm Yazıları >

Hakikatleri Haykırmak Kimsenin Tekelinde Değiildir

A+A-

Olaylara bakış ve olayları tanımlayıp değerlendirmek, her insanda az ya da çok, farklılık arz etmektedir. Çünkü her insan, farklı bir evrene sahiptir ve olayları kendi iç evrenindeki kriter ve nüanslara göre değerlendirir. Her birey kendi evrenini, sahip olduğu fıtri özelliklerinin üzerine, yetiştiği çevreden aldıklarını(İlmi, Kültürel, Sosyal, Psikolojik, … vs.) bina ederek oluşturur. Hülasa insanın düşünce dünyasını, kişiliğini ve karakterini etkileyen, evrenini oluşturan iki temel unsur vardır: Fıtri özellikler ve Kesbi özellikler (çevresel koşullar). Bütün insanlarda bu her iki özelliğin aynıyla (eşit derecede) tahakkuk etmesi mümkün olmadığına göre bütün insanların her konuda aynı şekilde düşünüp çıkarımlarda bulunmasını beklemekte doğru değildir. Herkes sahip olduğu potansiyel çerçevesinde olaylara bakar ve değerlendirir.

                  Ortak noktaları daha çok olmakla birlikte hiçbir insan yekdiğeri ile aynı şekilde yaratılmamıştır. Yaratılıştaki her bir farklılık da, bu hayatta bir imtihan vesilesidir. Farklı yaratan Allah, insanlığı ortak bir amaç ve değerler manzumesi etrafında toplamayı murad etmiş ve bunun için de peygamberler (elçiler) göndermiştir. Dareyn-Saadetin yegâne yolu da bu ortak amaç ve değerlerden geçer. Bütün peygamberlerin ortak mesajı, insanlığa hayatın gayesini ve amacını öğretmek ve onları Tevhide davet etmek olmuştur. İnsanlık, peygamberlerin Allah’tan getirmiş oldukları davete icabet edip etmemekte, sonuçlarına katlanmak koşuluyla sahip olduğu cüz’i irade gereği serbest bırakılmıştır. Yüce Allah; insanlığa, hayata dair, yaşadıkları evren ve kâinata dair bazı bilgiler vererek,  kaide ve kurallar koyarak, sorumluluk yüklemenin yanında bir bakış açısı kazandırmayı murad etmiştir.

                  Peygamberlerin davetine icabet edenler,(Müslümanlar/Teslim olanlar) evrenlerinin temellerini, sonsuz bilgi kaynağı olan Yaradanın inzal ettikleriyle oluşturur. Oradan bir pencere açar ve her şeyi bu pencereden gördüğü şekilde tanımlayıp değerlendirir. Bu durumda tüm maslahatları ve çıkarları da, sevinç ve korkuları da bu temel etrafında şekillenir. Hayatın merkezi Allah’tır. Her şeyin mebdei onunladır ve her şey ona rücu’ edecektir. Haliyle her şeyin kriteri de, onun rızasının olup olmamasıdır. Bu fani hayattaki küçük hesapların peşinde koşup boğulmaya ne ihtiyaçları vardır ne de zamanları… Ama hayata dair her şeyle ilgili söyleyecek sözleri ve öngörecekleri uygulamaları vardır…

                  İcabet etmeyenler (Kâfirler/İnkâr edenler) ise evrenlerini bu dünya hayatı üzerine kurgularlar. Rehberleri; kuru ‘akıl’larıdır. Hedef ve amaçları; bu dünya hayatındaki mutluluk ile sınırlıdır. Tüm mücadele ve savaşları bu amaca matuftur. Kavramları da bu hayat ile sınırlıdır. Dolayısı ile aynı kavram bir Müslüman ile Müslüman olmayan için tamamen farklı anlamlar ifade edebilir/eder. Örneğin; Zina kavramı bir Müslüman için; sosyal yaşamda bir zulüm olarak değerlendiriliyorken, Müslüman olmayan biri için; bir mutluluk aracı olarak değerlendirilebilir/değerlendirilir… Aynı şekilde aynı bakış açısına sahip Müslümanlar da, aynı kavramdan, detaylarda farklı sonuçlara varabilirler. Çünkü bireyler aynı kaynaktan beslenseler bile farklı potansiyellere sahiptirler.(Evren farklılığı). Doğal olarak daha büyük potansiyellere sahip olanlar daha doğru sonuçlara ulaşabilirler/ulaşırlar…

                  Son zamanlarda, yaşadığımız ülkenin en önemli sorunlarından birisi olan Kürt Sorunu konusunda, bazı kardeşlerimizin kafasında önemli bir yanılgı oluşmuş durumdadır. Bu yanılgı şudur; eğer ‘Kürt Sorunu’ adıyla maruf olan sorun ve çözümü ile ilgili, İslami çevreler kayda değer bir şey yapmadılarsa/yapamadılarsa ve birileri bu konuda önemli bir mesafe kat ettiyse İslami çevrelerin daha sonra kalkıp bu sorun ve çözümü ile ilgili söz söylemeleri doğru değildir. Hele ki söylenecek olan sözler mesafe kat edenlerin aleyhine ise…

