1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Hac faciaları ve öneriler
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Hac faciaları ve öneriler

A+A-

Maalesef sık sık hac mevsiminde çeşitli facialar yaşanıyor. 1990'daki tünel faciasından, bu yıl içinde bir vincin düşmesine ve son olarak da şeytan taşlama sırasında yaşananlara kadar hemen hemen her olayda yüzlerce kişi hayatını kaybediyor.

2008 yılında Suudi kralının davetlisi olarak gittiğim hacdan sonra, Suudi yetkililerin talebiyle sorunlar ve çözümleri konusunda bir rapor hazırlamış ve kendilerine teslim etmiştim. Aşağıda zikredeceğim noktalar büyük oranda o raporda dile getirdiğim hususlardır.

Her geçen sene hacı sayısında artış kaçınılmaz, artışı sağlayan bazı faktörler var. Bunu kotalar koyarak sınırlamak zor. Yapılması gereken şey, daha çok engellemelere gitmek değil, belki makul talebe uygun yeni düzenlemeler getirmek olmalı. Çünkü bugün sahip olduğumuz teknolojik bilgi ve imkânlar söz konusu zorlukların aşılmasını rahatlıkla sağlayabilir.

Özellikle tavafta, Harem'e gidiş gelişlerde ve şeytan taşlama sırasında yaşanan izdihamlar bazen hacıların hayatını tehlikeye atabiliyor. Benim gözlemlerime ve tespitlerime göre üç alanda sorun söz konusu:

Tavaf izdihamını eğitimle aşabiliriz

A) Tavaf sırasında yaşanan sorunlar.

Bunları dört noktada toplamak mümkün:

1) Tavaf yerinin daralmış olması. Mekânı genişletmek artık zaruret halini almış bulunuyor. Suudiler, pek istekli değilken sonunda genişletme işine razı oldular. Türkiye de yıkılacak olan Osmanlı revakları dolayısıyla genişletmeye sıcak bakmıyordu. Oysa, Hz. Ömer, Hacerü'l-Esved'e kutsallık atfetmemişken Osmanlı'dan kalma revaklara zarar gelmesin diye milyonlarca Müslüman'ı bunca sıkıntı ve eziyete sokmanın ne naklî, ne aklî temeli vardı. Neyse ki bu alanda çalışmalar başlatılmış durumda.

2) Şavt başlangıcı olan Hacerü'l-Esved çizgisine gelindiğinde çoğu hacı, uzun uzun durup selam veriyor, dualar okuyor. Bu da izdihama sebep oluyor. Hacılara sadece selam vermekle yetinmenin gerektiğini anlatmak ve onları bu hususta ikna etmek lazım.

3) Hacerü'l-Esved'i illa da öpmek, Ka'be'nin taşlarına el ve yüz sürmek isteyenler tavafın akışını  engelliyor. Bu konuda üç tedbir düşünülebilir:

a) Hacılar eğitilmeli, tehlikenin olduğu veya başkalarının ibadetinin engellendiği zamanlarda bundan mutlaka kaçınmak gerektiği anlatılmalı.

b) Hac zamanına mahsus olmak üzere Hacerü'l-Esved bir çeperle engellenmeli.

c) Belki de en iyi tedbir Hacerü'l-Esved'i yerden 3-3,5 metre kadar yükseltmek. Böylece ona sadece selam vermekle yetinilir.

4) Birçok ülke hacısı ve özellikle İranlı hacılar Makam-ı İbrahim'de namaz kılmak için izdihama sebep oluyorlar. Tavafın akışını engelleyen, bazen ezilmelere yol açan sebeplerden biri budur. Bir mezhepte öngörülen bir ibadet, on binlerce insanın güvenliğini tehdit ediyor veya farz ibadetlerini engelliyorsa, burada bir sorun var demektir. Sorunu mezhepler veya ülkeler arasında görüşüp konuşarak çözmek icap eder. Suudiler, mezheplere ait özel görüşlere ve zorluklara yol açsa da belli ibadetlere karışmak istemiyorlar. Düşünülecek asıl tedbir, Hz. Ömer'in yaptığı gibi Makam-ı İbrahim'i daha geriye çekmek olabilir. Özellikle tavaf yeri genişletilirse bu daha kolay olacak.

Geçici tedbirler kalıcılaşmamalı

B) Mina'daki sorunu da üç noktada toplamak mümkün:

1) Taş atılacak mekânın genişletilmesi, yeni köprülerin kurulması, her ülke hacılarının şeytanı taşlayacağı saatlerin belirlenmiş olması. Bu, zaman içinde bir arada ibadet etmeleri gereken hacıları milli kimliklerine göre ayırma gibi bir sakınca potansiyeli taşısa da, ‘şimdilik' cemarat sırasındaki hayati tehlikelerin önlenmesi bakımından yerindedir. Bunu uzun vadeli düşünmemek lazım, çünkü giderek Arafat ve Müzdelife'de ayrılan ülke hacıları neredeyse ibadetin her aşamasında birbirlerinden ayrılabilirler; bu da ülkelere mahsus hac ibadeti gibi tuhaf ve haccın maksadına aykırı teamüllere sebebiyet verebilir.

