1. YAZARLAR

  2. Hilâl Kaplan

  3. Gül'ün ziyaretinin perde arkası
Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Gül'ün ziyaretinin perde arkası

A+A-

Birleşmiş Milletler 68. Genel Kurulu'nu gözlemlemek üzere, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve beraberindeki heyetle beraber New York'tayız. Cumhurbaşkanı Gül'ün iki gün üst üste uçakta ve Türk Evi'nde verdiği mülakatların ayrıntılarını okudunuz. Bu yazıda mülakatlarda söylenenlerin ve genel olarak bu geniş kapsamlı BM gezisinin alt metnini okumaya çalışacağız. Önce biraz malumatfuruşluk yapalım:

Cumhurbaşkanı Gül, Pazartesi günü önce Merrill Lynch tarafından düzenlenen etkinliğe, öğleden sonra da Coca Cola CEO'su Muhtar Kent'in öncülük ettiği ABD-Türkiye İş Konseyi'nin evsahipliğindeki çalışma yemeğine katıldı. Dün başlayan BM zirvesi sırasında pek çok devlet lideriyle görüşecek olan Gül'ün randevuları arasında Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, BM-Arap Ligi Suriye Özel Temsilcisi Brahimi ve Katar Devleti Emiri Al Thani de bulunuyor. Bu randevu trafiği Cumhurbaşkanı Gül'ün neden Suriye'ye 'birinci gündem maddemiz' dediğini de açıklar nitelikte...

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Gül'ün randevu verdiği pek çok basın yayın organı da var. Washington Post gazetesi, CNN'den Ferit Zekeriya mülakatı ve Foreign Affairs röportajı ile New York Times gazetesi Yazı İşleri Kurulu'yla yapılacak özel toplantı bunların başında geliyor. Dış İlişkiler Konseyi (CFR) ve Princeton Üniversitesi'nde de iki ayrı konuşma yapacak olan Cumhurbaşkanı Gül'ü oldukça yoğun bir program bekliyor.

Görüldüğü üzere, Cumhurbaşkanı Gül'ün programı, olağan bir BM Genel Kurulu toplantısının sınırlarını ziyadesiyle aşıyor. Diğer senelerdeki programlardan da üst düzeyde yüklü bir randevu trafiği söz konusu. İş çevrelerinden medyaya, akademiden think-tank kuruluşlarına kadar nerdeyse temas edilmedik alan kalmamış.

Sayın Gül'ün, belki de Cumhurbaşkanı olarak son kez katılacağı BM Genel Kurulu çerçevesindeki etkinlikler, bir devlet adamı olarak kendisinden çok, son aylarda imajı yıpranmış olan Türkiye'nin prestijine katkı sağlamaya yönelik elbette. Nitekim bu program sırasında, Cumhurbaşkanı'nın takınacağı tavrın da Gezi olayları sırasında iç kamuoyunda olduğu kadar dış kamuoyunda da yaratılmaya çalışılan 'Erdoğan kötü, Gül iyi' şeklindeki formülasyonu da boşa çıkarma potansiyeli oldukça büyük.

Bundan daha da elzemi, Suriye meselesindeki yeni mevzilenmeler bağlamında Türkiye'nin pozisyonunu daha iyi anlatma ve temsil etme, Cumhurbaşkanı'na ek olarak heyette bulunan Bakan Davutoğlu'nun da yapacağı görüşmeler çerçevesinde diplomatik ağın kuvvetlendirilmesine vesile olma ve nihayetinde varılacak bir 'siyasî çözüm' üzerinde söz hakkını güçlendirme olabilir.

Hülasa, Cumhurbaşkanı Gül'ün yoğun ama anlamlı çalışma takvimi, birden çok müsbet gelişmeye kapı aralayacak gibi görünüyor.

Biri 'açık toplum' mu dedi?

Central Park'ın yakınında, Amerika'yı 'keşfetmese' de keşfetmiş gibi yaptığımız Christopher Columbus adına bir meydan var. Ortada Columbus'un heybetli bir heykeli, etrafı küçük bir havuzla çevrelenmiş bir saygı abidesi gibi duruyor. Heykelin altında 'O, dünyaya bir dünya verdi' yazıyor. Bu, adı bir resmî bayrama da verilmiş olan Columbus'un Amerika'daki yirmiye yakın heykelinden sadece birisi.

Yüz bin ile milyonlar arasında değişen sayıda insanın katline ve sömürüsüne sebep olmuş, kendi döneminin 'insan hakları' anlayışı çerçevesinde bile 'tiranlık ve zalimlik'ten yargılanmış ilkel bir adamın anısına hiçbir şey olmamış gibi heykel yapıyorsun; Kızılderili vatandaşlarını da yarım ağızla söylenmiş bir 'üzgünüz' ve 'azınlık olarak şuralarda istediğiniz gibi yaşayın' kartı vererek yolluyorsun. İşte bunlar hep açık toplum... 

Önceki ve Sonraki Yazılar