                  Böyle bir görüşü kabul etmek mümkün değildir. Hakikatleri haykırmak kimsenin tekelinde değildir. Kaldı ki bir Müslüman, hakikatleri haykırma istek ve zorunluluğunu hiç kimseden değil sadece Rabbinin emir ve direktiflerinden alır. Bu ülkede yaşayan Müslümanlar olarak, gerek ülke insanının yaşadığı sorunlarla ilgili gerekse yeryüzü sathında yaşayan bütün insanlıkla ilgili söyleyeceğimiz söz ya da üreteceğimiz çözümler için, hiç kimseden icazet alma zorunluluğumuz da yoktur, ihtiyacımız da. Aynı zamanda hiç kimsenin ağzıyla konuşma ve de hiç kimseye kuyruk olma zorunluluğumuz da yoktur, lüksümüz de…  Söyleyeceklerimizden ya da yapacaklarımızdan dolayı sadece Allah’a karşı sorumluluk hissederiz. Sorunlara, yaşamlarını sadece bu dünya hayatı ile münhasır kılanların bakışıyla bakamayız. Çünkü biz evrenimizi Rabbimizin inzal ettikleriyle kurmaya talip olmuş insanlarız…

                 Var olan sorunlara yaklaşım tarzı birkaç şekilde olur. Örneğin bunlardan bir tanesi, sorunu çözmek için gerekli olan güç ve kudrete sahip olup gereğini yapmak… İkincisi; sorunun çözümü için gerekli olan güç ve kudreti toplama istidadında olup, gerekli olan eylemliliklere girişmek… Üçüncüsü; hiçbir güce sahip olmadığı halde sorunun daha fazla katmerleşmemesi ya da soruna getirilecek olan çözümün başka zulümlere sebebiyet vermemesi için Adalet ve hakkaniyet ilkeleri mucibince gerekli olan hakikatleri haykırmak… Vs. Hülasa herhangi bir sorun ile ilgili görüş beyan etmek başka, sorunu çözecek güce sahip olmak ta başka bir şeydir…

                  Genelde kavmiyet meselesi özelde de Kürt Sorunu ile ilgili, bu sitenin değerli yazarlarından biri olan Sayın Zeki Savaş’ın; ‘Ahkâm-ı Celile Akvam-ı Adide’ başlığıyla yazmış olduğu ve üç bölüm halinde bu sitede yayınlanan yazısı, konuya İslami bir kimliğin nasıl yaklaşması gerektiği ile ilgili bir cevap niteliğindedir.

                  Türkiye Cumhuriyeti için CHP neyi ifade ediyorsa, Kürt halkı için de PKK ve onun uzantısı olan DTP de aynı şeyi ifade ediyor. Son yirmi yılda (Pkk’nın etkin olduğu dönem) Kürt halkının dini ve ahlaki değerlerinde meydana gelen tahribatta PKK’nın etkisi herkesin malumudur. Cumhuriyet tarihi boyunca gerçekleşen tahribatın en büyük payının PKK’ya ait olduğu konusu tartışma götürmez bir gerçektir. Bir taraftan PKK Kürt halkının gasp edilmiş hakları için savaş verirken diğer taraftan Kürt halkının dini ve ahlaki değerlerinin altına dinamit yerleştirmekle Kürt halkına kötülüklerin en büyüğünü yapmaktadır.

                  Buna karşın menşei Kürdistan olan İslami Cemaatlerin konuya yaklaşımları salt soyut düşüncelerde kalması da kanımca problemlidir. Çünkü Kürdistan menşeli İslami cemaatlerin herkesten daha fazla bu halka karşı sorumlu oldukları inancındayım. İslami Cemaatler; Kürt halkının, gasp edilmiş haklarının mücadelesini, dini değerlerden vazgeçmeden de verilebileceğini atacakları somut adımlarla ve projelerle ispatlamalıdırlar. Bu anlamda STK’ların yapabileceklerinin yanında, parti dâhil birçok seçeneğin tekrar gözden geçirilmesi gerektiği kanısındayım. Biliyorum bu ‘Parti’ sözcüğünden dolayı birçok Müslüman tarafından topa tutulacağım ama bazı ezberlerin bozulmasının zamanının çoktan geldiği kanısındayım. Bu anlamda beni eleştirecek olanlara cevabım; kusura bakmayın ama benim ‘evrenimden’ olaylar böyle görünüyor.

                  Eğer adım atması gerekenler adım atmazsa adım atmaması gerekenler adım atacaktır ki bu da daha büyük problemlere sebebiyet verecektir.

                   VE  AHİR-U   DA’WA-NA  ENİ-L  HAMDU  LİLLAHİ  RABBİ-L  ALEMİN…

                 

                    

                                                                                

                 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.