1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. HAKİKATE SUSAMIŞ OLMAK
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

HAKİKATE SUSAMIŞ OLMAK

A+A-

 

Her ihtiyacın insanı dürtükleyen bir tarafı vardır. Herhangi bir konuda hâsıl olan ihtiyaç, hâsıl olduğu konuda ısırıcı bir özelliğe dönüşür. Bu haliyle oluşan ihtiyaç giderilmediği zaman, ısırıcı özelliği zamanla sivrilerek rahatsızlığı belirgin hale getirir.

Susamış bir insan bu konu için yalın ve anlaşılır bir misal olarak gösterilebilir. Susamışlığın duyumsattığı ihtiyaç giderilinceye kadar, bu susamışlık fiziki yapının en önemli sorunu olacaktır. Öyle ki bu ihtiyacın giderilmesi, insanın sadece fiziki reaksiyonları için değil aynı zamanda zihinsel reaksiyonları için de en öncelikli sorun olacaktır. Hayatı devam ettirirken ihtiyaçlarla ilgili belirttiğimiz bu süreci, canlılık faaliyetleri için Allah’ın koymuş olduğu bir yasa olarak nitelemek mümkündür.

Susamışlık/acıkmışlık sadece fiziki yapılar için oluşan bir ihtiyaç değildir. Aynı zamanda ruhsal/zihinsel yapılar için de susamak/acıkmak söz konusudur. Yani insanın sadece bedeni susayıp acıkmaz; insanın ruhu ve zihni de susayıp acıkır. Bedensel yapıların gıdası ile ruhsal/zihinsel yapıların gıdası aynı değildir. İnsan acıktığı zaman ekmek alır, yemek yer, su içer ve böylece açlığını giderir. Ama insanın ruhu ve zihni acıktığı zaman aynı gıdalarla bu açlığı gidermesi mümkün olmaz. Peki, ne yapmak gerekir? İnsan, ruhunu ve zihnini acıktıranın ne olduğunu bilirse, ona göre çare olacak bir gıda bulmak zor olmayacaktır.

İnsanın ruhsal/zihinsel yapısını açlığa mahkûm eden en önemli sebepler, hakikatle ilgili olan sebeplerdir. İnsan bir taraftan bedensel canlılığını sürdürmek için çalışıp üretirken, diğer taraftan sürdürdüğü hayatın anlamı üzerinde merakını gidermenin yollarını araştırır. İnsan, kendisi ve çevresi ile ilgili sahip olduğu varoluşsal meraklarını giderebildiği ölçüde zihni ve ruhi açlığını giderme imkânına kavuşmuş olur. Onun için de elde ettiği verilerin hepsinin en hakiki veriler olması gerekir. Sahte verilerle bir yere kadar yol alınsa da, alınan bu yol netice itibariyle insana gün yüzü göstermeyecektir. İşte insanın hakikatle olan merak ve ilişkisi bundan sonra başlamaktadır. İnsan her ne ile muhatap olursa olsun, muhatap olduğunun hakiki yüzünü görmek ister. Bu fıtri istek ve ihtiyaç hakikati, varoluşsallığın en temel kaygısı yapar. Zira yalan ve sahte olan her daim hayatı zehirleyerek öldürür. O sebeptendir ki diri kalmak, güven içinde yaşamak ve iç bütünlüğünü sağlamak için, hakikat kaygı ve algısı her daim en önemli ve öncelikli bir ihtiyaç olur.

Hakikat ile ilgili öncelikli olarak zihinlerin netleşmesi önemlidir. Zihinlerin netleşmesi için, hakikatle ilgili çalışmaların ciddiyetle yapılması ve spekülatif zeminlerden kurtarılması gerekir. Hakikatin göreli hale getirilmesiyle beraber, ‘hakikat sonrası’ (post-truth) denen bir ucubeyle de tanışmış oldu insanlık. Machiavelli’ye rahmet okutan yüz kızartıcı durumlara hayatın normali gözüyle bakılır oldu. Özellikle ABD’de devlet başkanları dâhil önemli yerlere gelmiş kimselerin yaptıkları sahtekârlıklar son derece ibretliktir.

Hakikatin hayattan çıkarılması demek, hayatın yok edilmesi demektir. Dolayısıyla burada yok olan aslında insan olmaktadır. Çünkü insanı diri tutacak anlamlı yaşamın yerini, anlamdan yoksun, ilkesiz, belirsiz, yüzsüz ve dolayısıyla günübirlik oluşan kaygan ve savurgan bir yaşam alacaktır. Bu durumun en önemli ve de can yakıcı yan etkisi ise ufukların kararmasıdır. Böylece insanın bakacağı bir ufku olmayacaktır. Ufuksuz bir insan için gelecek diye bir şey de söz konusu değildir. Ama her saniye, her dakika ve her saat geleceğe doğru bir yol alındığı da yaşanan kesintisiz bir gerçekliktir. Onun için herhangi bir ufku olmayan insanın körlükle, sağırlıkla ve daha da önemlisi akılsızlıkla malul hale gelmesi beklenen bir netice olacaktır.

Hakikat hakkında genel bir uzlaşıya varmak zor değildir. Bir varlığın, olayın, işin, oluşun ve hareketin aslının ne olduğu herkesçe önemli olmalıdır. Yani neyin ne olduğu bilgisi önemli bir bilgidir. Çünkü insan o bilgiye göre tanıyacak, hüküm verecek ve yaşayacaktır. Biz bunu ‘işin aslı’ olarak da adlandırabiliriz. Her zaman işin aslı önemli olmuştur. İnsanın dünya yaşamı denebilir ki, ya işin aslına göre ya da sahtesine göre yürümektedir. Onun için diyoruz ki, her işin ve oluşun aslı o işin ve oluşun hakikatini oluşturur. İnsan bu yargıyı mihenk taşı yaparak yaşama iradesini nasıl gösterecek? Önemli sorulardan birisi de bu soru olmaktadır. Çünkü insan öyle bir varlıktır ki, işin aslını bildiği halde, işin aslından bile bile, göz göre göre sapabilmektedir.

İşin aslı olarak nitelediğimiz hakikatten sapmamak için, insanın öznelliğinin hakikatini bilmesi öncelikli bir sorumluluktur. İnsanın aklını kullanması, sorular sorması bir arayış içinde olması ve sonuçta haddini bilecek kararlara varması, sahip olduğu öznelliğin bir gereğidir. İnsan için intihar anlamına gelecek bir davranışın ifadesi olan, sahip olduğu öznelliği/donanımı terk etmesi yaşanabilecek en büyük felakettir. Çünkü emanet olarak verilmiş olan bu öznellik, insanın kendi sınavıdır. Öznelliğini kaybeden sınavını da kaybetmiş olur.

İnsanın sahip olduğu öznelliğin oluşturacağı özerkliğin temellerini hakikatin oluşturması için, yani her daim yalan ve sahte olandan uzaklaşmak için uyanık, canlı ve soru soran bir bilince sahip olmak gerekir. Bu bilinçlilik hali olmadan hakikatin izini sürmek mümkün değildir. Özellikle de günümüzün teknolojik gelişmişliğinin oluşturacağı yanıltıcı ve bunaltıcı dünyada hakikate susamışlığın en üst düzeyde tutulması, ancak büyük bir dikkatle mümkün olabilir.

Bütün yapıp etmelerin hesabının verileceğinin dikkate alınması, insanı ister istemez hakikatin izini sürmeye sevk edecektir. Ama aslında önemli olan, hakikatle sahip olunan değerin kendisidir. Hakikat her açıdan yaşamın en sağlam dinamiksel tarafını oluşturmaktadır. İnsanın fıtri yapısı hakikatle uyumlu bir yapıya sahiptir. İnsanın mutluluğu ve huzuru ancak hakikatin izinde olduğu zaman mümkün olacaktır. Öncelikle mutlak hakikat olarak Allah’ın hakkını vermek gerekir. Allah’ın hakkını vermek, Allah’ı her konuda hesaba katmaktır. Hakikate susamışlığı gidermek ancak ve ancak işin aslının ne olduğunun Allah’ın bildirdikleri doğrultusunda öğrenmekle mümkündür. Aksi takdirde yaşamı sadece havanda su dövmekten ibaret kılmış oluruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.