1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Gününüz Sizin Olsun!
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Gününüz Sizin Olsun!

A+A-

Türkiye’de, Öğretmenler günü 1981 yılından sonra kutlanmaya başlandı. Başka bir ifade ile 12 Eylül darbecilerin/ askeri cuntanın emirleri üzerine, Atatürk’ün doğumunun 100.cü yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Dayanağı da 1928 yılının 24 Kasım’ında Mustafa Kemal’e TBMM’ce başöğretmenlik payesinin verilmesi olmuştur.

Gerek Mustafa Kemal olsun ve gerekse 12 Eylül cuntacıları olsun, eğitim-öğretime yaptıkları katkılar/hizmetler ve öğretmene verdikleri değerle beraber; düşünce özgürlüğüne, insan hak ve hürriyetlerine bakış açıları göz önünde bulundurulduğunda, bu günün ne kadar kutlanması gerektiğinin(!) anlam ve önemi anlaşılır olacaktır. Zira Türkiye’nin eğitim sistemi ta başta, tevhidi tedrisatla beraber, kişilik özellikleri, ferdi farklılıklar, insan hak ve hürriyetleri  yok sayılmış; fabrikasyon bir insan tipinin yetiştirilmesi amaçlanmıştır. İnsan fıtratına gerçekten bir müdahalede bulunulmuş ve insanın yüceliği, erdemliliği, şahsiyeti hiçe sayılmış, adeta insan anlamsızlaştırılmıştır. İyi bir insan mefhumu unutturulmuş; iyi bir laik, Kemalist, vatanperver(!)  bir beşer tipi hedeflenmiştir.

12 Eylül cuntacıları, darbe öncesinde Türkiye’yi tam bir kan gölüne dönme ortamını olgunlaştırdıktan sonra; askeri bir darbe gerçekleştirerek, halkın iradesine el koymuşlardır. Binlerce vatandaşın darbeden önce; darbe şartları olgunlaşsın diye katline ışık yakmışlardır. Sonra darbeyi gerçekleştirip, yüzlerce vatandaşın bizzat ölmesini ve idam edilmesini sağlamışlardır. Binlerce vatandaşın zindanlara atılmasını sağlamışlardır. On binlerce vatandaşın işkence ve eziyetlere tabi tutulmasını gerçekleştirmişlerdir. Bu cuntacılar, yıllarca ceza evlerinde nice vatandaşın inim, inim inlemelerine yol açmışlardır. Bu makûs talih 2000’li yıllara kadar sürmüş ve bu anlayış sahipleri nice katliam ve zulümlere imza atmışlardır. Nice anaların yüreklerine kor düşürmüşlerdir. Nice aileyi darmadağın etmiş, harabeye çevirmiş ve nice feryadı figanların arşa yükselmesine neden olmuşlardır. Bir de kalkıp öğretmenlere ‘gün’ tanzim edip, kutlanmasını emir buyurmuşlardır!!!

Gerek Türkiye cumhuriyetinin kurulması aşamasında olsun ve gerekse özellikle de tek parti döneminde olsun, bütün bir yurt çapında masum halka karşı uygulanan baskı, tedhiş ve katliamların bütün tazeliğiyle zihinlerde ve yüreklerde canlılığını korumakta iken; bütün bu olup bitenlerin baş sorumlusuna da baş öğretmenlik payesinin verilişinin yıl dönümünün cunta tarafından öğretmenler günü olarak kutlanmasının emir buyrulması ne kadar insanidir, ne kadar demokratiktir ve ne kadar kutlanmaya değerdir!!!???

