1. YAZARLAR

  2. M. Şakirê Koçer

  3. Habur ve Oslo Sürecine Ramak Kaldı
M. Şakirê Koçer

M. Şakirê Koçer

Yazarın Tüm Yazıları >

Habur ve Oslo Sürecine Ramak Kaldı

A+A-

 

Aslında ben hiçbir zaman bu başlıkla yazıma başlamak istemezdim. Hele hele herkesin barışla yatıp barışla kalktığı, barış için duaların yapıldığı, barış yemeklerinin verildiği, hemen her kesimden insanların ve çevrelerin kaynaştığı, birbirlerine gülücükler dağıttığı ve el ele sıkıştığı, yerel unsurların, mülki amirlerin, askerlerin el ele tutuşup halay çektikleri, hepimizin topyekun sevinç gözyaşları döktüğü böylesi bir zaman diliminde yazıma böyle bir başlıkla başlamayı asla istemezdim. Ama ne acıdır ki mazlum, mahrum, mağdur, mahkum ve muhasaraya alınmış toplumumuzun, duyguları, özlemleri ve barış hayalleri hala karşılık bulmuyor. Hala vücuda gelen gerçeklik bizleri endişelere sevk ediyor.

Newrozdan önce tekrar yeşertilmek istenen barışın, Newroza kadar kaç kez yolu kesildi. Mesela Paris te yapılan üç kürt kadının hunharca katledilmesi, uçakların defalarca Güney Kürdistan daki PKK mevzilerini bombalaması, o sıralarda yaşanan onlarca asker ve gerilla ölümleri ve benzeri olaylar. Bütün bunlar güncellenen barış üzerine düşen kara kuşkular olarak gündemdeki yerini aldı.

21 mart Newroz bayramında insanlarımız tekrar barış düşmanlarının önlerine koydukları hendekleri bir bir aşarak, barışa ve savaşsız bir hayata olan inanç ve özlemlerini milyonluk kalabalıklar şeklinde tüm dünyaya duyurdular. Artık savaş istemiyoruz dediler. Birbirimizi öldürmek istemiyoruz dediler. Çocuklarımızı şiddetin putlarına kurban etmeyin dediler. Artık anaların göz yaşları dinsin, babaların ciğerleri paralanmasın, kardeşlerin acıları dinsin dediler ve bu yakarışlarını şarkılarla, türkülerle, ağıt ve mersiyelerle dillendirdiler.

İmralıdan gelen mektup her ne kadar şüphe ve şaibeleri akla getiriyor ise de aynı istem, arzu ve özlemleri içeriyordu. Newrozdan günümüze henüz on gün geçmişken yine de şeytanımsı fısıltılar ve hırıltılar gelişmelere bulaşıyor gibi. Mesela Hasan Celal Güzel in sevimsiz köşe yazıları ve benzer şahıslarla beraber yayınladıkları sivil muhtıra. Acaba sevinçlerimiz kursağımızda mı kalacak diyesi geliyor bizlerin. Acaba hangi lanet olası şeytani niyetler tekrar barış yolunu kesmek istiyor diyesi geliyor bizlerin.

Newrozdan hemen sonra Diyarbakır da 70 e yakın kişi tekrar gözaltına alınıyor. Kırmızı bayraklılar tekrar kıyıdan köşeden taarruza geçiyor. ‘’Vur de vuralım, öl de ölelim.’’ naraları, bozkurtların ulumaları şeklinde kulakları tırmalamakta. Beşir Atalay ın ‘’Aramızda hiçbir pazarlık ve şart söz konusu değildir.’’ Sadullah Ergin in ‘’Çekilmek için meclisten hiçbir yasa çıkarma şartımız mevzu bahis olamaz. Parti olarak biz bu işin kefiliyiz. Çekilme işi en kısa zamanda başlamalı ve haziran başlarına kadar bitmeli.’’ Recep Tayyip Erdoğan ın gazetecilerin bir sorusuna cevaben ‘’ Silahlarını burada bırakıp çekip gitmeliler. Buraya nasıl yerleşmişlerse öyle çekilip gitsinler. Teröristlerle asla bir pazarlığımız söz konusu olamaz. Bu işi ne meclisten geçiririz, ne de meclisi bu işe bulaştırırız.’’ Hüseyin Çelik in ‘’ Bu işte bir pazarlık söz konusu değildir.’’ ve benzeri sözler, asla barışa hizmet etmeyecek sözler…