2) Mina'da gecelemek isteyen hacıların her ne suretle olursa olsun kendilerine tayin edilen çadırlara yerleştirilmesi, özellikle Uzakdoğulu ve Asyalı Müslümanların buna ikna edilmesi gerekir. Şimdi Mina'da kalınacak mekân genişletiliyor, bazı ülkeler de kendi hacılarını bu sünnetten sarf-ı nazar etmeleri için adeta teşvik ediliyor.  Mesela Türk hacılarının neredeyse tamamına yakını artık Mina'da geceleme sünnetini yerine getirmiyorlar. Bunun bir çare olmadığı açık. Çünkü hacda sünnetler de önemlidir. Hayati tehlikenin olduğu durumlarda tabii ki bazı sünnetler askıya alınabilir, ama aslolan, herkesin farz, vacip ve sünnetleri gönlünce eda edebileceği güvenli bir hac ortamını tesis etmek olmalıdır.

3) Neredeyse her sene Cemarat'ta önemli sıkıntıların yaşandığı malum. Şeytan(lar) taşlanırken sık sık can kaybı yaşanmaktadır. Bu konuda iki tedbir alınabilir:

a) Muteber İslam bilginlerinin bir araya gelerek, zevalden önce de taş atılıp atılamayacağını tartışıp karara bağlamaları gerekir. Mademki “zaruretler mahzurları mubah kılar”, bunun da bir çaresi vardır. Burada söz konusu olan mubah bir iş değil, binlerce insanın can güvenliğidir. Nitekim bazı Türk hacıları, Hanbeli mezhebini taklit ederek Müzdelife'de bir süre kaldıktan sonra Nısfulleyl (gece yarısı) olur olmaz –saat 23.30- Büyük Şeytan'ı taşlamaya başlıyorlar. Bu, yerinde bir uygulamadır.

b) Diğer bir tedbir, kadın, yaşlı ve hastaların vekâlet yoluyla bu ibadeti yerine getirmeleri, bu yönde hacıların bilgilendirilip ikna edilmeleridir.

Mekânın ruhuna uygun yapılandırılma şart

C) Harem'e gidiş gelişler konusunda aslında uzun vadeli bir plan olarak Mekke yeni bir imar planına göre yeniden yapılandırılmalıdır.

a) Şehrin tarihi merkezinde sadece kutsal hatıralara ait yapılar bırakılmalı, bunlar canlandırılmalı, anlamlarına uygun bir çevre ve estetik düzenleme yapılmalı. Dünya Müslümanlarının İslam'ın ilk dönemine ait hatıraların mekânlarını, ilk Müslümanların hayat hikâyesinin geçtiği güzergâhları görmek istemeleri haklarıdır. Bu, mekânlar birer tapınma yerleri haline getirilmemek kaydıyla, inancın takviyesini sağlar, tarihteki sürekliliği pekiştirir.

b) Şehir, tamamıyla araç trafiğine ve yerleşime kapatılmalı; yerleşim yerleri, oteller ve toplu barınaklar şehrin, en azından Efendimiz'in çizdiği Harem sahasının dışına çıkarılıp raylı sistem ve metro ile ulaşımın sağlanması cihetine gidilmelidir.

Hiç şüphesiz bu facialar hiçbir gerekçe ile mazur gösterilemez. Bu açıdan kötü yönetim sergileyen Suudileri eleştirmek hakkımızdır. Yazık ki İslam âleminin tümü kötü yönetiliyor. Gelişmiş bilgi ve teknolojik imkânlar eşliğinde iyi bir organizasyon ortaya koyamamaktan dolayı İslam dünyasındaki ölümler kitlesel nitelik kazanıyor. Sadece son 12 senede Türkiye'de 15 bin kişi iş kazasında hayatını kaybetti. Soma'da 300 madencinin ölümü ile Hac'da yaşanan ölümler farksızdır.  Tencere dibin kara seninki benden kara! Kabul edelim biz Müslümanlar ahlaken de, sosyopolitik olarak da çökmüş durumdayız. Bu ne kaderdir, ne fıtrattır; bizim umursamazlığımız, sorumsuzluğumuz ve utancımızdır. Kendimizi ıslah etmedikçe, Allah da hakkımızdaki hükmünü değiştirmez.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.