 

Evet, bir öğretmen olarak bu gün benim günüm değildir! Böyle bir günü tanımıyorum ve asla kabul etmiyorum. ‘Kutlamanı emrediyorum ve kutla‘ anlayışını, ‘mutlu olmanı emrediyorum ve mutlu ol’ militarizmini reddediyorum. Zoraki mutluluk tesis edilemez. Ancak ve ancak insani erdemlerle, insana verilen değerle, insana verilen imkânlarla insan mutlu olur ve sevinir! Hiçbir zaman insan komutla ne mutlu olur ve ne de sevinir. Tam tersine insanın kendi kişiliğini imhaya yönelik her komuta karşı kini, nefreti, isyanı artar.

Eğitim öğretim işi bir yürek, bir gönül işidir! İlim, bir adanmışlık işidir! Öğrenme ve öğretme; insana, düşüncelerine, kişiliğine, haklarına, fikirlerine, bilgisine, ilgisine, bakışına, duruşuna, eylemine, söylemine, geçmişine, bu gününe, yarınına… kıymet vermeyi gerektirir. Bu işi icra edenler; toplumun geleceğini inşa edenlerdir. Toplumu geleceğe hazırlayanlardır. Gereken toplumsal gelişimin, dönüşümün, kalkınmanın, ilerlemenin, yükselmenin mimarlarıdır öğretmenler. Dününü bilenler, bu gününü gerçekleştirenler ve geleceğe de yön verenlerdir öğretmenler. Öğretmenler kişiliklerini, düşüncelerini, kalplerini, yüreklerini, azimlerini, ideallerini, cuntacıların ceplerine koyacak kadar erdemde yoksun insanlar değillerdir! Öğretmenler; toplumu bir beşeri yığın olarak gören, halka, güdülecek bir sürü olarak bakan gözü dönmüşlere eyvallah edecek insanlar değildir, olmamalıdır. Şimdiye kadar her on yılda bir, halkı hizaya getiren, iradesine ipotek koyan postallıların; öğretmenlere gün tayin etmelerinin hiç mi hiç hakkı, yetkisi ve yeterliliği yoktur ve şayet kazara olmuşsa da böyle bir şeyi yok sayıyorum.

İlmin, irfanın, ihsanın, hakkın ve halkın hizmetkârı olan öğretmenler; asli görev ve sorumlukluları böyle bir yok saymayı gerektirir. Çünkü öğretmenler, halkı ve hakkı her şeyin önünde ve üzerinde tutarlar ve tutmalıdırlar. Halkın kültürüne, değerlerine, görüşlerine, kişiliklerine, emellerine, bakışlarına, saygı ve sevgi beslerler. Halkı kırmadan, bozmadan daha ilerlemesine rehberlik ederler. İlim, irfan ile uğraşıp; halkın ve hakkın daha da güç ve anlam kazanmasına önayak olurlar. Hakkın ve halkın önündeki her ne olursa olsun engelleri bütün gücüyle bertaraf edilmesine çalışırlar.

Öğretmenler, insan fıtratının korunmasına ilişkin çalışmalara ön ayaklık ederken; bu fıtratın bozulmasına yönelik çabalara da bütün varlılarıyla karşı dururlar. Bu yönleriyle bakıldığında 24 Kasım’ın öğretmenler günü olarak kutlanması demek; öğretmenlerin, asil kişiliklerine ve sorumluluklarına karşı cephe alması anlamına gelmektedir. Zira bu günü tespit ve emir buyuranlar; insani değerleri ayaklar altı edenlerin ta kendileridirler.

Ne zaman Türkiye’de öğretmenler, engelsiz bir şekilde eğitim öğretim hizmetlerini yapabilirlerse ve kendi özgür iradeleri ile bir gün tespit ederlerse, o günü kendi günleri olarak kutlayabilirler. Ya da evrensel olarak kutlanan günü kutlayabilirler.

Bütün insani erdemlerin önem kazandığı, öğretmenlerin gerçek konumlarını elde ettiği, kişiliklerin aşınmaya tabi tutulmadığı ve yok sayılmadığı; gerçek manada ilme, bilgiye öğrenene ve öğretene değer verildiği günlere ulaşmak dileklerimle…

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.