1. YAZARLAR

  2. Müfid YÜKSEL

  3. Gündeme dair notlar-2
Müfid YÜKSEL

Müfid YÜKSEL

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Gündeme dair notlar-2

A+A-

Son bir haftadır, Irak'taki gelişmeler baş döndürücü bir hızla yol alıyor. Telafer'i ele geçirip, Bağdat kapılarına dayanan IŞİD ve yankıları, bölgedeki son gelişmeler, Orta Doğu'ya ilişkin, ne denirse densin, global bir projenin yürüdüğünü apaçık gösteriyor. Time dergisinde Michael Crowly'nin 'The End Of Iraq-Irak'ın Sonu' başlıklı kapak dosyası bu projeyi neredeyse eleverir şekilde açıklıyor. Bu dosyada görüşlerine başvurulan eski CİA analisti ve Brookings Enstitüsü araştırma görevlisi  Kenneth Pollack 'IŞİD, Sünni bir koalisyonun başıdır' şeklinde açıklamada bulunuyor.

Malum olduğu üzere, 20. yüzyılda, İngiltere'nin başını çektiği düvel-i muazzama Orta Doğu'ya yeni sınırlar çizdi. Osmanlının Birinci Cihan Harbi'nde tasfiyesi ile İngiltere ile Fransa arasında 1916 da ki, Sykes-Picot anlaşması/mutabakatı ile belirtilen çerçevede ulus devletler oluşturuldu. Çoğu yerleri cetvelle çizilen sınırlar oluşturulan yapay ulus-devletlerin sınırları oldu ve aşağı yukarı bugüne değin sürdü. Bu sınırlar bölgede birçok siyasi ve toplumsal bunalım ve çatışmaların, hatta savaşların temelini oluşturdu.

Bölgede, Birinci Cihan Harbi sonrasındaki oluşturulan, sınırlar ve statüko, İsrail devletinin kurulması, Mısır, Suriye, Irak, Libya gibi ülkelerde darbelerle gelen Seküler-Arap milliyetçiliğini esas alan askeri rejimlerin hakim olması dışında, İkinci Dünya Harbi sonrasında da sürdürüldü. 1989-90'da Doğu blokunun çökmesi, Sovyetlerin dağılmasına kadar bu statükodan neredeyse ödün verilmedi.

Bu tarihlerden itibaren, özellikle Birinci Körfez Savaşı esnasında Ortadoğu'daki olası değişimlerin işaretleri açıkça verildi. Yine Time dergisinde, Lisa Beyer'in 24 Eylül 1990 Tarihli, 'Peçeyi Kaldırmak' ve 28 Ocak 1991 Tarihli ' Nasıl Bir Barış' başlıklı yazılarında bu ipuçları, Irak'ın parçalanması, sınırların ve rejimlerin değiştirilip Orta Doğu'da yeni bir sistemin oluşturulması ihtimalleri dahil, net bir şekilde açıklanıyordu. (Her iki makaleyi o tarihlerde tercüme ederek yayınlamıştım.)

1916'da İngiliz Siyasetçi Mark Sykes ile Fransız diplomat François Georges-Picot tarafından kumun üzerine çizilen Orta Doğu sınırlarının baştan problemli olduğu açıktır. Orta Doğu sınırlarının, İngiliz ve Fransız iki şahıs tarafından çizilmesi zaten problemin temel kaynağını teşkil etmektedir. Ancak bugün verilmek istenen yeni şekil de yine bu merkezlerde oluşturulup, daha sofistike bir şekilde, iç dinamikler üzerinde operasyonlar da yapılarak empoze edilmektedir. Ortadoğu'nun iç dinamiklerinin de, yüzyılı aşkındır dışarıdan zorlanarak bu tür değişimlere elverişli hale getirildiğini de unutmamak gerekir.

IŞİD olayının gerçekten, Geleneksel Sünni dinamiklere dayalı bir hareket olup olmadığını, Ehl-i Sünneti temsil edip etmediğini geçen yazıda işlemiştim. Şu bir gerçek ki, IŞİD bir kısım Sünni Arap aşiretlerinin desteğini almasına karşın, bir Ehl-i Sünnet hareketi olmadığı gibi, spontane çıkmış bir hareket de değildir. Ayrıca bu hareketin, Petrol/Doğalgaz boru hatları ve Enerji paylaşımı politika ve stratejilerinden bağımsız düşünülemeyeceği de ortada.

Irak'ın son 60 yıldaki iç ve dış dinamiklerin, planlamaların dayattığı gelişmelerle artık bir arada tutulamayacağı görülüyor. Ancak tüm bu olanların, tabii bir seyirden ziyade dayatılan projelerin sonucu olduğunu da fark etmemek mümkün değil. Parçalanmış üç ayrı devlete bölünmüş bir Irak ve parçalanmış bir Suriye.. 20. yüzyılda yapay çizilen sınırlarla dayatılan ulus-devletlerin yol açtığı bunalım ve felaketlerin bedeli mutlaka bu mu olmalıydı? Böyle bir ihtimâlin bölge halkları ve İslâm dininin bölgedeki geleceğİ açısından olası sonuçları herkesi son derece ürkütmektedir. Etnik ve mezhep çatışmalarının korkunç boyutlarda biteviye süregeleceği bir bölge haline gelmesi ihtimali uzak değildir. Sonuç olarak, tüm bu olaylar daha uzun vadede İslâm dininin, İslâmiyet'in Anadolu ve Mezopotamya'dan/Kürdistan'dan kovulup, Arap yarımadasına hapsedilmesi projesinin bir parçası mı? diye sormak abesle iştigâl olmaz herhalde. Bu kadar zamandır, bölge insanları ve siyasi aktörleri kendilerine ait bir toplumsal ve siyasi proje ve uzun vâdeli stratejiler geliştiremedi. Sürekli, bölge dışından öngörülen projelerin nesneleri haline geldiler. Bölgedeki yerel siyasi aktörlerin, İslâmi olanların çoğu dahil, özellikle son dönemlerde, bilerek veya bilmeyerek bu tarz projelerin araçları haline geldikleri de gözlemlenmektedir. Geleceğe ilişkin bir ümit ışığı görmek umuduyla..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.