1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Hak mı, özgürlük mü?
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Hak mı, özgürlük mü?

A+A-

Hakların içeriğini ve genel çerçevesini çizenler, bu çabaya girişirlerken akli muhakeme güçlerini, karşılaştıkları sorunları ve hayata ilişkin umut ve beklentilerini esas almışlar. Bu da anlaşılabilir bir şeydir, çünkü her insan kendini varlıkta güvence altında tutmak ister. Belki de başlangıcı itibariyle haklar özgürlüğü teminat altına almaktan çok güvenliği tesis etme amacına matuf olmuştur. Ancak akli ve diğer beşeri kapasitesi dolayısıyla eksik ve sınırlı olan insan her zaman ihmal eder, ıskalar, gözden kaçırır. İnsanın vahy ile ilişkisi, aklını ışığın aydınlattığı dünya üzerinde düşünmeyi ve hüküm verirken kendi üstünde varolan hakikate muhtaç olmayı kabul edip etmemesiyle ilgilidir. Vahyin ışığı olmaksızın akıl, zifiri karanlıkta ışığı reddeden insanın gözünü bir fener gibi kullanmaya çalışması gibidir, bu hamakattır. Vahyin ışığında hiçbir şey karanlıkta kalmaz, nesneler görünür ve kendi kapasitelerince iş ve işlev görür.

İslam dininde hak olan şeyler Batılı haklar teorisinde hak değildir, aksi de doğrudur. Batı’nın seküler haklar paketinde mesela “komşu hakları” yer almaz, “ölünün hakları”ndan da söz edilmez. Efendimiz (s.a.) komşunun komşu üzerindeki haklarını neredeyse verasete kadar teşmil edecekti. Mahallemizde ölen birinin cenazesine gitmek onun hakkı, bizim de üstümüzde terettüp etmiş farz-ı kifayedir. Yeterince insan cenazeye gitmeyecek olursa farz-ı ayn olur ve bütün mahalle sorumluluk altına girer.

Modernler ölü hakkının ne olduğunu bilmez! Ölüyü yıkamak, kefenlemek, defnetmek, taziyesine gitmek, hayırla yad etmek, onun için Allah’tan bağışlanma dilemek ölünün hakkıdır. Hak kavramı o kadar farklı ki ölenin hakkı olduğu gibi, doğmamış çocuğun dahi hakkı vardır. Modern hukuk hak’kı doğum ile ölüm arasında sabit tutuyor. Hz. Ömer’ in içtihadına göre anne karnındaki cenin mirasta hak sahibidir. Değil mi ki Allah onu halk etti, annesinin karnında iken babası vefat ederse mirasta onun da hakkı vardır.

Tamamen yanlış bir referans çerçevesinden hareketle “hak ve özgürlükler” arası ilişkiler de yanlış temellendirilmektedir. Batı’da hakların referansı özgürlüktür. Yalın manada ele alındığında özgürlük İslam kelamında “istitaa” yani “yapabilirlik” demektir. Bize eylemde bulunma gücü, yetisi ve melekesi verilmiştir. Buna göre bir şeyi yapabiliyorsan bu bir özgürlüktür. Hak ise kazanılmış bir eylemdir. Soru şu:

İnsanın bir şeyi yapabiliyor olması, onun hak olduğunu gösterir mi?

Mesela “Dinde zorlama yoktur” yani din seçiminde de zorlama yoktur. İnsan teslis (üçleme) inancını seçebilir. Pekiyi, Allah’ın zatı üç müdür? Hayır! O tektir ve birdir. İnsanın teslisi veya ateizmi seçmesi hak mıdır? Hayır, hak değil, özgürlüktür!..Hak değil, çünkü Allah’ın varlığını veya birliğini inkar etmek hakikate mügayirdir. Diyebilirsiniz, Erciyes dağı yoktur, gözümüzün önünde duran bu koca kütle dağ değil göldür. Bunu diyebilirsiniz, bu bir istitaa’dır ama hakikat değildir. Kişi kendi özgür seçimini yaptıktan sonra seçimine uygun yaşaması haktır. Teslis inancını seçtiyse, onun kilisede çocuğunu vaftiz etmesi, dua etmesi, ayine katılması dinde zorlama yoktur ilkesinin sonucudur. Hak ve hakikat olmayan seçim yapmıştır, bu doğrudur ama yanlış seçiminden hareketle dua ve ayinine engel olmaya çalışmak onu dinde zorlamaktır. Yanlış seçiminin hesabını bize değil, ahirette Allah’a verecektir. Şu halde hiyerarşide önce özgürlük, sonra haklar gelmektedir. DEVAMI>>>

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.