1. YAZARLAR

  2. M. Şakirê Koçer

  3. Hak ve Özgürlüklerin Ayak Sesleri
M. Şakirê Koçer

M. Şakirê Koçer

Yazarın Tüm Yazıları >

Hak ve Özgürlüklerin Ayak Sesleri

A+A-

 


     Bir gün bir din görevlisi bir köye tayin edilir. O köye gider yerleşir. Camiyi görür, cemaatle tanışır, köylüleri tanır ve onlarla diyaloğa geçer. Gidişattan gayet memnundur ama bir şey dışında. O köyün Erol Taş a benzeyen bir ağası vardır. Zalim mi zalim, kabamı kaba. Namaz bilmez, reayasına merhamet etmez, ölümü hatırlamaz, camiye cumaya uğramaz.

     Hasılı kelam, imam uzun uğraşlardan sonra, vaaz ve nasihatlerden sonra ağayı tövbeye ikna eder. Ağa “ Tövbe ediyorum ama bir şartım var, oda şudur. Ben çizme ile camiye girip çizmemi çıkarmadan namaza duracağım.” der. Ağa çizmesini çıkarma zahmetine girmeden her vakit gelir, cemaatin şaşkın bakışlarına aldırış etmeden çizmesi ile namaza durur. Buna kimse itiraz etmez ve bu hal böyle devam eder.

     Derken yıllar sonra köy imamı değişir. Köye gelen yeni imam ağanın çizme ile girip namaza çizme ile duran ağayı görünce şaşkına döner. “Bu da neyin nesi? Hiç çizme ile namaza durulur mu? Bu namaz makbul olur mu? Bu ilk imamınız ne kadar ilimden, ilmihal bilgisinden yoksunmuş ki buna namazın ve ibadetin usul ve erkanını öğretememiş, böyle imam mı olur?” Cemaatten biri gizlice imama sokulur ve onun kulağına şunu söyler. “ Bu bizim köy ağamız. Daha önce ondan zalim kimse yoktu yeryüzünde. Helal haram bilmez, namaz kılmaz, oruç tutmaz, köylüyü, fakiri, fukarayı gözetmez. İbadet nedir, cami cemaat nedir bilmezdi. Eski hocamız uzun vaaz ve nasihatlerden sonra ağayı tövbeye ikna etti. Artık ibadet, merhamet ve şefkat ehli oldu. Ama çizmesine tümden iş başa dönmesin diye de ses çıkarmadı. Ona çizmeyi çıkarttıramadı. O kadar kendinden emin isen kendin dene. Eski hoca onu camiye soktu, namaz kıldırdı, sende ona çizmeyi çıkarttır. Kolay mı sandın?” dedi.

     Hikayeyi şuraya bağlayacağım. Bir kavgaya tutuştuklarında yerden kolayca kaldırıp karşı cepheye atabilecekleri taşlar varken, onları es geçip yerden sökemeyecekleri iri kayalara ve  taşlara yeltenenlerin zaman ve fırsatlardan mahrum kalacakları, zaman ve fırsatları karşı cepheye kaptıracakları ve hasım tarafa yenilecekleri artık mukadder olur. Hep Nasreddin Hoca gibi “Ya yüz altın olur, ya da doksan dokuz olsa bile kabul etmem.” gibi bir düşünce, bir hesap çok sağlıklı olmaz. Akıllı insan azda olsa kazandıkları üzerinde yükselir. Binlerce kilometrelik yol bir adımla başlar. Ya hep ya hiç mantığının alanı vaki hayatta karşılık bulmuyor. İnsanların ne kadar hak hakikat ve doğruları ihtiva eden inançlara, idelere, hedeflere, amaçlara, hayal ve ütopyalara, yollara ve maksatlara ihtiyaçları varsa, bir o kadar da akıllı olmaya, gerçekçi olmaya, rasyonel ve reel tutum içerisinde bulunmaya, hesabını, kitabını iyi tutturmaya, eğriyi doğruyu iyi bellemeye ihtiyaçları vardır. Düz mantık, ya siyah ya beyaz mantığının bir kere yüzde ellisi yanılgı riskini içermektedir. 

     İnsanlık  için, memleketimiz için, halkımız için, dindaşlarımız için, yurttaşlarımız için yapabileceğimiz bir iyilik varsa yapalım. Azdır demeyelim, küçüktür demeyelim. Devamını sağlamaya çalışalım. Daha iyisini başarmaya kendimizi şartlandıralım. Türlü bahanelerle hiçbir şey yapmayanlar, yapamayanlar, başaramayanlar olmayalım. Peygamberimiz Hz. Muhammed(s) ne kadar da güzel söylemiş. “Hayrın en güzeli azda olsa sürekli olandır.” Hayırlar, iyilikler, pozitif kazanımlar ve imkanlar belki arzuladığımız ve özlemini duyduğumuz mevkide değil ama olmalı. Bu gün bu kadar, yarın geriye kalanı da gelebilir ve gelmelidir.

     Demokratikleşme paketini böyle bir sağduyu ve aklıselimle karşılamak ve değerlendirmek gerekmektedir. “Evet ama yetmez.” diyelim. “Yetmez ama evet.” diyelim. Ama  “Demokrasiyi paketlediler.” demeyelim. Yazıktır, günahtır, ayıptır. Bana sorarsanız aslında demokrasi bu paketin içini bile dolduramayacak kadar güdük, hak ve özgürlükler noktasında içeriği bomboş olan bir sistem telakisidir. Bunu Müslümanlığa karşı Mısır da yapılan batıcı askeri darbeden sonra anlamayan kalmadı. Bu pakette topluma ilan edilen hak ve özgürlükler, aslında henüz ruhunun derinliklerinde İslamcı niyet ve hedefleri muhafaza eden bir başbakanın ve yol arkadaşlarının emek, çaba ve özverileridir desek daha doğru demiş olmaz mıyız? 

     Demokrasi dinine mensup olan cenahın Cumhuriyet tarihi boyunca hak ve özgürlükler noktasında bir arpa boyu yol almadıkları ve böyle bir niyetlerinin de olmadıklarını zaten herkes çok iyi bilmektedir. Demokrasi, sanı, yalan ve hülyalarına göre kişilik ve terbiye kazananların içkilerine, zevk, şehvet ve alemlerine, keyf ve işretlerine azıcık dokunulunca, kuyruğuna basılan köpekler gibi bağırıp çağıranları, yaygara koparanları, Gezi Parkı nı alevlendirenleri mi siz bu pakette razı edeceksiniz? Bunu asla düşünmeyiniz. Bunların heva ve heveslerine karşılık gelmeyen paketlerin bini beş para. Onların ve Kürt cephesindeki benzerlerinin maksadı üzüm yemek değil bağcı dövmektir. Güvendikleri batılı ve batıl putları onlara yardım edecekler mi? Bu meçhul. Ama onlara güvendiklerinden şüphe yok. Güvensinler bakalım. İşlerine gelmeyince demokrasi sadece seçim değilmiş. Ya ne imiş? Yakmakmış, yıkmakmış, hile imiş, hurda imiş, tuzakmış, darbe imiş. Aslında bu demokrasinin yüzde yüz tarifi. 

     Ama bizim Müslüman cephe aşırı iyimser demokratik tariflere müptela. Asıl yanlış burda.


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum