1. YAZARLAR

  2. Cafer SOLGUN

  3. Haber güzel, sorular zor
Cafer SOLGUN

Cafer SOLGUN

Yazarın Tüm Yazıları >

Haber güzel, sorular zor

A+A-

Kırk altısı T.C. vatandaşı 49 kişinin salimen ailelerine kavuşması, hiç kuşkusuz sözkonusu olan IŞİD adlı cellatlar çetesi olunca, güzel, sevinçli bir haberdi. Büyük geçmiş olsun. Rehinelerin can güvenliği ve ailelerin endişeli bekleyişlerine saygıdan bugüne değin yutkunarak ve cevabı verilmeyen sorular sormakla yetinerek kurtarılmalarını bekledik. Fakat artık sormak, sorgulamak zamanı.

Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “operasyon”, Başbakan Davutoğlu’nun “temaslar”, bir AKP milletvekilinin “CIA hamlesi” sonucu gerçekleştiğini duyurduğu rehinelerin kurtuluşunun sorgulamak, açıklama istemek gereken hepimizi yakından ilgilendiren boyutları var. “Büyüksün” manşetleri ve heyecanlı bir casusluk filmi anlatımı tadında “yorumlar” arasına sıkışmış bir rehine yakınının “bu iş burada bitmez” sözleri de bu sorumluluğa işaret ediyor.

Olayın hükümet yanlısı medya tarafından işlenme şekli, tipik bir “psikolojik harekât” taktiği mantığıyla hareket edildiğini çok açık ortaya koyuyor. Bu, kaybedilen prestij ve itibarın onarılması bağlamında bir yere kadar anlaşılabilir bir çaba. Ne var ki bu çabanın odağında bölgedeki pozisyonunu güçlendirme değil, iç politika kaygıları, yani hükümetin --ve MİT’in-- bir “zafere” duyduğu ihtiyaç var.

Yandaş” medya ve bazı militan yazarlarının olayı “paralel yapıya karşı mücadele” konseptinin bir argümanı hâline getirme zorlamaları da bir başka enteresan gayretkeşlik. Öyle ya, “asıl hedeften sapmamak lazım” demeye getiriyorlar.

Biliyoruz; kendisini zorda ve sıkışmış hisseden iktidarlar, en fazla zorlandıkları konularda yoksa bile zaferler, başarılar icat eder ve icatlarının arkasına geçip kamuoyu nezdinde yıpranmış imajlarını tazeleme yoluna başvururlar. İcat ya da imal edilmiş başarı hikâyelerinin hükmü kadar etkili olabilecek bir yoldur bu.

Rehinelerin kurtarılması için yürütülen müzakere ve pazarlıklar esnasında istihbaratçıların kullandıkları “ikna” taktikleri kendilerinde saklı kalsın; benim peşinde olduğum işin “hikâye” ya da “macera” kısmı değil, şu soruların cevapları:

IŞİD çeteleri Musul’a yönelirken konsolosluk neden boşaltılmadı? Bazı kalemlerin esaret sürerken ne olur ne olmaz kaygısıyla “günah keçisi” hâline getirmeye hazırlandığı Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz Dışişleri’nden ne tür bir talimat aldı? Bölgesel Kürt Yönetimi’nin uyarı ve yardım isteğini neden geri çevirdi?

IŞİD’e yakın çevreler Türkiye’nin ABD’nin oluşturduğu uluslararası koalisyona katılmayışının “ödüllendirildiğini” duyurdu. Rehineler kurtarıldığına göre Türkiye’nin tutumunda bir değişiklik olacak mıdır?

Rehinelerin serbest bırakılması için “zamanlama” yapıldığı anlaşılıyor. Bu zamanlamanın IŞİD’in daha önce püskürtüldüğü Kobanê’ye yeniden ve daha kapsamlı bir saldırıya başladığı günlere denk gelmesi “rastlantı” mıdır? Şöyle de sorabiliriz: Rehineler aslında geçen temmuzda (o zaman Kobanê yine saldırıya maruz kalmıştı) serbest bırakılacaktı, tam da cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde; ama “ters” giden bir şeyler mi oldu? Ne oldu?

Çözüm Süreci’nin önceki koordinatör bakanı Beşir Atalay içinde bulunduğumuz eylül ayında bazı “önemli” gelişmeler olacağını, hazırladıkları “yol haritasının” da bu ayın sonuna kadar tamamlanacağını açıklamıştı. Bu “önemli” gelişme Rojava ile mi ilgilidir?

Cumhurbaşkanı Erdoğan kabul ettiği Musul Konsolosluğu çalışanlarına “konuşamayacağımız şeyler var” dedi. Acaba neleri konuşabiliriz? Yine bir şeyler “ters” giderse Çözüm Süreci üzerine konuşmak da “sakıncalı” hâle mi gelecek?

***

Zorunlu din dersi” konusunu hükümet yoğun işleri arasında “unutabilir”; ama biz unutmayacağız. Söyleyeyim de...

cafersolgun@gmail.com

Twitter: @CaferSolgun

Önceki ve Sonraki Yazılar