Öbür tarafta Murat Karayılan ın bu sözlere mukabil cevapları ‘’Çekilme mutlaka meclisten geçirilecek yasalardan yola çıkılarak gerçekleştirilmeli. Geri çekilme şayet gerçekleşirse bu sonbahara kadar ancak gerçekleşecek bir süreç olur. Başbakanın geri çekilme planı asla gündemimize alacağımız bir konu olamaz. Eğer meclis üzerine düşeni yapmazsa içimizde silahı bırakmak istemeyenlerin elini güçlendirmiş olur.’’ ve benzeri ifadeler.

Diğer tarafta Irak Federal Kürdistan yöneticilerinin ‘’ Türkiye de olanlar oranın vatandaşıdırlar. Silahlarını orada bıraksınlar ve ülkelerinde kalsınlar.’’ ısrarları.

Hele o sadece derin düşmanlık çağrıştıran meclis insan haklarını inceleme komisyonunun kabul ettiği Uludere alt komisyonu raporu. Buna bağlı olarak Roboskê katliamını masum bir istihbari ve askeri hataya hamledip vicdanlarının rahatlığını dillendirenler.

Daha başka bir kötü niyet alameti olarak beliren BDP İstanbul millet vekili Sabahat Tuncel e polise tokat atmasına karşılık verilen 25000 Tl ceza. Sanki Sabahat Hanım hiç tazyikli acı biberli su ile sırılsıklam yapılmadan o tokatı atmıştı.

Hiç kimsenin madalyonun her iki yüzünü okumaya niyeti yok. Bütün bunlar barışın gündeme girdiği aynı günlerde vücuda gelen nahoş olaylar. Daha gelecek günler neyi beraberinde getirecek henüz meçhul. Bunun bir barışma sürecimi yoksa bir bastırma denemesi mi olduğunu tefrik etmemiz gerekmiyor mu? Yoksa geçmiş tarih çok mu güven verdi ki bu tür paradokslar bizi kuşkuculuğa sevk etmesin.

Bir başka ironik mesele de akil adamlar meselesi, yok akil insanlar, yok akil kadınlar, yok bilmem akil ne, gülünç bir tartışma almış başını gidiyor. Bu gidişle memlekette akılsız kimse kalmayacak ne güzel. Madem toplum olarak bu kadar akıllı idik o halde bu boğazlaşmamızın sebebi ne olabilir? Doğrusu merak etmek gerek.

Geçen yazımda da yazmıştım. Bu süreç barış postu ile gizletilmiş kocaman ve uzun bir savaş süreci kokusunu da vermiyor değil. Bu ikinci bir Çaldıran dayanışması da olabilir. Şayet böyle ise inşallah sezgilerimde yanılıyor olayım. Şayet sezgilerim isabetli ise bu yıkıcı savaşın baş aktörlerinin dünyaya yeni düzen vermek isteyen Batılı düşman güçlerin ve çıkar çetelerinin işi olduğunda hiçbir kuşkuya yer kalmaz.

Bu savaşı 30 yıldır kaderimize bulaştıran Batılı düşman güçler. Eğer bu barış sürecinde de bizlere ilk elden müdahil iseler vay halimize, vay geleceğimize, vay barış postunda gizlenmiş yeni savaş cenderesine. Çünkü bu ciğeri kediye emanet etmek gibi bir şey olur.

Allah ım sen bizi koru!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.